'Kafa açıcı' bir egzersiz

'Kafa açıcı' bir egzersiz
'Kafa açıcı' bir egzersiz
Alain de Botton'un modern ruhlara bir tavsiyesi var: Sorunların birçoğu, dinler tarafından bulunan çözümlerle iyileştirilebilir, yeter ki bu çözümler içine doğdukları o doğaüstü yapıdan çıkarılsınlar
Haber: GÜL KORKMAZ / Arşivi

Din denildi mi akan sular duruyor buralarda, inanan da inanmayan da bir başka tartışıyor onu. İki taraf da kendisinden emin, iki taraf da gayet net. İnanmayanlar genellikle bilimle gidiyorlar inananların üzerine. Dinin ‘doğrudur’ dediği her şeyi çürütmeye hazır bir tavırla bir düşman gibi yaklaşıyorlar tüm dinlere. Kimisine daha ağırdan alarak, kimisine daha acımasız, kimisine dalga geçerek... Ama inanmayanın düşmanı oluveriyor din. İnananın da, elbette ve doğal olarak, taptığı tanrısı...
Böyle bir giriş yapınca ardından “Oysa ikisi de biraz yumuşasa, o düşmanlıktan vazgeçse...” diye devam edileceğini bekliyorsanız, peşin peşin söyleyelim, ana fikrin bununla uzaktan yakından ilgisi yok. Dinlerin birbirlerine duyduğu düşmanlığın, inananın inanmayana, inanmayanın inananın inancına hissettiği karşıtlığın elbette sosyolojik birtakım açıklamaları var. Ama konu bu değil...
Alain de Botton son zamanlarda fena halde ilgi gören yazarlardan biri. Nedeni de basit; okuyanda ‘beni anlatıyor’ duygusunu uyandırmayı başarıyor. Üstelik gündelik hayat , felsefe ve insan ilişkileri konularında iki kelam etmeye çalışan çoğu yazar gibi zırvalamıyor da... Gerçeği olduğu gibi söylüyor. ‘Ateistler İçin Din’de de dobra dobra giriş yapıyor konuya:
Zaman kazanmak için, bu projenin daha en başında okurları üzücü bir biçimde kaybetme riskini de alarak hiçbir dinin olası hiçbir anlamda doğru olmadığını açıkça söyleyelim. Bu kitap , mucizelere, yanan fundalıklardaki hayalet öykülerine inanmayı beceremeyen, sıra dışı kadın ve erkeklerin serüvenlerine derin bir ilgi duymayanlar için yazılmıştır.”
Kitabın adına göre epey çarpıcı bir giriş değil mi? Okur, nasıl olacak da dini ateistlerle aynı çuvala koyacak bakalım diye düşünürken, son sözü peşin peşin en başta söylüyor Botton. İyi de yapıyor. Çünkü bu kitabın, dini ateistlere “cici” halleriyle göstermek amacıyla yazıldığını düşünerek okunması yazık olurdu. Alain de Botton’un amacı da tek bir satırda bile dinleri yüceltmek, onları savunmak değil. Üstelik tersi de değil; dinleri yermeye falan da çalışmıyor. Sadece her konuda yaptığı gibi, bu konuda da okuru, özellikle de inanmayan okuru, çenesinden tutup yüzünü hafifçe çevirerek başka bir tarafa bakmasını sağlıyor. Ve o taraf aslında bir ‘taraf’ değil. 

