Korkacak bir şey yok

Korkacak bir şey yok
Korkacak bir şey yok
Kenneth C. Davis ile Jenny Davis; yazarlar, kitaplar, karakterler, tragedyalar, şiirler ile şairler, takma adlar, ilk dizeler, son satırlar, ödüller, vb. başlıklar altında hem eğlendirici, hem bilgi verici bir kitap hazırlamış. 'Edebiyattan Pek Anlamam', edebiyatla arası pek iyi olmayanların merakını körüklüyor
Haber: SEVİN OKYAY / Arşivi

Edebiyattan Pek Anlamam’ merakı körükleyen bir kitap . Yazarlar, konular hakkında testler yaparken aslında bilgimizi sınamaktan çok pekiştiriyor. Virginia Woolf’tan korkar mısınız? Korkacak pek bir şey yok... Edebiyat, insanın tek başına yarattığı ve okurken de bire bir ilişki kurduğu bir sanat dalıdır. Bütün sanatların içinde yaratılması en masrafsız olanıdır, tabii, hâlâ elyazısı yazabildiğinizi varsayarsak. Gerçi değil elyazısı, daktilonun bile devri geçmiş olabilir ama nasıl yazarsanız yazın, ister kâğıt üzerinde ister ekranda okuyun, edebiyatın devri geçmedi. ‘Edebiyattan Pek Anlamam’, bu sanata desturla yaklaşıyormuş taklidi yaparak, edebiyatla arası pek iyi olmayanların meraklarını körüklüyor diyebiliriz. Kitabın yazarları Kenneth C. Davis ile Jenny Davis; yazarlar, kitaplar, karakterler, tragedyalar, şiirler ile şairler, takma adlar, ilk dizeler, son satırlar, ödüller, vb. başlıklar altında hem eğlendirici, hem bilgi verici bir kitap hazırlamış. Bir ara pek moda olan ‘blöfçü’ kitaplarından farkı da, gerçekten bilgi vermesinde. Testlerde ele alınan ayrıntılar ise, sahiden korkuyorsak eğer, yazarların aslında pek korkulacak şahıslar olmadıklarına işaret ediyor.
Yazarlardan korkmak deyince ilk aklımıza gelen de, Virginia Woolf, elbette. Dehşet verici bir şahıs olduğundan değil, Edward Albee yüzünden. Yaşı tutanlar, onun oyunu ‘Kim Korkar Hain Kurttan?’ı Yıldız ve Müşfik Kenter’den sahnede görememiş de olsalar, Elizabeth Taylor ve Richard Burton’lı Mike Nichols filmini hatırlabilirler. Taylor’a bir Oscar, Burton’a bir adaylık getirmişti. Türkçe çevirisi sayesinde de bir müddet hain kurttan korkmamız gerektiğini sanmıştık. Yıllar, yıllar sonra ‘Hours’ filmi de bize Mrs Clarissa Dolloway’i bildiğimizden hayli farklı şekilde takdim etmişti. Bu film de, Woolf’u oynayan Nicole Kidman’a bir Oscar getirdi. En azından, kadın oyuncuların yazardan korkması için bir neden olmadığını söyleyebiliriz.
‘Edebiyattan Pek Anlamam’ın iki yazarından biri ve ‘Don’t Know Much About Anything’ (Hiçbir Şey Hakkında Çok Bilgim Yok) serisinin yaratıcısı Kenneth C. Davis kitabın giriş bölümünde hep kafamızı karıştırmış olan bir şeyi de sormayı ihmal etmemiş: “Keats ile Yeats’i karıştırıyor musunuz?“ Hem de nasıl! İngiliz edebiyatı okumuş gençler, İngiliz şair John Keats ile İrlandalı şair ve oyun yazarı William Butler Yeats’i biraz olsun tanıyana kadar yalnızca birbirine karıştırmakla kalmaz, büyük ihtimalle Yeats’in soyadını (Yeyts) yanlış da telaffuz eder. 

