Kapı deliğinden bakmak gibi

Kapı deliğinden bakmak gibi
Kapı deliğinden bakmak gibi
'Kopoy', modern romanın farklı bir örneği. Bir yandan rahatsız edici, bir yandan zevk verici. Kitabı bitirdiğinizde, tam anlamıyla, Osman'ın hayatına ve çevresindeki insanlara kapı deliğinden bakmış gibi hissediyorsunuz
Haber: EMRE TÜRÜN - emreturun@gmail.com / Arşivi

Kopoy, kelime anlamı olarak bir av köpeği cinsi. Ama Barış Andırınlı’nın Hayykitap’tan çıkan ilk romanıyla artık bir kitap ismi olarak da anılacak. Her İstiklal Marşı okunduğunda istisnasız gözyaşlarına hâkim olamayan, taşradan İstanbul ’a bir iş için gelen ve kapı deliğinden dışarıyı gözetlemekten zevk alan Osman’ın dünyasına konuk oluyoruz ‘Kopoy’da. Andırınlı’nın ilk kitabı olan ‘Kopoy’, farklı bir tat, farklı bir soluk. Ne bir küçük burjuvanın yaşamına tanık oluyoruz ne de toplumsal gerçekçi mesajlar veren bir kitapla karşı karşıyayız. ‘Kopoy’ simgesel değil, derin mesajlar vermiyor. Kitabın kahramanı Osman gibi başka insanların yaşamlarına konuk oluyorsunuz. Andırınlı, ‘Kopoy’da, kokpite geçip sizi uzaklara götürmeden başka dünyalarda bir gezintiye çıkarıyor, sizin ise tek yapmanız gereken arkanıza yaslanmak ve bu dünyalara tanık olmak.
Kitabın yazarı Barış Andırınlı, 1977 Çorum doğumlu ve Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunu. Yaşamını İstanbul’da sürdürüyor ve özel bir şirkette finans alanında çalışıyor. Bir yazarın, finans alanında çalışan bir mühendis olduğuna şaşırmak her ne kadar ayrımcılık gibi görünse de, şahsen Andırınlı’nın dile bu denli hâkim oluşu nedeniyle oldukça farklı alanlar olan mesleğini ve yazarlığını başarılı bir şekilde ortaya koyuşuna şaşırdım diyebilirim. Kendisi, 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi Edebiyat Kulübü Öykü Yarışması’nı kazanmış ve 2001 yılında Balıkesir Üniversitesi Üniversitelerarası Şiir ve Hikâye Yarışması’nda hikâye dalı birincisi olmuş. Okuyucuyu kesinlikle yormuyor. Zaman zaman güldürüyor, zaman zaman yarattığı karakterlerle birlikte sizin de içinizi sıkıyor. Üslubu oldukça net ve buram buram modern roman kokuyor. 

Hayatın kendisi gibi
Kahramanımız Osman, taşrada doğup büyüyen ve taşranın nüfuzlu adamlarından Ortakçı’nın İstanbul Şirinevler’de satın aldığı büroyu adam etmek için tadilat yapmaya gelen, dışarıdan sıradan, içeriden oldukça ilginç bir karakter. Taşrada sevdalandığı bir kız yüzünden serseriliğe başlıyor. Okulu bırakıyor. Bir yandan kendisi de rahatsız bu durumdan. İstanbul’a geldiği ilk günler, yalnızlığını, kapı deliğinden çalıştığı işhanında insanları gözetleyerek unutuyor. Tiyatroyla geç tanışan ve hayatında dönüm noktası haline getiren Kamil Efendi’yle sohbete dalıyor ara sıra. Derken karşı dairedeki reklam ajansında çalışan Banu’yla ve Banu’nun sevgilisi Kerem ile karşılaşıyor. Kerem, Osman’ın taşradan çocukluk arkadaşı. Bir seferde tanıyor Osman’ı ve üçünün arasındaki tarifsiz ve yer yer entrikalı ilişkiler boy vermeye başlıyor. Banu, sık sık ziyaret ediyor Osman’ı büroda, sohbet ediyorlar, birbirlerini tanıyorlar. Nerede başlayıp nerede sınırlarına ulaşacağı belirsiz bir samimiyet var aralarında. Banu rüyaya yatıyor, Osman ise Banu uyurken rüyasında ne görmek isterse anlatıyor Banu’ya. Güveniyorlar birbirlerine. Zaten herkes güveniyor Osman’a. Kamil Efendi, üst katta kekemelik kursuna giden çocukların ninesi, Kerem, Banu… Çünkü inançlı ve değerleri var Osman’ın. Banu bürodan çıkarken, kapı deliğinden bakışıyorlar Osman’la. Kerem ise, dertlerini paylaşabileceği kişi olarak görüyor Osman’ı, çocukluk arkadaşı ne de olsa… Osman’a açıyor en özel sırlarını. Yıllardır sevgilisi olan Banu’yla arasında bir uçurum var çünkü artık. Bu uçurumdan, mutsuzluğundan, ölen arkadaşı Harun’dan ve kendisinde travmatik etkisi olan ensesindeki yara izinden bahsediyor çocukluk arkadaşına. Kitabı okurken ilişkilerinin nereye varacağını tahmin etmek zor, tam da olması gerektiği gibi, hayatın kendisi gibi. 

