KABORÜKO

KABORÜKO
KABORÜKO

Resim: REHA BARIŞ

Aslı Tohumcu, Ateş karakterini yaratmış, onu ete kemiğe büründürdükten sonra hınzırca salıvermiş aramıza. Ateş, eğlenceli bir hayatı kendi kendine yakalamış, eleştirilerini bile eğlencesiyle yoğurarak anlatan bir çocuk
Haber: GÖRKEM YELTAN - görkem@yeltan.com / Arşivi

Bombastik ve süpersonik biri

Bodrumda tatlı bir yağmur yağıyor. Ağaçların, otların ve çiçeklerin banyo yapmış kokuları mis gibi kaplamış her yanımızı. Deniz daha güzel görünüyor gözüme. Yağmuru özlemişim herhalde. Denizin üzerine düşen damlaları bile büyük bir hayranlıkla izliyorum. Elimde daha önce okuyup sevdiğim bir kitap . Yağmur yağarken bu kitabın bana eşlik etmesini istiyorum. Yağmurun sesi kadar keyifli geleceğinden, beni iyi edeceğinden eminim.
Aslı Tohumcu, Ateş karakterini yaratmış, onu ete kemiğe büründürdükten sonra hınzırca salıvermiş aramıza. “Bombastik”, “Süpersonik” kelimelerinin arasından akıp giden bir beste sunmuş bize. Tohumcu’nun karakteri Ateş kırmızı yanakları, belirgin saçlarıyla ahenk içinde gezinirken, yağmur da tıpkı onlar gibi sesler çıkarıyor. Ateş, eğlenceli bir hayatı kendi kendine yakalamış, eleştirilerini bile eğlencesiyle yoğurarak bize anlatan bir çocuk . Okurla konuşurken vurdumduymaz diye seviyorum ben onu. Her şeyi tam hissettiği gibi anlattığı, hissettiklerine kendince başka isimler koyduğu, içten ve sıcak olduğu için. Sakın aklınıza akıllı uslu biri gelmesin. Akıllı olduğu kesin, uslu olduğunu bir yerlerde duysanız gülmekten katılacağınız bir çocuk Ateş.
Tertemiz bir dil, insanı içinde tutan tatlı bir akış var kitapta. Hemencecik kendini okutuyor. Sızlanıyor, sorular soruyor, eve yeni gelen bebekten şikayet ediyor, anlamlandırmaya çalışırken bizi de sokuyor o kalabalık düşüncelerinin içine. Aslı Tohumcu’nun matrak bulduklarının içinde sağa sola bakına bakına gezeceğiniz bir yolculuğun ortasında buluveriyorsunuz kendinizi. Elbette Ateş’i bir saniye gözünüzün önünden ayırmadan.
‘Üç, İkiii, Birr, Ateş!’ Can Çocuk imzalı. Reha Barış’ın çizimleri eşlik etmiş Tohumcu’nun eğlenceli satırlarına. Niye bitti bu kadar çabuk diyorum kitabı bitirdiğimde. Elbette Ateş’le karşılaşacağımızı, başka kitapların geleceğini biliyorum ama bitmese, başka maceralara ilerlesek... Bu kez uzaylılarla değil de başka bir yerlerde başka şeylerle karşılaşsak. Aceleci olmaya gerek yok elbette. Bu kitap Ateş’le, bu dille karşılaştığımız ilk kitap. Aslı Tohumcu’nun yetenekli kalemi, muzip hayal gücüne böylesine eşlik ettikçe, durmadan üretecek ve elbette bizi yalnız bırakmayacak. Yine de insan heyecanlandığı yazarlar söz konusu olduğunda, okumaya doyamayabiliyor. 

