Kaç millet, kaç devlet?

Kaç millet, kaç devlet?
Kaç millet, kaç devlet?
'Balkan Yarımadasında Kürtler' Balkanlar'a yayılan Kürtlerin izini sürüyor. Kitaptaki verileri, bugün Türkiye'de ne Kürt ne de Türk milliyetçiliğinin zemini olmadığını gösteren çok önemli bilgiler olarak ele almak mümkün
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

Özellikle son çeyrek yüzyılda memleketimizde ‘millet’, ‘milliyet’ ve ‘milliyetçilik’ meseleleri iyice birbirine girdi. Belki de Kürt hareketinin varlığı ve sorunun bir türlü çözülememesi, her alanda ‘kimlik’ konusunu öne çıkardı. Eskiden pek de önemli olmayan bir sürü ‘kimlik’ yeniden canlandı. Bu ‘kimlik’ler kendilerini detaylandırma ve pekiştirme ihtiyacı duymaya başladı.
Ali Husein Kerim tarafından kaleme alınan ‘Balkan Yarımadasında Kürtler’ adlı kitap da, ortak dil kökenlerinden ve gerek göçler, gerek savaşlar, gerekse Osmanlı fetihlerinin bir neticesi olarak yerleşmeler biçiminde Balkanlar’a yayılan Kürtlerin izini sürüyor. Oldukça zengin bir örneklem kullanılan kitapta, kurulan bağlantıların ne kadar gerçekçi, ne kadar zorlama olduğu, tarihçiler ve dil uzmanlarının çözmesi gereken bir konu. Ne var ki, kitaptaki verileri, her ne kadar bir Kürt milli kimlik pekiştirmesi için kullanılmış olsalar da, tersinden, yani bugün Türkiye ’de ne Kürt, ne de Türk milliyetçiliğinin zemini olmadığını gösteren çok önemli bilgiler olarak ele almak mümkün. Yani niyete bağlı okuma yapabileceğiniz bir kitapla karşı karşıyasınız… Bir örnek alalım: 

Vay be Kürtler neymiş!
“Başbakanlık arşivi Osmanlı Tahrir defterleri incelendiğinde Kürtlerin Anadolu’nun çok geniş blir kesimine yayıldıklarını göreceğiz. Hatta bugün Kürt düşmanlığı yapanların çoğunun asılları Kürt olarak ortaya çıkacaktır. Rumeli’den Anadolu’ya geldiklerini ve Kürtlükle hiçbir alakaları olmadığını ileri sürenler yanılıyor. Onlardanbirçoğu Rumeli’ye tehcir ve sürgün edilen Kürt kitlelerinden arta kalanlardır. Başbakanlık arşivi, 23 numaralı defter, yaprak 67V’de iki önemli kayıt vardır. Bu kayıt Geyve’de Oruç Beyi ve oğullarına tabi olan Absafi Kürdleri ile Karagülü Kürdleri ‘Rum iline sürülüb perekende olmuşlar’ denmektedir.”
Dahası kitap, pek çok Kürt aşiretinin sürüldüğü ya da gönül rızasıyla yerleştiği yerleri, hatta Romanya’daki Kürtçe yerleşim adlarını bile detaylı bir şekilde sıralıyor. Yani kitabı nasıl okuduğunuza bağlı olarak, çıkaracağınız sonuç da belirlenecektir: “Vay be! Kürtler neymiş, tüm Avrupa’ya yayılmış ve etkilemişler; Roma’yı bile onlar kurmuş!” türünden bir sonuca varabileceğiniz gibi, “Bu Anadolu, hatta Balkanlar, hatta tüm Ortadoğu öyle bir yer ki, aslında burada milliyetçilik ve milliyetler üzerinden bölünmek kadar saçma bir şey olamaz,” da diyebilirsiniz. Sakın yanlış anlaşılmasın, bu fikir, Orta Asya’dan gelip her bir tarafı fethettiği düşünülen ‘şanlı Türk milleti’ fikri üzerine kurulu Türkçülük açısından da aynen geçerlidir. Zaten insanın bir Orta Asya’daki Özbeklerin ya da Türkmenlerin tipine, bir de aynaya bakması yeterlidir. 

Naif bir fantezi
O halde, sulama kanallarını keşfederek ilk büyük ölçekli tarımı gerçekleştiren Sümerler’den bu yana ‘medeniyet’ denilen süreç açısından muazzam önem taşıyan bu coğrafyanın, fetihlerle, savaşlarla, aşırı sulama sonucu tuzlanan topraklardan göçlerle, yerlerine yenilerinin gelmesiyle, insani bakımdan tarihin en çok harmanlanan yeri olduğunu teslim etmek gerekir. ‘Karışmamış’ bir ırk bulmanın olanaksız olduğu yer işte tam da burasıdır. Her cinsten insanın bulunduğu ABD’de bile karışmamış yerli kabileleri bulabilirsiniz ama Anadolu’da karışmamış bir topluluğa rastlayamazsınız… Anlı şanlı komutanların o muhteşem savaşları ve ortada kalıp bir oraya, bir buraya sürüklenen marabalar, baldırıçıplaklar… Şimdi bir milletin unsuru sayılan kabilelerin hangisinden oldukları ne fark eder ki?
Ve kim bilir, hep birlikte bir çeşit tuhaf salgına kapılsak, topluca biraz akılcı düşünmeye başlasak, belki de milliyetçiliği aşan yepyeni bir insanlık kültürü de ilk kez bu topraklarda yeşerebilir… Ve böylelikle gencecik insanlar, nasıl başladığını bile bilmedikleri bir savaşta birbirlerini öldürmeye kodlanmazlar…
Ne dersiniz, çok mu naif bir fantezi?..

