Kamunun yükselişi ve yoksulluk

Kamunun yükselişi ve yoksulluk
Kamunun yükselişi ve yoksulluk
Roma'daki anlamıyla kamu sıfatı, bir yandan 'kolektif bir yapı olarak yurttaşları ve onların mülklerini' dile getirirken, diğer yandan da 'kamu ile bireysel ev alanı arasında ayrıma' işaret eder
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nce üç tarih kitabı yayımlandı. ‘Aydınlanma Avrupasında Kamunun Yükselişi’, ‘Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık’ ve ‘Erken Modern Avrupa’da Şiddet 1500-1800’... Kamu kavramının, biri Antikçağa dayanan diğeri 17. yüzyılda ortaya çıkmış iki anlamı vardır. Roma’daki anlamıyla kamu sıfatı, bir yandan ‘kolektif bir yapı olarak yurttaşları ve onların mülklerini’ dile getirirken, diğer yandan da ‘kamu ile bireysel ev alanı arasında ayrıma’ işaret eder. Bu ikinci anlamda, sokaklar, meydanlar ve tiyatrolar kamusal alan olarak nitelendirilir. Fakat sözcüğün bugün yaygın olarak kullanılan ikinci anlamı, yani ‘bir şeyin kitlesi’ biçimindeki anlamı, Habermas’tan beri biliyoruz ki, 17. yüzyılda ortaya çıkmış ve 18. yüzyılda yerleşmiştir. Bu anlamında kamu kavramı, ‘okudukları, izledikleri ya da başka şekilde deneyimledikleri şey hakkında yargıda bulunan özel bireyler olarak kitlelere işaret’ etmektedir.
Kant, ünlü “Aydınlanma Nedir?” başlıklı makalesinde, aydınlanma ile kamu arasındaki ilgiye şu sözleriyle dikkat çekmişti: “Aydınlanma için özgürlükten başka bir şey gerekmez. Aklı her yönüyle ve her bakımdan çekinmeden kitlenin önünde apacık olarak kullanmak özgürlüğü. Kendi aklının kitle önünde, kamuoyu önünde ve hizmetinde serbestçe ve açık bir biçimde kullanılması her zaman özgürce olmalıdır.” Melton da, 18. yüzyılda, kamu kavramının bu anlamdaki bağlamına şu örneklerle dikkat çekmektedir:
Friedrich Schlller: “Kamudan başka mahkeme tanımam.” 

Habermas’la hesaplaşmak
Theatrical Guardian (1791): “...bir aktörün ya da aktrisin meziyetlerini yargılayacak yegane mahkeme heyeti kamudur ve sanatçıların çabalarına bu heyetten onay ve alkış mührü vurulduktan sonra, onun temyizi yoktur.”
La Font de Saint-Yenne (1747): “...hakikatin dilini ancak kamuoyu yaratan o sağlam ve tarafsız insanların ağzında bulabiliriz.”
Melton, ‘Aydınlanma Avrupasında Kamunun Yükselişi’nin esin kaynağının Jürgen Habermas’ın ‘Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’ (1962) adlı yapıtı olduğuna dikkat çekiyor. Dahası bu kitap için, Habermas’la, ‘Kamusallığın Yapısal Dönüşümü’nde ileri sürülen tezlerle bir hesaplaşma da denilebilir. Bu hesaplaşma, kuşkusuz, bir filozofa karşı bir tarihçinin hesaplaşması; başka bir deyişle ortaya çıkan yeni bilgilerin hesaba katılması sonucuna dayanıyor. Melton, Habermas’ın hangi görüşleriyle hesaplaşmaktadır?
Habermas’a göre, burjuva kamusal alanı, ailenin özel alanından ortaya çıkmıştır ve üç temel varsayıma dayanır. 1) Kamusal alanda vuku bulan tartışmada, “yegâne hakem konuşmacının otoritesi ya da kimliği değil, aklın gerekliliğidir. 2) kamusal alanda “hiçbir şey eleştiriden muaf değildir.” Yani Habermas’a göre, “kamusal alan içsel olarak muhaliftir.” 3) “Burjuva kamusal alanı gizliliğe düşmandır. Açıklık kamusal alanın temel bir ilkesidir.”Dolayısıyla Habermas, ‘aydınlanmacı’ kamusal alan ifadesini değil ‘burjuva’ kamusal alanı terimini kullanır. Buna karşılık Melton, Habermas’ın ‘burjuva’ kamusal alanı ifadesini değil, ‘aydınlanmacı’ kamusal alan terimini tercih ediyor. .
Yazarın kendi özetiyle dile getirirsek; “Bu kitap, İngiltere, Fransa ve Almanca konuşulan yerlere odaklanarak 18. yüzyıl yaşamında ‘kamu’nun artan önemini konu alıyor. Birinci ve İkinci Bölüm’de bu sürecin siyasal boyutları inceleniyor ve vaka incelemesi olarak ‘kamuoyu’nun Aydınlanma çağı siyasal kültüründe kazandığı öneme odaklanıyor. Okuma, yazma ve sahnenin evrimi üzerine odaklanan sonraki üç bölüm, edebiyat ve tiyatroyla ilgilenmen insan sayızındaki artışın yol açtığı olanakları ve ikilemleri araştırıyor. Son olarak, salonlar üzerine olan Altıncı Bölüm, tavernalar ve kafeler üzerine olan Yedinci Bölüm, masonluk üzerine olan Sekizinci Bölüm Aydınlanma Avrupasında kamunun yükselişine eşlik eden yeni sosyalleşme tarzlarını inceliyor.”
Burada, bu kitabın dördüncü bölümü olan “18. Yüzyılda Yazarlık” bölümü üzerinde özellikle durmak istiyorum. Burada verilen bilgiler, yazarlığın nasıl ortaya çıktığı hakkında bilgi vermekle kalmayıp aynı zamanda aydınlanma ve kamu kavramlarıyla ne denli yakından ilgili olduğu göstermektedir. Bu bilgiler, aynı zamanda yazarlığın, ortaya çıkışı ile bugünkü konumu arasındaki farklılaşmaya da dikkat çekici bir işleve de sahip kanısındayım. 

