'Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi'

'Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi'
'Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi'

Nazım ve Piraye 1930 yılında tanışmışlardı.

1940 yılında Nazım Hikmet Çankırı Cezaevi'nde yatarken çizgisiz defterine dolmakalemiyle şiirler yazdı. Deftere 'Çankırıdan Pirayeye Mektublar' başlığını koydu ve onu kendi elleriyle ciltledi. İçine şu notu iliştirdi: 'Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi...' Tek nüsha olan bu eser tıpkıbasımıyla yayımlandı
Haber: BURCU AKTAŞ - burcu.aktas@radikal.com.tr / Arşivi

Orduyu ve donanmayı isyana teşvik ettiği iddiasıyla Çankırı Cezaevi’ndeydi. Müziğe sığınmış, eşine yazdığı mektuplarda şarkılara yer verdiği de olmuştu: “Karıcığım, bir şarkı vardır: ‘Gün batar, kuşlar döner, dönmez bu yolda beklenen!’ Ben hep bu şarkıyı söyler oldum.” İçerideydi... Kara kışta, sıcak yaz gününde ve bayramda. Bir hediye... Bir bayram hediyesi veremeyecek miydi Piraye’ye... Söz konusu olan Nazım Hikmet’ti ve elbette hediyesini geç de olsa verecekti. Elleriyle bir defter hazırladı...
Ortada bir defter var... Bir Pirâye ve bir de Nazım... Kalem yazdıkça birikmiş hikâyeler, şiirler, aşklar, sesler. Sessizlik var o sayfalarda, mutluluk, mutsuzluk. Nazım Hikmet, Çankırı Cezaevi’ndeyken şiirler yazmış, sonra ‘Çankırıdan Pirayeye Mektublar’ başlığını, “Karıcığıma geç kalmış bayram hediyesi” notunu düşerek 1940’ta Piraye’ye bu defteri ciltleyerek yollamış. Yetmiş yıl önce tam da bugünlerde, Nazım, Piraye’ye defteri yollamak üzere son hazırlıklarını yapıyordu belki de. Çünkü defteri eşine yolladığı ay Kasım. 

‘Terziler ıhlamur içiyorlar’
Sabahın köründe, belki de gece yarısında aldı kalemi eline ve başladı yazmaya: Birinci Mektub. “Saat dört yoksun./ Saat beş yok/ altı, yedi,/ ertesi gün,/ daha ertesi/ ve belki,/ kimbilir...” On yıl önce tanıştığı Piraye’ye hemen vurulmuştu Nazım Hikmet ama şimdi çok uzaklarda ona bu şiiri yazıyordu. Neler neler geride kalmıştı. Nazım’ın annesi Celile Hanım, Piraye’yi iki çocuklu dul bir kadın olduğu için oğluna uygun görmemişti. Piraye’nin annesi Nurhayat ise, Nazım’ı, komünist olduğu ve ömrü cezaevlerinde geçeceği için istememişti. İlk tanışmaları, sonrasında çekilen cefalar... Bunların hepsi maziydi. Duvarlar arasında olmak şimdiki zaman, şiirler sevmenin, dertleşmenin çaresiydi: “Saat beşte akşam oluyor/ insanın üstüne üstüne doğru yürüyen bulutlarla.../ yağmur taşıdıkları belli.../ Bir çoğu elle tutulacak kadar alçıktan geçiyorlar./ Bizim odanın yüz mumluğu/ terzi dükkânının gaz lambası yandı./ Terziler ıhlamur içiyorlar./ Kış geldi demektir.” Nazım’ın sıkıntısı Piraye’nin de sıkıntı... Piraye’nin hayali de olmasa geçmezdi saatler: “Elbet de saçlarınız kırmızıdır,/ gözleriniz bazen yeşil/ bazen bal rengi./ Bunu görebildiniz demek?/ Bunu herkes görebilirdi./ Fakat onların böyle olduğunu ben gördüm/ çünkü ben yazdım ilk önce./ Ve bu dünyada benden önce söylenmemiş sözüm bundan ibarettir.” Nazım ve Piraye’nin bu hasrete dayanamadığı da oldu. Bir dönem Piraye Çankırı’ya gidip ev tuttu. Nâzım’ın da ara sıra eve çıkabileceğini düşünüyorlardı. Dikiş dikerek ona bakmayı planlıyordu. Ama böyle bir şey gerçekleşmedi. Piraye bir kez daha ardında Nazım’ı bırakarak yeniden İstanbul ’a döndü. Aylar geçti... Çankırı’dan ayrılma vakti geldi. Dokuz buçuk ayın ardından Nazım Hikmet, Bursa Cezaevi’ne gönderildi. Çankırı’dan geriye çok sayıda şiir ve bir bayram hediyesi kaldı. 

