Kitap ve dergi yayıncılığı sorunları aşamıyor

Kitap ve dergi yayıncılığı sorunları aşamıyor
Kitap ve dergi yayıncılığı sorunları aşamıyor
Yayıncılar Birliği, bandrol uygulamasının kaldırılması için girişimde bulunmalı; demokrat bir kültür hizmetinden yana olduğu düşünülen Kültür Bakanı Günay da bu uygulamaya kendi bakanlığında son vererek bir iz bırakmalı
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Kitap ve dergi yayıncılığını 2006’dan bu yana her geçen gün biraz daha sıkıntıya düşüren koşullar, genel kriz ortamının gerçek etkisi yanında, özellikle yapay etkileri yüzünden ikiye katlanmış durumda. Kitap satışlarının üç yıl öncekinin neredeyse yarısına düşmüş olması, kültür yayıncılarını çoktan ipin üstünde yürüyen cambazlara dönüştürdü. Ortalama 1000’er adet basılıp bir yıl içinde ortalama 500-600’er adet satılabilen kitapların bütün kitaplar içinde büyük çoğunluğu oluşturduğunu düşünebiliyor musunuz? Demek ki bu kitapların tümünden zarar ediliyor.
Kitabın aslında bugünkünden kat kat ucuza satılabileceğini kanıtlamaya çalışan safyürek dostlarımızın yaptığı hesapların tepeden tırnağa yanlış olduğunu başka bir yazıya bırakalım... Son bir aydır sözde krizin etkisiyle kâğıtçılar peşin para almadan yayıncılara kâğıt da vermiyor. Kaç paradan? İki ay öncekine göre yüzde 50-60 zamlı fiyattan. Bu kâğıt fiyatları tamamıyla spekülatiftir, kâğıtçılık da tefecilikten büyük tefecilik.
Yarısını peşin para ödeyerek üretip satılanlarının parasını sekiz ay sonra aldığınız bir üründen para kazanılır mı? Zarar edeceğiniz kesindir. Evet, 1000 adet bastığımız kitabın maliyetinin yaklaşık yarısını peşin ödeyeceğiz; yaklaşık 500 adedinin satışı toplam maliyetini karşılayacak; sonra da 500-600 adedinin sekiz ay sonra aldığımız parasıyla yeni kitaplar yayımlayacağız. Herhalde sekiz ay boyunca da çadırda yaşayarak... Bilinçli okurlarımız bunun farkına vardıkları zaman kitap yayıncılarını “mucize yaratan insanlar” olarak görüyor ya, biz de yalnızca bu güzel sözleri duymak için yayıncılık yapıyoruz, yoksa başka bir amacımız olabilir mi!

Sorunlara çare bulunmalı
Aslında şu sıralarda belki Frankfurt Kitap Fuarı’nı, “Türkiye Yılı”nı değerlendimek gerekirdi. Frankfurt’ta olumlu kazanımlar oldu elbette, ama onca para harcayıp yaklaşık bir yıldır hazırlandığımız, bin kişiyle çıkarma yaptığımız bir fuar da bazı kazanımlara yol açmalı. Yoksa açık yüreklilikle konuşup da Frankfurt’taki halimizden hoşnut olduğunu söyleyen yayıncı bulmak pek kolay değil. Frankfurt’ta yayıncılığın ve dünyaya kitaptan yansıyan kültürün ağırlığının altından kalkamadığımız bellidir.
Elbette bu işlerin bir ucunda devletin, resmi tutumun ve ilişkilerin oluşu baştan kocaman bir ‘eksi’yi deftere yazıyor. Aslında kültür yayıncılığı, devletin bir ucundan bile tutmasında sakınca bulunan bir alan. Bizim ülkemizde böyle. Yoksa yayıncılığın içinde bulunduğu, belki önümüzdeki bir yıl içinde küçük ve orta büyüklükteki bazı yayınevlerinin, kitapçıların, kitap dağıtıcılarının kapılarına kilit vuracağı koşullarda, devletin destek olacağı bundan daha anlamlı bir alan var mıdır? Oldum olası devlet desteğini ret etmekten yana oldum, ama Kültür Bakanlığı, kendi varlığını hissettirmeden de yayıncılık sektörünün koşullarını iyileştirebilir, iyileştirmelidir.
Şu kriz döneminde öteki bütün sektörlerde vergi yükünün hafifletilmesi gene gündemde. Oysa onlardan da önce, kitap ve dergi yayıncılığı yapanların yükümlü bulunduğu vergilerin tavanının, hiç değilse yüzde 5 olarak belirlenmesi niçin düşünülmesin?
Sözgelimi kâğıt için sübvansiyon istenmesin; ama Kültür Bakanlığı’nın kitap alımını ayrım gözetmeksizin bütün yayınevlerine adil biçimde genişletmesi; yalnızca kütüphanelerle sınırlamayıp okulları da gözeterek kitap alımını artırması gerçek bir çözüm, haklı bir taleptir. Bunun için Kültür Bakanlığı’nın bütçesi yetersizse, ki yetersizdir, öncelikli sorumluluklardan biri olarak, konu Bakanlar Kurulu’nun önüne niçin getirilmesin?..

