Kadın dediğin...

Kadın dediğin...
Kadın dediğin...
Anlatı yapısını kadınlık üzerine kuran ve kahramanları hep kadınlar olan Seray Şahiner'in hikâyeleri, çift sesli kadın edebiyatının son zamanlardaki en başarılı örnekleri
Haber: HANDE ÖĞÜT - handeogut@gmail.com / Arşivi

Reyhan, Sibel, Ayşe, Nergis, Nurgül, Didem, Elif; İstanbul’un orta sınıf mahallelerinden birinde oturan, birbirinden haberdar olan, olmayan, birbirine rakip, suretleri teğet geçen, kaderleri buluşan kadınlar… Kuaför, ağdacı, ev kadını, lisanüstü öğrencisi, bir adamın esas sevgilisi, meşru kadın , gizli özne. Filmlerden öğrenilen aşkın, masallardan kurgulanan geleceğin, pozitif düşünce kitaplarının aktardığı iyimserliğin, geleneğin sorguladığı cinselliğin, hoyrat ve kaba erkekliğin ortasında kendilerine bir hayat biçmeye çalışan bu kadınlar, Seray Şahiner’in yeni kitabı ‘Hanımların Dikkatine’nin kahramanları…
Şahiner onlara dair hikâyeler anlatırken, tüm bu kadınlar birer hikâye kahramanı olmaktan çıkıp kendi sesleriyle duygularını, deneyimlerini aktarıyorlar okura; ‘gerçek’ oluyorlar. İçlerine dahil oldukları hikâye kadar, -ama belki daha çok- fazlaca önemsenmeyen deneyimleri aktarma biçimleriyle değerliler. Kadınların deneyim anlatıları çünkü bizi ‘kadınlık bilgisi’ne ulaştıran önemli politik araçlardan biridir. Toplumsal cinsiyet inşasını ve güç ilişkilerini anlayabilmek için kadınların gündelik yaşam pratiklerine bakmak gerekir ki Şahiner’in hikâyeleri, ev içlerinde, mahallelerde, konfeksiyon atölyelerinde, kuaför salonlarında, belediye parklarında, kadınlar arası sohbetlerde dolayımlanan kadınlara mahsus iç bilgiyle, gerçek hayatta bilinmesi/eylenmesi gerekenleri karşı karşıya getiriyor. Seslerini hemcinsleriyle yaptıkları mahrem ve özel sohbetlerde ve kendi kendilerine konuşmakta buluyor, söylemsel güç alanlarını kara mizahla, itiraflarla, dedikodu denilen gizli etkinlikle oluşturuyor bu kadınlar. Müstehcen espriler yapıyor, argo sözcükler kullanıyor, böylelikle cinsellik hakkında konuşma baskısını ortadan kaldırırken, çatışma yaratan duyguların açık dışavurumuna karşı olan baskıyı yok ediyorlar. Bir erkek için yanıyor tutuşuyor görünseler de söylemlerindeki ve iç seslerindeki ani dönüşler, kesintiler, tezatlar, alaycı iğnelemeler, gelgitler erkeklere ve onların yarattığı sisteme öfkeyle dolu. Bunu en çok kendi kendileriyle olan konuşmalarında duyuyoruz. 

