Kemalizmin imtihanı...

Kemalizmin imtihanı...
Kemalizmin imtihanı...
'Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası' Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki muhalif hareketlerin nasıl bastırıldığını anlatıyor. Muhalif 150 kişinin sürgünü, Şeyh Said İsyanı ve İzmir Suikastı ayrıntıyla inceleniyor
Haber: AYCA YILMAZ / Arşivi

‘Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası’ adlı kitabın yazarı Hakan Özoğlu, ‘önsöz’ünde, “Cumhuriyetin ilk yılları üzerinde eleştirel bir çalışma yapmak, benim gibi bu çalışmanın konusuyla aynı siyasi söylemde büyümüş ve yönlenmiş biri için ayrı bir güçlük arz ediyor,” diye başlıyor söze… Aslına bakarsanız, son dönem Kemalizm eleştirilerinin tamamına aynı önsöz giriş cümlesini yazabiliriz… Neden mi? Aynı konunun Kemalizm içinden gelen kimselerce eleştirildiğini çok duyduk, lakin ‘diğer taraf’ın kendilerine yönelik eleştirileri konusunda fikir sahibi değiliz de o yüzden… Başka deyişle, Kemalizm eleştirisi yazımı, esas itibarıyla Kemalizm tedrisatından geçmiş ailelerin çocuklarına nasip oldu, oluyor… Tam tersi için ise aynı şeyi söylemek pek mümkün değil… Neyse, elimizdekiyle idare ediyoruz…
Cumhuriyet’in kuruluş dönemi mevzu bahis olduğunda, resmi tarih yazımının dışında çalışmalara ulaşmak artık çok daha mümkün. İşin güncel siyasette nasıl bir yere denk düştüğü meselesini bir kenara bırakırsak, bu çerçevede incelenecek çok şey var tabii… ‘Cumhuriyetin Kuruluşunda İktidar Kavgası’ adlı eser, yayınevinin önceki benzer akademik muhtevalı kitapları gibi özenli bir çalışma ve Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki muhalif hareketlerin nasıl bastırıldığını anlatıyor…
Üzerinde ayrıntılı durulan konulardan ilki, Ankara hükümetine muhalif 150 kişinin sürgünü. Ardından, kitapta, “Kürt/İslamcı bir ayaklanma” olarak tanımlanan Şeyh Said İsyanı ele alınıyor. Ve nihayet, 1926’da ‘İzmir Suikastı’ olarak bilinen vaka münasebetiyle muhaliflerin nasıl bertaraf edildiği tartışılıyor… 

150 kişi sürgüne!
Aslına bakarsanız, 150’likler vakasındaki o 150 ismin kimliklerini, kimilerinin kısa biyografik bilgilerini okumak bile başlı başına enteresan. İngilizlerin Lozan görüşmelerinde, İstiklal Harbi sırasında ihanet eden isimlerin cezalandırılmaması yönündeki baskılarına karşılık, Türkiye heyeti ‘cezalandırma hakkı’nda diretiyor ve sonuçta 150 ismin sürgünü konusunda bir mutabakat sağlanıyordu. Topçu İhsan Bey’in Meclis gizli celse zabıtlarında yer alan konuşması hayli açıktı:
“Muhterem arkadaşlar, son harekat-ı milliye münasebetiyle ihanetleri tahakkuk edenlerin vatan hududu haricine çıkarılması mevzuubahis olduğu zaman, bittabi bunların adedi 500’de, 600’de, 1000’de kalacak değildir. Çoktur. Bendenizce, mademki Lozan’da akdedilen itilafta veya kararda 150 kişilik bir muhtıra olarak kabul ettirilmiş, eğer bunların içerisinde hem ihanetleri tahakkuk eden ve hem de istikbalde daima kendilerinden ihanet beklenen adamlardan müteşekkil bir defter yapmamız lazımdır.”
Tabii burada bir yandan “150’likler” tabir edilen kimselerin niye sürgüne yollandığını merak etmek kadar, İngilizlerin anlaşma masasında neden kimsenin sürgüne yollanmaması, bir genel af çıkarılması konusunda ısrarcı olduğunu da anlamaya çalışmalıyız. Ayrıca, gayri Müslimlerin yaptırımlardan muaf tutulduğunu da eklemek gerekir…
Şeyh Said isyanı bahsinde ise yazar Hakan Özoğlu’nun, “Şeyh Said İsyanının, zamanın Kürt milliyetçiliği ve İslamcılık davasının işine yaramaktan çok Kemalist hükümete hizmet ettiği açıktır,” yargısı hayli dikkat çekici. Kitapta, akademik muhtevalı bir çalışmada olması gereken bilgi ve olgulara yer verilirken, bu tür yargılar yazarın zaman zaman olayları kendi tarihsel koşulları içinde ele almaktan uzaklaştığı izlenimi yaratıyor. Zira herhangi biri aynı bilgi ve olgulardan yola çıkıp, söz konusu isyanın Kemalist hükümetin sınırlarını belirlediğini söyleyebilir pekâlâ. Başka deyişle, 1906-1908 arasındaki vergi isyanlarının tetiklediği ve 1908’de sıçrama kaydeden burjuva devrimi sürecinin Cumhuriyet’le yeni bir evreye yükseldiğini kabul edersek, Şeyh Said isyanı gibi vakaların, en azından Kürt bölgelerinde, hükümeti belli uzlaşmalara sürüklediğini ve burjuva devrimini ilerletme bakımından bir fren vazifesi gördüğünü söyleyebiliriz.
‘Yaklaşım’ sorunu
1926 “İzmir Suikastı” konusunu değerlendirirken de önümüze benzer bir “yaklaşım” sorunu çıkıyor. Aslında, bu tür çalışmaların tamamını, Kemalizmi nereden eleştirdikleri sorusuyla beraber ele almak icap ediyor. Dolayısıyla, “Önsöz” ve “Sonsöz” bölümleri dışında sunulan verilerin kitabın değerli yanını oluşturduğunu vurgulayarak, kitapta bükülen çubuğun bugünün siyasetinde nereye denk düştüğünü okurun çıkarması gerektiğini bir kez daha belirtmeliyim…