Bandrol uygulaması kaldırılmalı
Bu arada, artık gitgide can sıkıcı bir hal alan bandrol uygulaması da var. Bandrol uygulamasının hem yanlışlığını, hem de saçmalığını geçen yıl yazmıştım. Sonraki bir yazımda da konu ettiğim gibi, yalnızca bir yayıncımızın olumsuz eleştirisiyle karşılaşmış, “Emeğimi korsanlara yedirtmem,” diyen bu yayıncımıza derdimi anlatmaya çalışmıştım; bu arada, “Haklısın...” diyenler daha çoktu çevremde, ama bunu adamakıllı sorun eden bir yayıncıyla da karşılaşmadım. Yoksa ben mi yersiz bir vahamet içindeyim ya da bürokratik eziyet ve saçmalıklarla yalnızca biz mi karşılaşıyoruz!
Gelin görün ki, aradan geçen bir yılda yayıncılara yararlı olayım diyen Kültür Bakanlığı gözümüzü çıkaracak yeni uygulamalar getirmeye başladı. Bandrol almak için her kitaba ayrı bir dosya hazırlayıp içine bazıları hep aynı, türlü çeşitli belgeler koymak, Ziraat Bankası’nda gişe kuyruklarında beklemek yetmiyormuş gibi, artık yeni yükümlülüklerimiz de var. Yazıişlerini yürüttüğümüz ofisimiz için geçen yıl önce Belediye’den işyeri ruhsatı, sonra da Kültür Bakanlığı’ndan Sertifika Numarası’nı almıştık; ama o da yetmedi, geçen aylardan başlayarak yeni belgeler istenmeye başladı. Biri, yayıncıların meslek birliklerinden birinden, “yayıncılık yaptığına ilişkin faaliyet belgesi”: Oysa sözü edilen kuruluşlar tescilli meslek birliği olmadığı için, yayıncıların da bu derneklere üye olma zorunluluğu bulunmuyor. İkincisi, kitapları bastırdığımız matbaanın, İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü’nden alacağı, “kitap basabileceğine ilişkin” sertifikanın kopyası: Oysa kitaplarımızı basamayacak matbaalara gitmemiz zaten anlamsız ki, kendi kitaplarımızı Kültür Bakanlığı’ndan daha çok düşünürüz.
Bu arada Ticaret Odası’ndan alınan “faaliyet belgesi”ni de her altı ayda bir yenileyip bandrol dosyasına koymanız gerekiyor. Ömrümüz boyunca varlığını korumayı amaçladığımız yayınevimizin durumunu her altı ayda bir niçin gözden geçirip bunu da Kültür Bakanlığı ile paylaşalım ki? Bu konuda duyarlığı olan yetkililer yayıncıların izini vergi dairelerinden pekâlâ sürebilir?
Bu arada bandrolle ilgili çeşitli başvuruları Kültür Bakanlığı’nın internet sitesinden yapıyoruz, ama ikide bir yapılan değişikliklerle orayı da arapsaçına döndürmekten hoşlanan birileri var. Bir uygulama en az birkaç yıl değişmeden sürmeli ki, orası Bakanlık olabilsin. Devletin bir bakanlığının hâlâ kurumsallaşamaması bir yana, bu haliyle gecekondu gibi durması düşünülebilir mi?
Türlü çeşitli belgeleri her kitap için yüzlerce kez dosyalayıp bandrol almaya gittiğinizde, masadaki memurları aşma güçlükleri de çıkabilir. Kimileri birer Murtaza’dır elbette. Karşınızdaki memur iki dudağının arasından çıkacak bir cümleyle dosyanızı hemen elinize verebilir.
Uzatmayalım, her kitap için bandrol alırken katlandığımız eziyetler çoğalıyor. Bu eziyetler “korsan yayıncılığı önlemek” içinmiş. Oysa bugüne dek korsan yayıncılığı önlemede yüzde birlik katkısı olmayan bu bürokratik uygulamalar yalnızca bizi canımızdan bezdirdiğine göre, korsanların işi de böylece biraz daha kolaylaşmış oluyor.
Bana kalırsa Yayıncılar Birliği, her şeyden önce, başka yerde örneği bulunmayan bandrol uygulamasının kaldırılması için girişimde bulunmalı; çağdaş ve demokrat bir kültür hizmetinden yana olduğu düşünülen Kültür Bakanı Ertuğrul Günay da bu uygulamaya kendi bakanlığında son vererek bir iz bırakmalı.
Üstelik en önemlisi, olası bir otoriter, faşizan yönetim, hiç kuşkunuz olmasın ki bir gün mutlaka, sessizce bandrol vermeyerek ya da kimine verip kimine vermeyerek ya da vermeyi hiçbir gerekçe göstermeksizin geciktirerek, canımızı gerçekten acıtacaktır. Bandrol onların, devletin ellerine verilmiş gerçek bir silahtır. Bu da bandrole karşı çıkmamın asıl gerekçesi.
İlgili kuruluşlar, sanırım şu soruyu da bütün yayıncılara sormalı: Bandrol uygulamasından yana mısınız?

http://notoskitap.blogspot.com