Dinleri küçümsemiyor da yüceltmiyor da
Başta da dediğimiz gibi, inanmayanlar için din yalnızca bir düşman olabilir. Bazen korkunç ve ‘şeytani’, insanlık için mutlaka yıkılması gereken bir düşman, bazen küçümsenen, alay konusu olan, eğlenilen bir düşman. Ama bu savaş yüzyıllardır sürüyor, bazen şiddetlenerek, bazen durularak. İşte tam da bu savaşın ortasından, Alain de Botton bize belki de unuttuğumuz bir şeyi hatırlatıyor: Dünyayı değiştirmeyi en çok dinlerin başardığı gerçeğini... Botton’a göre belki de din dışındaki hiçbir kavram, ideoloji, his ya da başka bir şey dünyayı dinler kadar değiştirmedi, değiştirmesi de mümkün değildi. Çünkü dinlerde olan ve diğer kavramlarda olmayan bazı şeyler var. Dinlerin bir stratejisi var bir kere ve bu stratejiyi seküler hayata uygularsak, işte o zaman her şey bambaşka olabilir.
Evet, tam olarak bunu öneriyor Botton ve bundan sonra da başlıyor ateistlere seslenmeye. Kabaca anlatacak olursak, dinlerin içeriğine değil de, biçimine, hatta biçemine işaret ediyor Botton. İzledikleri yollara bakıyor, gidiş haritalarını inceliyor. Modern hayatın eksikliklerine göz atıp, dinde olup da din olmayanda olmayan ne var, onu eşeliyor. Ve elbette her adımında, dinleri küçümsemiyor da, yüceltmiyor da, yalnızca onlardan mutlaka bir şeyler öğrenilmesi gerektiği fikriyle ilerliyor. Bunu yaparken eleştirdiği bir taraf varsa, o da ateistler cephesi oluyor. Çünkü Alain de Botton’a göre ateizm öğrenmiyor ve öğrenmediği için de dinlerden geride kalıyor. Seküler hayatın zorluğu da bu yüzden. Bu yüzden başyapıtlar çıkmıyor ateistlerden, tekdüze ve teknik eserler çıkıyor. Bu yüzden toplumsal gerilimler daha sıkı, insanlar birbirlerine daha az güveniyor. Özcesi, dinde olup da ateizmde olmayan çok şey var. Ve inanmasanız da bunları anlamanız, dinsiz ama huzurlu bir toplum için en önemli şartlardan biri.
Ateistlerin dini yıkılması gereken bir put gibi değil, üzerine kendi sistemlerinin inşa edilmesi gereken bir tür düzenleme olarak görmesiyle seküler dünyanın çoğu sorununun çözülebileceğini düşünebiliyor musunuz? Kitabı elinize almadan önce bu fikir biraz uçuk kaçık gelebilir tabii. Ama üstünkörü bir anlatımla değil, son derece ayrıntılı bir şekilde ifade ediliyor her şey. Kitapta on bölüm var: Dogmatik Olmayan Bilgelik, Topluluk, Kibarlık, Eğitim, Şefkat, Kötümserlik, Bakış Açısı, Sanat, Mimari ve Kurumlar. Her bir başlık altında derinlemesine ve son derece akıcı bir incelemeyle karşılaşıyorsunuz. Her bir başlığın seküler hayatta sorunları olduğunu zaten bir bakışta söyleyebiliriz. Alain de Botton açık adres veriyor, parmakla gösteriyor tek tek.
Kendi ağzından Botton’un savı şöyle: “Burada sunulan savın temelinde şu görüş bulunuyor: Modern ruhların sorunlarının birçoğu, dinler tarafından bulunan çözümlerle iyileştirilebilir, yeter ki bu çözümler içine doğdukları o doğaüstü yapıdan çıkarılsınlar. İnanç sistemlerindeki bilgelik, tüm insanlığa aittir, içimizdeki en mantıklı insana da aittir ve doğaüstünün en büyük düşmanları da bu bilgelikten kendi seçimlerine göre yararlanabilirler.” 

Hangi ateizm?
Peki bu savda eleştirilecek, tartışılacak hiçbir şey yok mu? Var elbette. Zaten kitap, raflardaki yerini aldığı günden itibaren tartışılmaya başlandı. Bana kalırsa da Alain de Botton buraya kadar biraz yanlış gelmiş, o şahane tespitlerinin arasında bir şeyi gözden kaçırmış: Seküler dünyanın eksikliklerinin ve hatta yanlışlıklarının sebebinin ateizm değil, belki de kapitalizm olduğunu... İlginç ama ateizmin kapitalizm koşullarında var olduğu halini varsayılan olarak “inançsızlık” kavramı olarak belirlemiş ve konuşmasının tonunu da bu varsayıma göre ayarlamış yazar. Oysa belki de ilk tartışılması gereken şey ‘hangi ateizm?’ olmalıydı. Yahut inançsızlığın da, tıpkı dinler gibi temeldeki sisteme göre şekillendiğini ve otomatik olarak onun özelliklerini aldığını da konuşmamız gerekirdi. Dinlerden ders çıkarıp bugünün toplumuna uygulamak son derece çarpıcı ve parlak bir fikir, ama konuya bu denli sokulmuşken, bu tip ayrıntıları da görmek istiyor insan.
‘Ateistler için Din’in orijinalinden önce çevirisi yayımlanan nadir kitaplardan olduğunu da belirtmek lazım. Kitap, İngiltere’de 2012’de yayımlanacak. Bu konuyu dünyadan önce tartışıp bitirmemiz mümkün. Üstelik yazara katılsanız da katılmasanız da önerilen savın oldukça ‘kafa açıcı’ bir egzersiz olacağını da söylemeden geçmeyelim.

ATEİSTLER İÇİN DİN
Alain de Botton
Çeviren: Ayşe Ece
Sel Yayıncılık
2011, 336 sayfa
22 TL.