KAROBÜKO

KAROBÜKO
KAROBÜKO
Martıya Uçmayı Öğreten Kedi', bir martının ölüm döşeğindeyken yumurtasını Zorba isimli bir kediye emanet etmesinin hikâyesi. Zorba adeta kuluçkaya yatıyor, emanete değerli bir hazineymiş gibi, gözüymüş gibi bakıyor.
Haber: GÖRKEM YELTAN / Arşivi

Yumurta sana emanet

 ‘Martıya Uçmayı Öğreten Kedi’, bir martının ölüm döşeğindeyken yumurtasını Zorba isimli bir kediye emanet etmesinin hikâyesi. Zorba adeta kuluçkaya yatıyor, emanete değerli bir hazineymiş gibi, gözüymüş gibi bakıyor. Yan yollarda yürüyen hikâyeler ana hikâyeyi destekliyor ve macera, merak, acaba martı yumurtadan çıkacak mı sorusuyla başlayan bu olay nefessiz devam ediyor
Havada gitmek bana tuhaf bir mutluluk veriyor. Bulutların altında nereler olduğunu hayal etmeye çalışıyorum, bir yerleri gördükçe ve pilot oralardan bahsettikçe kalbim ağzımda çarpıyor sanki. Acaba ben oraları görebilecek miyim, bir gün o dağın üzerine çıkabilecek miyim, aşağıda gördüğüm o denizin kenarında dolanabilecek miyim, bir tekne ya da gemiyle onu geçebilecek miyim? Bir kuş olup; üzerinde dolananlar, sürekli bir yere gidecek özgürlüğü olanlar kim bilir ne kadar mutludurlar...

Elimdeki kitap , Luis Sepulveda’nın Can Çocuk ’tan çıkan ‘Martıya Uçmayı Öğreten Kedi’ kitabı. Saadet Özen çevirmiş, Mustafa Delioğlu, her zamanki tatlı çizimleri ile Sepulveda’ya eşlik etmiş. Bu yıl Sepulveda’nın Türkiye ’ye gelmesi vesilesi ile bir tanıdığım tarafından bana hediye edilen kitabı, tekrar okumak zevkini, çıktığım kısa süreli bir tatilin dönüşüne bırakmak istedim. ‘Uçmak, martı, hatırladığım kadarıyla hikâye’ bana bu kitabı uçağa ayırmam gerektiğini söyledi. İyi ki de bu kararı vermişim çünkü kitaptan aldığım harika lezzet benim için bu yolculuğu kısacık bir süreye ve müthiş bir maceraya dönüştürdü. İyi yazar, sizi daha önce okuduğunuz kitabında bile kolaylıkla teslim alabiliyor.
‘Martıya Uçmayı Öğreten Kedi’, bir martının ölüm döşeğindeyken yumurtasını Zorba isimli bir kediye emanet etmesinin hikâyesi. Zorba adeta kuluçkaya yatıyor, emanete değerli bir hazineymiş gibi, gözüymüş gibi bakıyor. Yan yollarda yürüyen hikâyeler ana hikâyeyi destekliyor ve macera, merak, acaba martı yumurtadan çıkacak mı sorusuyla başlayan bu olay nefessiz devam ediyor. Martı yavrusu, Kedi Zorba’yı annesi zannederek dünyaya geliyor. İşte tam da bu noktada Zorba’nın esas görevi başlıyor. Onu korumak, kollamak, beslemek, ona öğretmek... Ona bilmediği bir şeyi bile öğretmek. Kitabın her detayını ne kadar çok sevdiğimi belirtmek isterim ama bence, kitaba ismini de veren bu harika buluş, bilinmeyenin yani uçmanın öğretilmesi beni mest ediyor. Martı yavrusunun annesi olmadığını söyleyen Kedi Zorba’ya demek istiyorum ki o zaman, sen dünyadaki en tatlı annesin. Anneden daha da ötesin. Sepulveda’nın kurduğu bu dünyaya hayran kalmamak mümkün değil.
Anne Martı (Kengah), Kedi Zorba’ya verdirdiği üç sözle, adeta yepyeni, eksiksiz bir anne yaratıyor. Yumurtayı yememe, yavru doğana kadar yumurtayı sıcak tutma ve ona göz kulak olma, yavru doğunca ona uçmayı öğretme sözlerini veren Zorba, o sözleri verdiği anda, bir anne olmaya soyunuyor aslında.

Havadayım. Kuşlar, kediler, annelik, koruma, macera, heyecan, alt metinler, kurulan felsefi doku, ustalık, tatlılık, vicdan, verilen sözlere sadık kalmak, bir karara vardıysan kendinden olanlara karşı bile mücadele etmek, ötekini korumak kollamak, farklı olanla yaşamak, onun farklılığını kapamak yerine kendi farklılığını keşfettirmenin yüceliği gibi kelimeler ve cümleler akını ile kafamın içinde yeniden okudum ben bu kitabı. ‘Martıya Uçmayı Öğreten Kedi’ ile henüz tanışmadıysanız muhakkak, hemen tanışın. Şanslı’yı tanımadan gerçek şansın ne olduğunu bilemeyeceğimizi düşünüyorum.


    ETİKETLER:

    Türkiye

    ,

    kitap

    ,

    Hediye

    ,

    Çocuk

    ,

    yazar

    ,

    kedi

    ,

    zaman

    ,

    kuş

    ,

    koruma

    ,

    Karşı