Kafa karıştıran söylemler
Hem anlatı yapısını kadınlık üzerine kuran, hem de kahramanları hep kadınlar olan Şahiner’in hikâyeleri bu yönüyle, çift sesli kadın edebiyatının son zamanlardaki en başarılı örnekleri. Hem çevrelerinde, dış gerçeklikte, hem hayallerinde ve iç dünyalarında yaşayan kadınların iç seslerinde, hatta beden dillerinde bambaşka metinler var; hayaller, olasılıklar, korkular, içsel gerçeklikler, öğrenilen kadınlık bilgisi var. Kadının dili konuşurken aslında dil tarafından konuşulduğunu, ürettiği anlamların çoğunun kendi eserleri olmayıp bilinçdışı olarak dilde aktarılan koşullar altında gerçekleştirdiğini de bu iç sesler gösteriyor bize. Erkekleri elde tutmanın yollarını, tavizlerin sınırını, meme dikliğinin nasıl hesaplanacağını, bir erkeğin asıl kadını nasıl olunacağını, aldatan erkeğin gizlice nasıl takip edileceğini, göğüs çatalının en iyi nasıl gösterileceğini, bikini bölgesinin temizliğini, cilt bakımı ve makyaj inceliklerini de… Tüm bu ayrıntılar, patriyarkanın ve geleneğin şekillendirdiği, mahalle baskısının susturduğu kadınların aynı zamanda, sınıfsal ve kültürel fark olmaksızın moda, reklamlar, melodramlar, romanslar ve popüler kültür iletilerinin ablukası altında olduğunu gösteriyor. Onları ikileme sokan, kafalarını karıştıran sanki bu söylemler. Kadınların, beslenmelerinden konuşmalarına, giyinmelerinden sevişmelerine kadar hemen her düzeyde başkaları tarafından nasıl biçimlendirildiklerini anlatan hikâyeler, egemen erkek ideolojinin belirli söylemler aracılığıyla nasıl benimsettirildiğini hatta bizzat kadınların ‘kadın olmak böyle bir şey olmalı’ tanımlarıyla erkek merkezli ideolojiyi kendilerinin de nasıl ürettiklerini araştırıyor.
‘Kadın dediğin mutfakta aşçı, salonda hanfendi, kütüphanede entelektüel, bienalde küratör, sokakta serseri, yatakta orospu olmalıydı’, yüksek lisansını sürdürden, felsefe eğitimi almış Sibel’e göre. İkinci kadındır Sibel. 25’ine gelene kadar en harika erkeği beklemiş sonrasındaysa kaderine razı olmuştur. Kendisiyle ‘Orospumsun sen benim’ diyerek sevişen Mehmet’i sevme hastalığından kurtulamaz. Mehmet’in, esas kadınlığı elden bırakmamaya kararlı ilk sevgilisi Ayşe’ye göreyse ‘bir adamı onun hem annesi, hem sevgilisi, hem metresi, hem en yakın arkadaşı, hem kızı, hem de inşallah karısı olabileceğine inandırmak’tır kadınlık. Aldatıldığını bilmesine rağmen bırakmaz savaşı. Mehmet onu arkadaşlarıyla, ailesiyle tanıştırmış, sosyal hayatına almıştır. Demek ki seviyor, onu ‘evlenilecek kız olarak görüyor’dur. Savaş muhabiri olmayı hayal eden Nergis, kendisini zerre kadar önemsemeyen doktor sevgilisi için her türlü fedakârlığa, aşağılanmaya razıdır. Edebiyat okumuştur ama kendini her konuda geliştirmeli, ‘ne orijinal kız’ olmalıdır. Erkeklerin yanında huzur bulduğu ama bir o kadar da enteresan yanları olan, esprili, ayaklarının üzerinde duran, hayatın zevklerine varan kadınlardır onlar! Aynı mahallede, aynı günde sesleri birbirine karışan bu kadınların en büyüğü, on ikisinde yaşlı bir kadına yatılı bakıcı verilmiş, okuyamamış, kocası tarafından, üstelik de bir erkekle aldatılan Reyhan Hanım ise gençliğinde, idealindeki kadını Türkan Şoray’da bulup, melodramlardaki hayatlara öykünürken, reklamlardaki güzellik kandırmacalarına aldanan bir kadına dönüşmüştür orta yaşlarında. Reklam ya da film yıldızlarında vücut bulan romans kahramanları, mevcut ideolojilerle örtüşen geçerli kadınlık kodlarının oluşturulmasında temel işleve sahiptir. Tania Modieski’nin belirttiği gibi bir melodram kadını pekâlâ hukuk veya tıp gibi alanlarda yer alabilir ama işte bile zihni aşk hayatıyla meşguldür. Ne var ki hiçbiri de aşkı hayallerindeki gibi yaşayamaz. Romansların ya da moda ve güzellik sektörünün yarattığı streotipleri, verili rolleri ve cinsiyetçi davranış kalıplarını içselleştirerek beklentilerini, hayallerini ve hayalkırıklıklarını anlamlandıran kadınların özvarlıklarına sahip çıkma konusunda nasıl zorlandıklarını gösteren Şahiner’in hikâyelerini eril değerleri yeniden üretme riskinden koruyan ise kullandığı dil ve üslup… Muhteşem gözlem gücünü, sınırsız detayla zenginleştiren, ironi ve kara mizahla ören bu söylemde kadınlar olup bitenin farkındalar. Her kadının bir faşiste âşık olacağı bilgisinden hareketle kendilerini acımasızca eleştiriyor, gülünecek hallerine gülüyor, toplumdaki kadınlık tanımı ve bu tanımın kadınlara nasıl mal edildiği ile hesaplaşıyorlar. Kızgınlık üzerinden üretilen kara mizah, kadın diline muhalif bir ivme kazandırıyor. 

HANIMLARIN DİKKATİNE
Seray Şahiner
Can Yayınları
2011, 224 sayfa, 15 TL.