‘Bilen’e altı soru
İngiliz edebiyatı okuyan çocukları sahiden korkutan konulardan biri de daima ‘Beowulf’ olmuştur. ‘Edebiyattan Pek Anlamam’, sağlam temelleri olan bu korkuyu da törpüleme yolunda bir adım atıyor. Hrutgar ile Hrunting’i birbirinden ayırt edebilenlere, altı soru soruyor. Gerçi Beowulf’un sinema perdesine transfer olması işi biraz kolaylaştırmış olabilir ama, 8’nci yüzyılda yazıldığı varsayılan ve Norveç efsaneleri ile Danimarka tarihine dayanan, anlaşılması gayet zor, kendisi de pek uzun bir şiirin, özellikle İngiliz olmayan çocuklara niye okutulduğunu da anlamak zor. Öyle ki, arkasından Chaucer’ın Ortaçağ İngilizceli ‘Canterbury Hikâyeleri’i geldiğinde, insan adeta ferahlayıp rahat bir nefes alır. Hiç değilse, altyazıları vardı. Dilleri dışında pek korkutucu yanları yoktur, hatta neşelidirler. Farklı yorumlanabileceklerini bize Pier Paolo Pasolini göstermişti. ‘Edebiyattan Pek Anlamam’da beş test sorusuyla karşımızda.
Ama Davisler’in kitabında sadece vaktiyle bizi korkutmuş olan ağır eserler ve edebiyatçılar yok. Fantastik edebiyat, çeşitli temsilcileriyle yerini almış, polisiye romanlar da mevcut. Binbir Gece Masalları, muhtelif ödüller, müstehcen bulunmuş kitaplar, yasaklanmış kitaplar, yazarların takma adları, ilk satırlar, ilk dizeler ve, neden olmasın, edebi hırsızlıklar. Bir de, Hollywood ve Broadway’in yolunu bulup beyazperdeye ve sahneye uyarlanmış olan eserler. Çocuk klasikleri de, tabii. İlk okuduğu kitabı kim hatırlamaz diye soruyor yazar. Herkes hatırlar, ya da herkesin aklında ilk hatırladığı kitap diye (ama doğru, ama yanlış) bir başlık vardır. Çocukluk kitapları, kitapseverliğin, edebiyat sevmenin temelidir, kaynağıdır. Okuma öğrensek de büyüklerimizin bize okuduğu kitapları (Tom Sawyer, Oliver Twist, Polyanna, vb.( kendimiz okusak diye içimiz giderdi.
‘Edebiyattan Pek Anlamam’da vaktiyle çok sevilen, artık bir nebze unutulmuş yazarların varlığı da okurlara mutluluk verecek. Hele siz o yazarları hiç unutmadıysanız. Geçen hafta kupürlerimle sair evraktan yersizlik nedeniyle ağlayarak ayrılırken, elime bir James Baldwin dosyası geçmişti, “Hayatta atmam,” demiştim. Engin Cezzar’a yazdığı mektuplar vardı. Baldwin’i lise yaşında, okulumuzda bir konuşma yaptığında tanımıştım. Bir anda herkesi avucuna alması, zekâsı ve lafını esirgememesi beni çok etkilemişti. Ne de olsa, on dört yaşında kilisede vaaz vermeye başlamış birinden söz ediyoruz. Türkiye ’de çok kitabı basılmıştır Hem Sander’den (imzalı) Türkçelerini de, hem de İngilizce orijinalleri almıştım. Kitapta onunla karşılaşmak benim için çok sevindirici oldu. 

