Korkunç bir güzellik

Korkunç bir güzellik
Korkunç bir güzellik

William Butler Yeats

William Butler Yeats'in otuz şiirini bir araya getiren 'Her Şey Ayartabilir Beni', bizi görkemli tarihin labirentine, şiddet ve güzellik arasındaki tehlikeli bölgeye sokuyor
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

William Butler Yeats’in öldüğü 1939 yılının o soğuk ocak gününü, Auden’ın “W. B. Yeats’in Anısına” başlıklı ünlü şiirindeki unutulmayacak güzellikte imgelerle sanki kendimiz yaşamışçasına hatırlarız. Ne de olsa toprak yüce bir konuğu, kendi içinde yatacak olan İrlandalı bir gemiyi ağırlamaya hazırlanıyordur: “Dereler donmuş, neredeyse bomboştu hava alanları,/ Yağan kar bir başka biçime sokmuştu anıtları;/ Ova düşmüştü ölen günün ağzında./ Ah, bütün göstergeler birleşiyor işte/ Öldüğü günün soğuk, karanlık bir gün olduğunda.” İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı yıldı bu ve beş yıl önce vasektomi yaptıran Yeats’in hayatının cinsel açıdan çok renkli son dönemi farklı kadınlarla yaşadığı ilişkilerle dolu dolu geçmişti. Doymak bilmeyen bir iştahı vardı, üretkendi ve daha çok yaşamayı istiyordu. Ama şimdi öldüğünde, dünyanın artık toprağın altına ilerleyen bu adama çok da aldırdığı yoktu. Auden yine de ondan öğrendiği tekniklerle hayatı tek bir olayın çevresinde imgeleştiren o mucizevi sahneyi önümüze seriverir, sanki bütün dünyanın yüreği burada, Yeats’in ölümünde atıyordur: “Hastalığından uzak/ Kurtlar koşuşuyordu yeşili bitmeyen ormanlarda,/ Şehirli rıhtımları özlemiyordu köylü ırmak;/ Yaslı diller/ Gizliyordu ozanın ölümünü şiirlerinden.”
Ruhunun nalbantında tarihinin ve ulusunun vicdanını döven şair bunu modernizmin geleneği farklı biçimlerde dönüştürmeye yönelik arzularıyla, yani yukarıdaki örnekte doğayı kişileştiren o büyüleyici güzellikteki şiirsel teknik (Ruskin’in adını koyduğu ‘pathetic fallacy’) kadar İrlanda’nın geleneksel söyleyiş biçimlerini yeniden canlandırarak da yapıyordu. 1923 yılında Nobel edebiyat ödülü yalnızca Yeats’e değil, bir sene önce bağımsızlığı Britanya tarafından tanınan İrlanda Cumhuriyeti’ne de verilmişti. İnançlı bir Katolik ve mistik olan şair 1916 Paskalya Ayaklanması şiirinde o cumhuriyetin kuruluşu yolundaki en büyük ayaklanmalardan birinin şiddetle bastırılışını şaşırtıcı bir güzelliğe sahipmişçesine resmediyordu: “Gün batarken karşılaştım/ Diri yüzlerle geliyorlardı/ Ya tezgâhlarından, ya masalarından,/ On sekizinci yüzyıldan kalma / Külrengi evlerin arasından.” Bu insanlar imparatorluğa kafa tutmakta kararlıydılar ancak onların ayaklanması kadar bu ayaklanmanın bastırılışı da yaşantılarını geri döndürülemeyecek bir biçimde değiştirecekti. “Her şey değişti, değişti kökten:/ Korkunç bir güzellik doğdu.”
Bu korkunç güzellikte bize modernizmin şiddetle ilişkisini veciz biçimde gösteren bir mutluluk gizli. Ne de olsa İrlanda artık ayakta kalmak için Birlikçi (Unionist) olan veya Londra’da muhafazakârların peşine takılan, insanları “soytarılık eden”lerin ülkesi değildi, bulutların, kuşların, atların, orman tavuklarının, horozların, atlıların aniden canlandıkları ve ‘her dakika’ yaşamaya başladıkları bir şimdiki zaman dünyasına da dönüşmüştü. “Durmadan özünden vermek/ Taşa çevirebilir yüreği/ Ah bu ne zaman yetecek?” Bu dizelerin ardından gece, karanlık, kaos ve ölüm Britanya askerlerinin yakalayıp en sonunda idam edeceği devrimcilerin isimleriyle gelir: “MacDonagh ile MacBride/ Sonra Connolly ile Pearse/ Hem bugün , hem gelecek günlerde,/ Yeşil giyilen her yerde/ Değişti, her şey değişti kökten:/ Korkunç bir güzellik doğdu.” 

