Kafaları karıştıran şair

Kafaları karıştıran şair
Kafaları karıştıran şair

Tomas Tranströmer

Kimse Nobel'in bir şaire verilmesine ihtimal vermiyor, onun listedeki varlığını yaşlı şaire yapılan bir jest olarak görüyordu
Haber: ZEYNEP HEYZEN ATEŞ / Arşivi

“Büyük uçaklar beni korkutmuyor, ama küçük uçakları sevmiyorum. İnsan altındaki boşluğun varlığını hissediyor.” Tomas Tranströmer’in bir arkadaşının aktardığı bu cümle, Nobel’e layık bulunan İsveçli şairin hayata bakışını da çok güzel özetliyor. Gerçi bu sefer gerçekten başkalarının yalancısıyım, çünkü İsveçli şairle ilgili bilgim gazetelerden okuduklarımdan ibaret. İsveç akademisi insanları şaşırtmayı sever ama Nobel’in 80 yaşındaki İsveçli şair Tranströmer’e verilmesi gerçekten gazeteler ve dergiler başta olmak üzere herkesi hazırlıksız yakaladı. Tranströmer yeni bir isim miydi? Hayır, yıllardır ‘Nobel adayları’ arasında adı anılıyordu. Bahis şirketi Ladbrokes’un listesinde bile üst sıralardaydı. Ama kimse Nobel’in bir şaire verilmesine ihtimal vermiyor, onun listedeki varlığını yaşlı şaire yapılan bir jest olarak görüyordu.
Haliyle başlangıçta dünya basınında haberin kendisi dışında –“İsveçli şair Tranströmer Nobel’i aldı- fazla bir şey yoktu, çünkü şair üzerine uzun uzadıya konuşabilecek gazeteci/eleştirmen/yazarların sayısı fazla değil. Hafta ilerledikçe yayımlanan yazılar biraz daha çeşitlendi ve ortaya çelişkili bir resim çıktı. Ama önce 1990’da kısmi felç geçirdiğinden beri konuşmakta güçlük çeken Tranströmer’in yorumuyla başlayalım: “Çok güzel.” Konuşmakta zorluk çektiği için eşi soruları yanıtlamaya devam etti: “Her şey çok hızlı gelişti. Kazananlara Akademi tarafından önceden haber verildiğini sanıyorduk, bu yüzden ihtimal vermedik. Sanırım Thomas ödülü kimin kazandığı açıklanmadan dört dakika önce kazandığını söyleyen telefonu aldı.” Ayrıca ‘ akşam yemeğinde balık yiyerek ödülü kutlayacaklarını’ söyledi.
Tranströmer’in Nobel’i alışını övgüyle karşılayanlara gelecek olursak: New Yorker bu seçimi neredeyse ayakta alkışladı. Şöyle diyordu Paul Muldoon, “İnsan İsveç Akademisi’nin aralarından birine ödülü vermekteki tereddütünü anlıyor ama Tranströmer’in bu yıl, en nihayetinde ödüle layık bulunması insanın içini ısıtan bir gelişme. İsveç, dünyanın kalanına şiirlerin, şairlerin iç dünyalarını anlattıklarında, ‘kalabalık meydanlarda kâfirlerin ve cadıların yakıldığı’ dış dünyayı anlattıkları zamankinden daha az politik olmadığını gösteren şairiyle gurur duymalı.” Granta’da Sigrid Rausing ise “şimdiki zaman, geçmiş ve sonsuzluk arasındaki uçurumu, nostaljinin kalbinde yatan hüznü onun kadar iyi anlatan bir şair yok” diye yazıyordu.
İlginç bir habere de İran Book News Agency’de rastladım. Tranströmer’in şiirlerini Farsçaya çeviren Sohrab Rahimi şöyle diyordu: “Onun özgünlüğü melodinin ve kafiyelerin tuzağına düşmemesinde yatıyor. Dünyaya ve nesnelere bakışıyla dikkat çekici. Başlangıçta insana çok sade gelen bir bakış açısı var ama derinlere indikçe yeni yeni anlamlarla karşılaşıyorsunuz.”
Peter Neglund, “dünyaya mal olmuş bu şairin milliyetinin ikinci plana atılmasını umduğunu” dile getirdi, haklı bir uyarı olduğunu belirtmek gerekiyor, çünkü ne yazık ki Nobel seçimiyle ilgili olumsuz eleştirilerin çoğu şairin İsveçli olmasa bu ödülü asla alamayacağına odaklanıyor. Washington Post, “Kim? Ha???” diyerek tepkisini en basit haliyle ifade ederken Telegraph da “İsveç dışında fazla yankı uyandıramayan bir seçim” diyerek karardan etkilenmediklerini gösterdi. Beni şaşırtan New York Book Review’un da Akademi’yi ve seçim sürecini eleştirmesi oldu: “Hepsi İsveçli on altı veya on sekiz kişi. İsveç edebiyatını iyi bildikleri kesin ama dünya edebiyatına ne kadar hâkimler?”