Kapitalizmin ürettiği yaşam

Kapitalizmin ürettiği yaşam
Kapitalizmin ürettiği yaşam
Haber: MERAL TAŞDEMİR / Arşivi

Walter Benjamin, 19. yüzyılda yükselen polisiye roman tarzının rasyonel akıl yürütmenin yükselmesiyle doğru orantılı olarak, “rasyonel işlenen suç” anlayışının gelişmesi olduğunu söyler; katil akılcı planlar yaparak cinayeti adım adım işlemiştir fakat ondan daha akıllı olan detektif bu adımları takip ederek cinayetin kurgusunu ve katili ortaya çıkarır. Benjamin’in bu tarz ile ilgili olarak söylediği diğer şey ise, 19. yüzyılın uzun loş koridorlu, ağır mobilyalar ve toplumsal hiyerarşinin yansıması biçiminde döşenmiş burjuva evlerinin özellikleridir. Benjamin, “uzun, loş koridorlardaki hantal koltukta ancak bir ceset uzanabilir” der. 19. yüzyılda önce ceset bulunmuş sonra da rasyonel akıl yürütmeyle katilin peşine düşülmüştür. Yaşamı imkânsız kılan bir evin korkutucu koridorlarında, katili belirsiz cesedin açığa çıkardığı “yaşama karşı işlenmiş suç”, 19. yüzyılda yine “rasyonel” biçimde çözülmeye çalışılmıştır, fakat katiller hâlâ aramızdadır.
Mekânın örgütlenmesi, içeriyi örgütleyen anlayış dışarının da neresi olduğuna karar veriyordu, ya da tam tersi işleyen bir mekanizmayla dışarısının ne olduğuna karar veren kocaman mekanizmaların peşine takılıyor ve evi buna göre düzenliyordu; tüm hiyerarşik yapıları yeniden üreterek. İnsan türünün dünyadan barınma ve hayatta kalabilme öyküsünde, dünya dışarda bırakılmış ev ise bir “konut” haline gelmişti. Heidegger, dünyada barınma meselesini konut meselesine indirgeyen modernliğe karşı Hölderlin’i çıkararak dünyadaki barınmanın kaybolan şiirselliğine ağıt yakıyordu. Ona göre, bu konutlardaki yaşam “otantik” olmanın çok berisinde hayvani yaşamlardı; çözümü ormana ve patikalara kaçmakta bulan Heidegger “otantik” varoluşun estetize ettiği Nazi ideolojisini de desteklemekten geri durmayacaktı. Almanların “otantik” varoluşları, bünyesindeki yabancı unsuru “Yahudileri” “temizlemek”ten geçiyordu. Adorno’nun cevabı ise daha radikal ve sert oldu; konut sorununa indirgenmiş “ev” kavramının imkânsızlığını ilan etti. Heidegger gibi sığınacak güzellikler ve “otantik” köşeler aramayı reddeden Adorno, her sığınma jestinin ve güdüsünün şiddeti yeniden ürettiğini, etiği imkansız kıldığını haykırdı. Kapitalizmin, kültürel üretimin dokunmadığı, nüfuz etmediği tek bir hücre yokken, yaşadığımız evlerimizin varoluşumuzu kucakladığını, özgürlük sunduğunu düşünmek, boş zamanları “ ”teki gibi örgütlemeye çalışan kitle kültürünün bir yalanından başka bir şey olamazdı. Adorno, zaman ve mekanın örgütlenmesinin, kapitalizmin dayattığı iş bölümü, emek sömürüsü, kitle kültürü dışında bir alanda durmadığını, sakatlanan yaşamların kendilerine sığınacak ev aramaları yerine “evsiz bilinç”le gözünü negatife dikerek yaşamaları gerektiğini söylüyordu; tek bir avuntu jesti bile yaşamları sakatlayan mekanizmaların onaylanması olacaktı. Adorno, evin imkansızlığını yaşamayan yaşamın imkansızlığına bağlıyordu: “Yanlış yaşam doğru yaşanamaz.”
Hilde Heynen’in ‘Mimarlık ve Modernite’si, modernite ve modernizm tartışmalarının temelinde duran, mekân tartışmalarını, modern mimarlığın, kapitalizmin ürettiği yaşam ve algı biçimi anlamında moderniteyle olan uzun serüveniyle birlikte, eleştirel olarak ele alıyor. İlk kez bir ortaçağ metninde rastlanılan “modern” terimi köklerinden kopmuş, köksüz yenilik anlamında kullanılıyordu. Kapitalizmin çözdüğü geleneksel bağlar ve yaşam biçimlerinin imkansızlığının gölgesinde, modern insanın bilinci “evsiz ve köksüz” olarak biçimlendi. Bu evsizlik ve köksüzlük deneyimine hem düşünsel hem de uygulamada farklı çözümler getirmeye çalışan mimari akımlar oldu. Alet yapan insanın-homo faber- ürettiği mekanik uygarlığa karşı, “beslenme ve barınak hayatta kalmak için neyse, yaratıcılık, sevgi ve oyun da yaşam için odur” diyen oyun oynayan insanın- homo ludens- mimarlık alanını muharebe sahası olarak seçmesi, aslında mekanın örgütlemesinin gündelik yaşamın örgütlenmesi ve öznelliklerin inşasıyla olan doğrudan ilişkisinden kaynaklanıyor. Gündelik yaşamda devrim yapmak için mekânları dönüştürmeye, yıkmaya çalışan “durumcu” homo ludens, her aşamada iktidar ilişkilerini katılaştıran ve yeniden üreten mekanları inşa eden homo faber’e karşı yenilgiyi kabul etmiyor. Heynen’in çalışması, mimarları olduğu kadar homo ludens’leri de bu tarih şölenine davet ediyor.

MİMARLIK VE MODERNİTE
Bir Eleştiri
Hilde Heynen
Çeviri: Nalan Bahçekapılı
Versus Kitap Yayınları
2011, 368 sayfa, 32 TL.