CUMHURİYET KURULUŞUNDA İKTİDAR KAVGASI
150’likler, Takrir-i Sükun ve İzmir Suikastı
Hakan Özoğlu
Çeviri: Zühal Bilgin
Kitap Yayınevi
2011, 240 sayfa, 20 TL.


“150’likler” ve “parlak” sicilleri!
Daha evvel sürgüne yollanan 155 hanedan mensubunun yanı sıra “150’likler” olarak tarif edilen liste içinde hanedanla akrabalığı bulunmayan fakat Padişah Vahdettin’in maiyetinden olan sekiz kişi vardı. Bunların dışında, asker ve sivil bürokratlar, gazeteciler, Çerkes Ethem ve yandaşları gibi kimseler bulunuyordu. İçlerinden bir kısmının, kitaptaki bahislerinden bölümlerle aktarabiliriz…
Kiraz Hamdi: Padişah Yaveri... 1920’de Osmanlı İmparatorluğu içindeki ve dışındaki pan-İslamcı hareketleri desteklemeyi amaçlayan gizli Tarikat-ı Salahiye’nin kurucusu ve başkanı oldu. Ankara hükümetinin yükselişiyle birlikte 1922’de ülkeyi terk etti. Daha sonra, 1925’te 686 kod numarasıyla Türk istihbaratı için çalışmaya başladığı ve sürgündeki diğer 150’likler hakkında bilgi topladığı belirtiliyor…
Sabık Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi: Fatih ve Beşiktaş camilerinde imamlık yaptıktan sonra siyasete atıldı. 3 Mart 1919 tarihli birinci Damat Ferit Paşa kabinesinde şeyhülislam oldu. Anadolu’daki milli mücadeleye karşıydı.
Sabık Adliye Nazırı Ali Rüştü: Bosnalı, medrese eğitimi almış, kadılık yapmış Ali Rüştü, İstiklal Savaşı sırasında işgalci Yunan ordusundan “Bizim asker” diye bahsediyordu!..
Hilafet Ordusu Kumandanı Süleyman Şefik: “İkaz” gazetesine verdiği bir mülakatta, “Anadolu’daki mevcut durumun sorumlusu Mustafa Kemal Paşa’dır. Hükümete karşı açıkça isyan etti. Bu tür hareketler ülkeyi mahveder,” diye konuşuyordu. Yurtdışında uzun süre Osmanlı hanedanını iktidara geri getirme mücadelesi verdi.
Sabık Divan-ı HarpReisi Nemrut Mustafa: Nemrut (Kürt) Mustafa Paşa, Divan-ı Harp reisliği sırasında milli mücadeleye karşı açık bir savaş yürüttü, Mustafa Kemal dahil pek çok kişi hakkında ölüm cezası verdi. Daha sonra Şam ve Bağdat’ta Kürt milliyetçisi faaliyetlerde bulundu.
Kuvayı İnzibatiye mensubu ve Nemrut Mustafa Divan-ı Harp üyesi (Kaymakam) Fettah: Milli mücadeleye katılanları yargılamasıyla ünlü ve mahkeme başkanının adıyla anılan (Nemrut Mustafa) sıkıyönetim mahkemesi üyesiydi. Sürgündeyken, Türkiye’de bir Kürt ayaklanması çıkarmaya çalıştığı belirtiliyor.
Sabık Bursa Valisi Gümülcineli İsmail: Sürgünde birçok yakın arkadaşını, hatta eski padişah Vadeddin’i bile dolandırdığı belirtiliyor. Fransa’da yaşamış, Yunanistan’da ölmüş…
Miralay Sadık: 1920’de Hürriyet ve İtilaf’ın başına geçti, 1921’de İngiltere’yle işbirliği yaparak imparatorluğu koruma iddiasındaki Türkiye’de İngiliz Muhipleri Cemiyeti’nin başkanlığına seçildi. Söz konusu cemiyet İngiliz çıkarlarının kuklası ve milli mücadelenin keskin bir düşmanıydı.
Türkçe “İstanbul” gazetesi sahibi Sait Molla: Medrese kökenli, ulemayamensup, İngiliz Muhipleri Cemiyeti başkanlarından. İngiliz taraftarı pek çok yazı yayınladı, İngiliz ajanlarıyla mektupları yakalandı…
Listedeki daha pek çok gazetecinin hakikaten “göz kamaştırıcı” bir sicili var... Demek ki medya, o zaman da iktidar payandası olmak için çaba sarf ediyormuş!..