Şiar, sadece şair değil...
Melton’un verdiği bilgilere göre, modern yazar fikri 18. yüzyılın bir ürünüdür. Telif hakkı fikri ya da eserin sahibi olma anlamında yazarlık fikri ilk defa 18. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Örneğin 18. yüzyıl öncesi dönemdi dile getirmesi bakımından, “Descartes, Yöntem üzerine Söylev’inin hakları için yayıncısından herhangi bir şeref üçreti almamış olması, kendisine verilen ek nüshalarla yetinmiş” olması önemlidir.
“Yazar hem öğretmen hem de mahkemeydi” diyor Melton, “kamuyu bir yandan eğitmeye çalışırken, diğer yandan kamu karşısında resmi güce sahip olanlara karşı kamunun çıkarlarını temsil ediyordu.”
“18. yüzyıldan önce yazar ideali amatör beyefendi ideali” olup, dans etmek, at binmek, kılıç kullanmak gibi saraylı yeteneklere sahip olan biri konumundadır. Şiar, sadece şair değil, beyefendi-şairdir. Melton’ın verdiği örneğe göre, “İngiltere’de John Donne ya da Andrew Marvell gibi 17. yüzyıl şairi, şiirlerini nadiren bastırmıştır.” 18. yüzyıl öncesinde şair ve yazarlar, seçilmiş bir grup dost için, elden ele gezen elyazmaları halinde yazmaktadırlar. Melton’un dikkat çektiği başka husus ise, bu dönemde, birçok yazarın eserini isimsiz ya da mahlasla yayımlamayı tercih ettiği yönünde. Melton, bunun ana nedeninin, yazarın kimliğine ilişkin bir ilgisizlik olduğudur.
‘Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık’, kilisenin öğretilerine uymayan bir hayat yolunu seçen insanlarla yoksulların kendi dünyalarını nasıl şekillendirdiklerini irdeliyor. Bu kitap, mahrumiyet çekmesine rağmen bir şekilde hayatta kalmanın yolunu bulmuş olan çok daha geniş kitlelerin yaşamlarını ve bu kişilerin belirli toplumlar içinde var olabilmek için hangi yola başvurduklarını mercek altına alıyor.
‘Erken Modern Avrupa’da Şiddet’ ise “İki dünya savaşı, Yahudi soykırımı ve diğer soykırım eylemleri ve hala devam eden toplu imha silahları tehdidi”nin Avrupa’daki tarihsel kökenlerini irdelemesi bakımından önemli.

Erken Modern Avrupa’da Şiddet 1500-1800
Julius R. Ruff
Çeviren: Didem Türkoğlu
2011, 298 sayfa, 35 TL.

Aydınlanma Avrupasında
Kamunun Yükselişi
James Van Horn Melton
Çeviren: Ferit Burak Aydar
2001, 314 sayfa, 40 TL.

Erken Modern Avrupa’da Yoksulluk ve Sapkınlık
Robert Jütte
Çeviren: Bengü Kurtege-Sefer
2001, 270 sayfa, 35 TL.


Kitaplar Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’ce yayımlanmıştır.