Yazarın diğer kitapları
Aslı Tohumcu’nun son kitabını konuk ettik Kaborüko’da bugün . Diğer kitaplarını sevdiğim bu yazarın çocuk kitabını okurken, bazen çocuk kitabı dışındaki kitapları da ustalıkla yazan yazarın aynı yazar olduğundan şüpheye düşerek okudum ben kitabı. Tohumcu bu anlamda da hayranlık uyandıracak bir duruşa sahip. Üstelik ilk okumam talihsiz bir döneme denk geldiği için; mutlu olduğum, huzur bulduğum, kokularını sevdiğim bir yerde tekrar okumam kitabın bu kadar çabuk bitişinin bende yarattığına yani yenisini hemen okuma sabırsızlığına sürükledi beni. En kısa zamanda Ateş’le tanışmanız dileği ile. Ne kadar çabuk rastlarsanız ona, diğer maceralarına da hazırlıklı olacaksınız ve benim gibi beklemeye başlayacaksınız.

Kız kardeşim bir köpek olabilir mi?
Hayatımın mahvolduğu günü çok iyi hatırlıyorum: Kız kardeşimin doğduğu gün! Kardeşimi hastaneden eve getirdiklerinde, “Bu kız geldi, gitmez artık!” diye düşünmüştüm. Doğru düşünmüşüm. Aylar geçti bir yere gittiği yok, aksine eve iyice yerleşti.
Oysa o doğmadan önce ne kadar süper bir hayatımız vardı. Annemle babam tepemi attırdığında canım çıkana kadar tepinir, beş dakika daha televizyon seyretmeme izin vermediklerinde yaygarayı koparır, haftanın üç beş gecesi annemlerin yatağında uyurdum. Bilin bakalım şimdi bunları kim yapıyor? Doğru bildiniz, bebek hanım!
Bir kere, annemler sürekli gürültü etmememi söyleyip duruyor. Hiç konuşmayacaksak, canımız istedikçe çığlık atmayacaksak çenemiz niye var, sorarım size!
Aldığım cezalara da zam geldi bu arada. Şöyle anlatayım... Mesela kötü söz söylememin cezası odama gidip ne yaptığımı düşünmek miydi! Kardeşim doğduğundan beri bütün haftasonu çizgi film seyretmemek!
Bu kardeş denen yaratıkları, beğenmediğimiz hediyeler gibi, başka bir şeyle değiştiremez miyiz acaba? Işıklı bir su tabancası ya da bir meyve sıkacağıyla mesela. Meyve suyuna bayılırım da!
Başka nasıl mahvoldu hayatın derseniz... Ne zaman oyuncak diye tuttursam, babam, “Masrafımız arttı Ateş’çim. Tutumlu davranmak zorundayız,” diyor. Masraf çıkaran sizsiniz, neden tutumlu davranmak zorunda kalan ben olayım? Çocuk yaparken bana mı sordunuz arkadaş!
Eskisi kadar çok gezmeye de gidemiyoruz artık. Çünkü kardeşim ya hastalanıyor, ya gazı oluyor ya da kakasını yapamıyor. Ben kakamı yapamadım desem, Leman halam hemen, “Sus terbiyesiz,” der. Ama Tomtom yapamayınca milletin ağzından ‘kaka’nın dışında laf çıkmıyor. Yok, kakası koyu yeşil renkte ve lopmuş da... Yok, açık kahve renkte ama poposuna sıvanıkmış da... Bazen Tomtom’un kaka yapmasına bir seviniyorlar ki, pes!
Nedir yani, ben her öğlen yapıyorum okulda. Bana madalya takan olmadı daha. Bir keresinde hapşırınca burnumdan fırlayan sümüğü anneme göstermiştim de... Ne tiksinçliğim kalmıştı, ne iğrençliğim. Bir de hep kızların ezildiğini söylerler. Gelip benim hayatıma baksınlar. Bu dünyada benim kadar hakkı yenen başka bir çocuk var mıdır acaba? Kitaptan


    ETİKETLER:

    zam

    ,

    kitap

    ,

    Bugün

    ,

    Çocuk

    ,

    Kahve

    ,

    Kız

    ,

    Kırmızı

    ,

    yazar

    ,

    film

    ,

    zaman

    ,

    madalya