Bu iş çılgın yayıncı ister
Yetmiş yıl sonra bu defter tıpkıbasımıyla okur karşısında. Çılgın işi diye adlandırabilecek bu tıpkıbasımın incelikli ve bir o kadar da meşakkatli bir macerası var. Defterin tıpkıbasım fikri, Memet Fuat’ın, annesi Piraye için yaptığı evde on yıl önce ortaya çıkmış. Şimdi aramızda Memet Fuat yok ama onun “bunu yapmak, çılgın yayıncı ister” dediği iş gerçek oldu. ‘Çankıradan Pirayeye Mektublar’ı gün yüzüne çıkarmak için baskı öncesi hazırlığı Memet Fuat’ın gelini Yeşim Bilge Bengü yapmış. Bengü, bu bayram hediyesini sayfa sayfa taramış, Handan Durgut yayına hazırlamış. Bilgi Üniversitesi Yayınları’na ise yayımlamak kalmış. Nazım Hikmet’in yolladığı defter, 50. sayfadaki, “1-11-948 de oldu bu iş” notu dışında, Nazım Hikmet’in elyazısıyla ve dolmakalemle -son 11 sayfası kurşun kalemle- doldurulmuş, 100 sayfası yazılı, 45 sayfası boş, 1 yaprağı kayıp, çizgisiz bir defter. Defterin tıpkıbasımı clariana kâğıda yapılmış, yan kağıtları elle hazırlanmış. Cilt malzemesi, dönemin yaygın cilt malzemesi olan ve o dönemden kalan pandizot ile yapılmış. Bu cilt 1950’lerden kalma bir cilt bezi. Nerdeyse Nazım’ın kullandığının tıpkısının aynısı. Barın Cilt Atölyesi’nden Erdoğan Usta’nın tek tek ciltlediği ‘Çankırıdan Pirayeye Mektublar’ 1000 adet basıldı.

Defterde hangi şiirler var?
‘Çankırıdan Pirayeye Mektublar’da Nazım Hikmet’in on beş şiri yer alıyor. Birinci Mektub, İkinci Mektub, Üçüncü Mektub, Dördüncü Mektub, Beşinci Mektub, Altıncı Mektub, Yedinci Mektub, Bir Eski Mektub, Bir Küvet Hikâyesi, Bozkır, Nigâr ile Mustafa, Merhaba Çocuklar, Meşhur Adamlar Ansiklopedisi, Lodos ve Yemiş Bahçesinde. ‘Çankırıdan Pirayeye Mektublar’, Turgay Fişekçi’nin hazırladığı “Şiirler Üzerine Notlar” ve kitabın yayımlanma öyküsünün de sunulduğu föyle birlikte sunuluyor. Defterdeki şiirler ‘Dört Hapishaneden’, ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ adlı kitaplarda yayımladı. Ancak Beşinci Mektub bütün olarak ilk kez bu kitapta yayımlanıyor.

ÇANKIRIDAN PİRAYEYE MEKTUBLAR
Nazım Hikmet
İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları
2010, 100 sayfa, 120 TL.


    ETİKETLER:

    İstanbul