BALKAN YARIMADASINDA KÜRTLER
Ali Husein Kerim
Evrensel Basım Yayın
2011, 368 sayfa, 17 TL.



Meğer Asena Kürtmüş!
Bizde yaratılan kart-kurt karikatürü, Kenan Evren’le birlikte tarih oldu. Lakin Kürt tanımının nereden geldiği konusunda hâlâ farklı tezler var. ‘Balkan Yarımadasında Kürtler’ kitabında, ‘Kürt’ün ‘Guti’ kelimesinin değişikliğe uğramasıyla meydana geldiği öne sürülüyor. Gutilere ilk dönemlerde ‘Gurti’ denirmiş ki bu da ‘Kurt gibi saldırgan’ manasına geliyormuş. Yani, dağlık bölgelerde yaşayan ve kendilerini kurtlarla özdeşleştiren halklardan biriyle daha karşı karşıyayız. Yine bölgede yerleşik Getler ve Dakialılar da kurt sembolünü kullanırmış. Bu sembolün Türki bazı halklarda da görüldüğünü ama esas olarak Hint-Avrupa halklarında yaygın olduğunu savunan kitap bu noktada ciddi bir yanılgıya düşüyor. Orta Asya’da mukim Moğol / Türk kabile veya boylarında kurt ve geyik sembolleri neredeyse bir kaide gibiydi. Kuzey Amerika yerlilerinde de son derece yaygın olan bu sembol, aslında coğrafya ve o coğrafyadaki hayvanlarla izah edilebilir bir durum.
Neyse… Kitapta Gutilerin mirasçısı olarak takdim edilen Kürtlerin kurt sembolünün de mirasçısı olduğu, ne var ki, 20. Yüzyıl’dan itibaren adım adım bu sembolü kullanmaktan vazgeçtikleri çünkü Türkiye’deki ‘Turancı’ akımların ‘kurt’ motifini ırkçılığın sembolü haline getirdikleri vurgulanıyor. ‘Demirden dağ’ ve ‘Asena’ arasında bir ilişki kuran yazar, ‘demir’in İrani dillerde ‘asen’, ‘asin’, ‘ahen’ ve ‘hesin’ olarak bilindiğini belirttikten sonra, Türkçenin kökeninde dişil ve eril belirtmeler olmadığına dikkat çekiyor. Hint-Avrupa dillerinin bir özelliği olarak adı geçen kelimelerin dişil ifadelerinin ‘Asena’, ‘Asina’ ve ‘Hesina’ haline geldiğini anlatıyor. Bundan dolayı, Ergenekon Destanı’nın da Hint-Avrupa dillerini kullanan ve Avrupa’dan Mezopotamya’ya kadar farklı coğrafyalara yayılan Guti, Got, Jat, Med veya İskitlerden alındığı tahmin ediliyor. ‘Asen’ veya ‘Asena’nın Hint-Avrupa çıkışlı olduğundan kuşku duymayan yazar, İskandinav tanrılarına Asen, tanrıçalarına da Asena dendiğini buna kanıt olarak gösteriyor…
Ultra Türkçüler bu işe biraz bozulmuş olabilir ama aynı kaderin Romalıları ve onların İtalyan torunlarını da sarsacağını söylersek, bu belki bir teselli olabilir. Nitekim kitabın yazarı Ali Husein Kerim, “Öyle anlaşılıyor ki Roma’nın dişi kurt efsanesi de Kuzey Mezopotamya kökenlidir. Etrüsklerin kökeni de oralıdır,” diye yazıyor. Ve bu iddiayı Kürtlerin Etruşi adlı aşiret konfederasyonuna ve Etruş adındaki mıntıkaya dayandırıyor… Kendi adıma, bağlantıyı algılamakta güçlük çeksem de, Ertuşi aşiretinin başlıca üye aşiretleri olarak, Alan, Ezdinan, Gewdan, Hewiştan, Graviyan, Mamxuran, Xuleylan, Qeşuran, Piran, Şerefan, Şidan, Zewkan, Ziriqi, Zeydan, Zilan aşiretleri sayıldıktan sonra, “Görüldüğü gibi İtalya yarımadasında Roma şehrinin kurucuları olan Etrüskler Van Gölü dolaylarında Ertuşi adıyla varlıklarını halen devam ettirmektedirler,” deniyor.
Şimdi bu ve benzeri tezlere sahip kitabı okuduğumuzda ve kitapta yer alan “Kürtlerin ‘resmi tarih tezi’ oluşturma şansları bile olmamıştır. Çünkü tarih bilincinin oluşmasını sağlayacak tüm birikim ve verilerden mahrum bırakılmışlardır,” ifadelerini dikkate aldığımızda, Ali Husein Kerim’in Kürtler için yepyeni bir ‘Güneş Dil Teorisi’ mi oluşturmaya soyunduğu şüphesine pekâlâ kapılabiliriz. Bunu konunun uzmanları değerlendirecektir. Yine de, ne diyelim, herkesin kendi ‘resmi tezler’ini yaratma hakkı vardır…