Herkesin bilmesi gereken yazarlar
Langston Hughes ve Zora Neale Hurston ise, herhalde giriş bölümünde keşfedeceğimiz müjdelenen “daha az duyulmuş ama herkesin bilmesi gereken yazarlar” faslından olsa gerek. Harlem Rönesansı’nın merkezindeki kişi, cazla şiiri birleştirmiş olan Hughes da, “halkın tümünün siyah olduğu ilk entegre ilçe olan Eatonville”in kızı Hurston da, sadece kendi halklarının sesi olmakla kalmaz aslında. Peki, kimilerinin pek sevdiği Ayn Rand’a ne buyurulur diyecek olursanız, onun cevabı da girişte. Yıllar önce benim de dikkatimi çeken, hatta üzerine bir köşe yazısı yazdığım bir New York Times Review yazısından (It’s Not You, It’s Your Books) yapılan alıntıda Rand’ın adı geçiyor. Rachel Donadio, sosyal sitelere sevdiğiniz kitap listeleri koymanın sakıncalarından söz ediyor. Kitap eleştirmeni olan bir hanım, gönlüne göre diye düşündüğü birini bulmuş. Ayn Rand sevdiğini öğrenir öğrenmez de yolları ayırmış. Olsun varsın, beş Rand sorusu da bizi bekliyor.
Okuruna bilgi, cesaret ve neşe vermeyi amaçlayan ‘Edebiyattan Pek Anlamam’ı el kitabı olarak da kullanabilirsiniz. Ama şahsen ben içinde kitaplarla geçen yıllarımın küçük bir özetini bulmuş gibi oldum. Unuttuklarımla değil de, aklımdan neredeyse çıkmış olanlarla hasret giderdim. Bilmediğim ya da üzerinde düşünmemiş olduğum şeyler buldum. Yalnızca kitapları değil, filmleri de hatırladım. Gregory Peck, hem Kaptan Ahab (‘Moby Dick’), hem de Atticus (‘Bülbülü Öldürmek’) olarak iki bambaşka çehreyle karşıma dikildi. Franz Kafka, Jeremy Irons’ın endişeli yüzüyle başını eğip yere baktı. Ben doğmadan üç yıl önce çevrilmiş olan ‘Rüzgâr Gibi Geçti’nin afişinden, Clark Gable ile Vivien Leigh’in kucaklaşma sahnesini unutmuşum, hayret. Jack Kerouac’ın varlığı sayesinde ise hem kalbimiz Beat ile attı, hem de kapanmak üzere olan Chelsea Oteli’ne selamlarımızı yolladık.
Listede çevirdiğimiz kitapların yazarları da var. Kurmaca Yerler maddesi, Kutlukhan Kutlu ile üç buçuk yılda çevirebildiğimiz, Alberto Manguel ve Giovanni Guadalip kitabı ‘Hayali Yerler Sözlüğü’nü hatırlattı bana. Çok sevdiğim Kurt Vonnegut’un adı, bilgisayar çökünce kaybettiğim ilk kitap çevirisinin üzüntüsünü geri getirdi. Rowling’le altı kitap ve uzun yılları (gene Kutlukhan’la) paylaşmıştık. Ursula K. Le Guin en sevdiğim fantazya kahramanı olan Ged’in yaratıcısı; C.S. Lewis, ille de Lewis Carroll ise çocukluğumuza ışık tutmuşlardır.
Kitabı Türkçeye çeviren Taciser Ulaş Belge, ‘Edebiyattan Pek Anlamam’ın satır aralarına Türk edebiyatına ilişkin birkaç soru da eklemiş. “Alıntı yapılan bölümlerde mümkün olduğunca kitabın Türkçesini bulup, alıntıyı çevirmenin Türkçesiyle vermeye çaba gösterdik” açıklamasıyla. Amerikan edebiyatını merkezine almış, ama Avrupa ve Afrika’yı da yoklayan kitapta, birkaç test sorusuyla bile olsa bizim edebiyatımızın da yer alması bir eksikliği nispeten örtüyor sanki.

Edebiyattan korkmayanlara 10 soru
*Tolstoy’un kendini tren altına atmış bir kadın bedeni gördükten sonra yazdığı söylenen romanın adı nedir?
*Doğru mu, yanlış mı: Moby Dick’in hayatı “Mocha Dick” takma adlı gerçek bir beyaz balinanın hikayesine dayanmaktadır.
*Gerçeküstücü eserleriyle tanınan hangi ressam İlahi Komedya’nın üç kitabını baştan sona resimledi?
*Sofokles’in oyunlarında çizilen hangi trajik kahraman portresi, babasını öldürüp annesiyle evleneceği kehanetini haklı çıkarır?
*Gabriel García Márquez, 1982 Nobel Ödülü’nü alırken yaptığı konuşmada, bu ödülü daha önce alan hangi yazar için “Ustamdır” demiştir?
*T. S. Eliot’ın hangi şiiri şu ünlü dizeleri içerir: “Cesaretim var mı / Tacize kainatı?” (çev. Can Yücel)
*1941’de gölde boğularak intinar etmeden önce, Virginia ve kocası Leonard Woolf, hangi olay gerçekleştiği takdirde birlikte intihar etmeye karar vermişti?
*“Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında” dizeleri hangi şairin mezar taşında yazar?
*Edgar Allan Poe’nun 1836 yılında evlendiği kuzeni Virginia Clemm o sırada kaç yaşındaydı?
*Hangi kült filmde kısa bir an için Emily Dickson’ın dev bir kuklası görünür?
Yanıtları kitapta!

EDEBİYATTAN PEK ANLAMAM
Kenneth C. Davis, Jenny Davis
Çeviren: Taciser Ulaş Belge
NTV Yayınları
2011, 208 sayfa, 15 TL.