Karanlıkta akıp giden bir hikâye

Karanlıkta akıp giden bir hikâye
Karanlıkta akıp giden bir hikâye
Janie Hannagan başkalarının rüyalarına düşme yeteneğini sekiz yaşında keşfediyor. Başlangıçta neler olduğunu anlamasa da zamanla meseleyi çözüyor...
Haber: ZEYNEP ELİF / Arşivi

‘Uyanış’ oldukça sade olmakla beraber okuyucuyu çabucak içine alan hızlı bir roman. Karakterler ikna edici, ilginç ve attıkları adımlarla okuyucuyu şaşırtan türden. Zaten bu özellikler sağlanmış olmasa başkalarının rüyalarına girme olgusunun tek başına romanı taşıması mümkün olmazdı. Detaylara girmeden önce şunu hatırlatmak istiyorum, roman kahramanlarının iyi tasarlanmış kız/ kadın karakterler olduğu romanlara karşı pozitif ayrımcılık uygulama taraftarıyım. ‘Uyanış’ da türün iyi örneklerinden biri olarak bu ayrımcılığı hak ediyor... Girişten de anlayacağınız üzere Lisa McMann’ın ‘Uyanış’ı başkalarının rüyalarına giren Janie adlı bir kızın maceraları üzerine. ‘Girebilen’ yerine ‘giren’ kelimesini özellikle kullanıyorum çünkü Janie’nin ‘gücü’ onun kontrolünde değil. McMann, karakteri kurgularken kendisinden önce pek çok fantastik yazarının başvurdukları bir yönteme başvurmuş ve karakterin sahip olduğu yeteneği aynı zaman bir tür lanet ya da ceza olarak sunmuş. Bu yaklaşımın hem yazar hem okuyucu için çok sayıda avantajı var, öncelikle yazar daha rahat kendi içinde çelişkili durumlar ve kahramanın aşmak zorunda olduğu engeller tasarlayabiliyor, okuyucuysa mesafeli bir karakterle değil, daha rahat özdeşleşeceği bir tiple tanışıyor. Erkekler maceranın gidişatına bakar ama kadın okuyucular için özdeşleşme meselesi önemlidir, kendilerini yerine koyabilecekleri karakterleri severler. ‘Uyanış’ öznelinde konuşacak olursak, özellikle romanı okuyan genç kızların Janie’yi kendilerine yakın hissedeceklerine inanıyorum, erkeklerin de kendilerini konuya kaptıracaklarını iddia etmem bu noktada kimseyi şaşırtmayacaktır.
Janie Hannagan başkalarının rüyalarına düşme yeteneğini sekiz yaşında keşfediyor. Başlangıçta neler olduğunu anlamasa da zamanla meseleyi çözüyor ve çevresindekilerin en gizli umutlarına, arzularına ve korkularına şahit olduğunu anlıyor. Ve bundan gına geliyor! Kendi rüyası, sadece ona ait olan rüyalar yok denecek kadar az. Sanki diğerlerinin rüyalarına balıklama dalan kendisi değil, onu zorla rüyalarına çeken diğerleri. Farkında olmasalar da genç kıza ihtiyaç duyuyorlar. Bu dengeyi kavramaya başladığımızda elmanın diğer yarısıyla tanışıyoruz; Janie kendini bir kabusun içinde buluyor ve sürekli tekrarlayan bu kabus sayesinde kendiyle barışmasında büyük rol oynayan Cabel’e ulaşıyor.
Son dönemde yazılan ve satış rekorları kıran hemen hemen bütün fantastik romanlarda olduğu gibi bu romanda da fantastik öğelerin yanı sıra bolca lise çağı sorunuyla karşılaşıyoruz. Fieldridge Lisesi bütün Amerikan liseleri gibi bir tür cehennem. Birbirleriyle çıkanlar, çıkamayanlar, hayatı öğrencilere zindan eden dedikodular, aşklar, ayrılmalar, ne ararsanız. Ama McCann’ın dünyası steril değil. ‘Uyanış’ta ideal aileler, sevgi dolu anne babalar, insanın her zaman yanında olan arkadaşlar yok. Uzun zamandır okuduğum romanlarda beni rahatsız eden bir durum ‘muhafazakârlaşma hali’. Dinle ilgili bir şeyden değil, benimsenen bir şablondan bahsediyorum. Yanlış hatırlamıyorsam Avustralya Yılın Çocuk Kitabı Ödülü’nü kazanan Libby Gleeson söylemişti, “ Bugün kötü kurdun büyükanneyi yediği bir hikâyeyi hiçbir yayıncıya satamazsınız”, diye. Ne oluyor ne bitiyor, o büyükanne hep kurtuluyor. Bütün büyükanneler kurtuluyor. Masalları, hikâyeleri –çocuk romanlarından bahsetmiyorum- sadece mutlu sonla bitirmiyoruz, her taraflarına ‘mutlu’, ‘doğru’ şeyler serpiştiriyoruz. Haliyle olmuyor, herşey orta hallileşiyor.

Uyanış
Lisa McMann
Çeviren: Zeliha İyidoğan Babayiğit
Altın Kitaplar
2011, 192 sayfa, 10 TL