‘Yoğun bir tutkuyla esrik’
Yeats’le birlikte onun yaşantısında daha da geriye gittiğimizde, 1920’lerin sonunda Wall Street’te yaşanan kriz çıkar karşımıza. Bunu takip eden Büyük Buhran’ın etkisiyle estetik ve ahlaki anlayışı sarsıntıya uğrayan şair en ünlü şiirlerinden biri olan “İkinci Geliş”te merkezini yitirmiş bu dünyanın karmaşasından bahseder. Onu büyüleyen halk şiirleri ve geleneksel yaşantı, yaklaşan felaketin ötesinde bizi bekleyen bir gelecek imgesine dönüşür, modernizmin projesine uygun biçimde el değmemiş olanla kirlenmiş olan içiçe girer: “Döne döne büyüyen anaforda/ Şahin duyamıyor şahincisini;/ Her şey yıkılıyor, bel vermiş ortadirek;/ Kargaşalık salınmış yeryüzüne,/ Yükseliyor kana bulanmış sular, ve her yerde/ sulara gömülüyor suçsuzluğun töreni;/ İyiler her türlü inançtan yoksun,/ Oysa yoğun bir tutkuyla esrik kötüler.” Buradaki ‘iyiler’ Yeats’in Avrupa ’daki karmaşaya belli bir düzen vermesini beklediği soylu sınıf ve zenginleri simgeliyor ancak ‘yoğun bir tutkuyla esrik’ olanların eski dünyayı yıkıp darmadağın etmelerinin önünde artık kimsenin duramayacağı bilinci şiire trajik bir kaçınılmazlık hissi katıyor.
Years’in bahsettiği Avrupa’yı birbirine düşüren savaş ve sonraki onyılda gerçekleşen ekonomik buhranla gelen yıkım emperyalizmin mutlu günlerini yaşadığı 1865’de Dublin’de doğan şair için fazlasıyla korkutucu bir manzara olsa gerekti. 22 yaşında geldiği Londra’da kendini şiirlerini ve metafizik anlayışını hayranlıkla incelediği William Blake’in yanı sıra Edmund Spenser’ın bir takipçisi olarak bulmuştu. Özellikle Pre-Raphaelite şairlerden etkilenmiş, kendisi gibi genç ve ulusalcı bir kadına âşık olmuş, kısa sürede İrlanda’nın edebi geleneklerini canlandırmayı amaçlayan ve antik destanlarla Kelt anlatılarını yapıtlarında yeniden dirilten bir okulun kurucuları arasında yer almıştı. Otuz şiirini bir araya getiren “Her Şey Ayartabilir Beni” bize bu etkilerin kendini gösterdiği farklı Yeats’ler sunuyor. Yaşlanıp Saçların Ağardığında’da “Kaç kişi senin o mutlu inceliğini sevmişti,/ Kaç kişi güzelliğini, yalan ya da doğru./ Ama bir kişi senin o gezgin ruhunu/ Ve değişen yüzünün hüznünü sevdi” diyen romantik şair de, kitaba adını veren şiirde “Her şey ayartabilir beni şu şiir uğraşından/ Gün olur bir kadının yüzü, ya da daha kötüsü/ Çektiği çile alıklarca yönetilen yurdumun” diyen ve kendisini siyasetin kaçınılmaz varoluşunda bulan devrimci şair de aynı Yeats’tir sonuçta. Ancak temel farklılıklarının yanı sıra ortak özelliklere de sahiptir bu Yeats’ler. Örneğin kesin, Puşkinvari parlak imgelerle konuşurlar: bir şiirinde Ekim’in alacakaranlığında taşların üzerinden akan sularda süzüldüklerini gördüğümüz elli dokuz kuğu, Yeats’in tüm yaşantıyı çıldırtıcı bir canlılıkla resmettiği şimdiki zamanında karşımıza çıktıklarında genel bir kuğu fikrini olduğu kadar her zaman o özgül elli dokuz kuğuyu da aklımızda canlandırırlar. Özel olanla evrensel olanın içiçe girdiği bu imgeler hem Platon’un biçimler dünyasının kesinliğine hem de modernitenin işgal ettiği, geleneklerle kurulmuş bir ortak bilinçaltına gönderme yaparlar.
Coole’un Yaban Kuğuları şiirinde Yeats’in anlatıcısı hesabını tutmaya başladığından bu yana geçirdiği on dokuzuncu güzü anlattığını söylüyor bize ve izlediği “parlak yaratıklar”ın kesinliğiyle kendi yaşantısındaki mutsuzluğun kesinliğini içiçe geçiren dizelerde kuğular sembollerden çok hayatı yansıtan bir enerjinin taşıyıcılarına dönüşüyor. “Hâlâ yüzüyorlar işte durgun sularda,/ Gizem içinde, güzel;/ Kim bilir hangi sazlıkta/ Yapacaklar yuvalarını, hangi gölün/ Kıyısında ya da havuzda güzellik sunacaklar/ Uyanıp onların gittiğini anladığımda?” 

Sıkıntılı günlerimize bir çare
Cevat Çapan’ın çevirisi şiddet ve güzelliğe, onlar üzerine düşünen genç bilincin trajik yaşlılığına odaklanan bu tür dizelerin kesinlik gerektiren ayrıntılarını layığıyla yeniden yaratıyor. W. H. Auden’ın kitabın sonunda yer alan ‘anısına’ şiiri kadar kısa ama iyi yazılmış önsöz de bu büyük şairin dünyasına girmek için güzel bir başlangıç oluşturuyor. Kitapta özgün İngilizce metinlerle yanyana duran Türkçe çeviriler arasında gezerken, bu şiirlerde yaşayan bilincin ayak izlerini görüp onun adımlarını takip etmeye çalışırken buluyoruz kendimizi. Belki onları sondan başa doğru takip etmek, geri geri adımlar atarak kitapta ilerlemek daha iyi. Bunlar savaşlardan ve ekonomik buhranlardan uzaklaşmaya çalışan kendi çaresiz, titrek adımlarımıza benzemiyorlar mı? Sıkıntılı günlerimize bir tür çare değil mi bu ufak yolculuk? “Ben de, benden sonra/ Kendi kanımdan gelenler/ Tek başına kalmış bir belleği yüceltecek/ Sıkıntılı günlere uygun izler/ Bulabilsinler diye burada yaşadım.”

HER ŞEY AYARTABİLİR BENİ
William Butler Yeats
Çeviren: Cevat Çapan
Helikopter Yayınevi
2011, 96 sayfa, 12 TL.