Kapalı kutuları açmak
Andırınlı’nın yarattığı karakterler şaşırtıcı derecede hayatın içinden. Kahramanımız Osman, taşradan İstanbul’a göçen Anadolu insanı profilinin tipik bir örneği fakat bunun yanında oldukça farklı bir karakter. Olayları farklı yorumluyor, biraz saf, fazlasıyla meraklı. Bürodaki tadilatları müthiş bir titizlikle yapıyor çünkü kendisine bu işi ayarlayan dedesine, annesine ve Ortakçı’ya mahcup olmak istemiyor. Gerekirse bir duvara üç kat boya atıyor ve kesinlikle üşenmiyor. Tamamen toplumun içinden. Andırınlı, Osman’ı tam da günlük hayatta rastlayabileceğimiz bir Osman gibi konuşturuyor. Kendini dışarıda tutmayı başarmış. Kitabı okurken Osman’ı dinliyoruz, Andırınlı’yı değil. Kerem ise büyük şehirde başarılı bir iş hayatına, güzel bir kız arkadaşa sahip fakat bunun yanında kendi içinde yalnızlaşan, bunalımlarından on beş yaşında bir fahişeye gitmek gibi yollarla kurtulmaya çalışan sorunlu bir büyük şehir insanı. Hayatının odak noktası Banu’yu anlamak ise zor. Varlıklı bir aileden gelen ve meşgale olması için reklam ajansında çalışan Banu, ne Kerem’den vazgeçebiliyor ne Osman’a karşı olan hislerine bir isim veriyor. Andırınlı’nın karakterleri, günlük hayatta belki de defalarca karşımıza çıkan ve sıradan göründükleri kadar farklı olan tiplerden. Açıldıkları zaman etraflarına ne yayacakları belli olmayan kapalı kutular gibi. Yazar, okuyucu için bu kutulardan birkaçını açıyor ve her insanın farklı bir dünya olduğunu hatırlatmak istercesine anlatıyor karakterlerini. Hem şaşırtıyor, hem de zaman zaman okuyucuya aniden ayna tutuyor.
‘Kopoy’, modern romanın farklı bir örneği. Kitabın kahramanı Osman, daha önce okuduğumuz bazı roman karakterlerine benziyor ama bir yere kadar. Bireysel ama bir yandan da tamamen toplumun yarattığı bir karakter. Topluma adapte yaşıyor, kafasını derin konulara yormuyor ama farklı olmayı başarıyor. İnançları ve değerleri ayakta durmasına yardımcı oluyor. ‘Kopoy’, farklı olduğunu hissettiriyor. Bir yandan rahatsız edici, bir yandan zevk verici. Kitabı bitirdiğinizde, tam anlamıyla, Osman’ın hayatına ve çevresindeki insanlara kapı deliğinden bakmış gibi hissediyorsunuz.
*********
Bilinen hikayedir. Bir gün bir delikanlı çıkar. Güzeldir. Varlıklıdır. Esmerse, keskin bakışları vardır. Koyu renk gömlek üstüne yakıcı renkte kravatlar takar. Sarışınsa, mavi, yeşil, hülyalı bakar. Benimki sarışındı. Kıvırcık, altın gibi parlayan saçları alnına düşer. Perçemiyle oynardı. Uzun, ince bacaklarının üzerinde yaylanarak yürür. Gülünce dişleri acı acı parlar. Ağzının yanında bıçak sırtı çizgi belirir. Güneşte teni badem gibi kızarır. İyi, kötü, munis, haris, aptal, akıllı, güzel, güzel, sen ne değilsen odur. Çoğu zaman her şeydir.
Çok zaman geçmedi. Esra’yla tanıştılar. Birlikte gezmeye başladılar. İçim içimi yiyordu. Öfkemi tanıyamıyordum. Fena işler edeceğimden korkuyordum. Bir gün onları okuldan eve dek izledim. Soruşturdum. Üst mahallede, bir esnafın oğluydu. İstanbul’da fakültede okurmuş... Kitaptan

KOPOY
Barış Andırınlı
Hayykitap
2011, 280 sayfa, 17 TL.