Kral, devrim mahkemesinde!

Kral, devrim mahkemesinde!
Kral, devrim mahkemesinde!
Filozof, Kral'a karşı çıkma konumuna nasıl gelmiştir? Yani politik kritisizm, mutlakiyetçi devlete karşı nasıl ortaya çıkmıştır? Koselleck, bu bakımdan kritisizmin tarihini irdelemektedir
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Reinhart Koselleck’in ‘Kritik ve Kriz’i nihayet Türkçede. Koselleck’in, ‘İlerleme’ ve ‘Kavramlar Tarihi’ adlı kitapları daha önce Türkçeye çevirilmişti. ‘Kritik ve Kriz’, Koselleck’in kariyerinin başlangıç aşamasındaki ana yapıtı olarak kabul ediliyor. Carl Schmitt’in, bu çalışmanın bir teze dönüşümündeki ‘katkılarını’ dile getirmek gerek. Nitekim Koselleck, kitabın başında, “soru sormasına ve cevaplar bulmasına yardımcı olması” nedeniyle Schmitt’e teşekkürlerini sunuyor. Koselleck’in bu dönemi üzerinde, Heidegger’in etkisinin de olduğu söylenir.
‘Kritik ve Kriz’in çevirisi, Eylem Yoksal Murteza’ya ait; ayrıca Nejat Ağırnaslı, Yusuf Yıldırım ve M. İkbal Bakır’ın bu çok dilli metnin çevirisindeki katkıları söz konusu.
‘Kritik ve Kriz’, öncelikle belirtmek gerekirse felsefi bakımdan kritiğin doğası hakkında bir kitap değil; belki ‘kritiğin tarihi’ hakkında bir kitap demek biraz mümkün. “Biraz” çünkü, ‘Kritik ve Kriz’in ana problemi kritik değil. Kitabın alt başlığı belki bu konuda fikir verebilir: “Burjuva Dünyanın Patolojik Gelişimi Üzerine Bir Katkı” Koselleck, temelde burjuva düşüncesi ile çabasının 18. yüzyıldaki politik işlevine, yani Aydınlanma’nın politik önemine ve bu çerçevede Mutlakıyetçi Devletin ortadan kalkma sürecine odaklanmaktadır. Teorik amacını şöyle betimlemekte Koselleck: “Aydınlanma’nın politik önemini ayrıntılandırmak için, Mutlakıyetçi Devletin yapısına bakmak zorundayız, çünkü bu Devlet büyük Devrimin ilk kurbanıdır ve Ütopyacı bir modernizmin ortaya çıkmasına olanak tanıyan şey, onun ortadan kalkışı olmuştur.” Dolayısıyla denilebilir ki Koselleck, Mutlakıyetçi Devletten günümüzün ütopyacı modern dünyasına nasıl geçildiğini irdelemektedir.
Ütopyacı modernizm, derken Koselleck’in kastettiği, dünyanın, “insanın, kendini her yerde evinde hissettiği” bir yer durumuna gelmesidir. Ve bu ütopya, ona göre, Avrupa tarihinin bir sonucudur. Çünkü “Avrupa tarihi sınırlarını genişletmiş ve bir dünya tarihi halini almıştır.” 

‘Aydınlanma’ya katkı
Ama temel soruyu unutmamak gerek: 17. yüzyılın mutlakiyetçi devletinden günümüze buraya nasıl gelinmiştir. Koselleck’e göre, arada, pek çok devrimin yer aldığı 19. Yüzyılın kriz durumundaki devleti yer alır. Ama daha önce sorulması gereken soru da şudur: 17 yüzyılın mutlakiyetçi devletinden 19. yüzyılın kriz durumundaki devletine nasıl gelinmiştir? Somutlaştırmak gerekirse, XVI. Louis’in şahsında, Kral, devrim mahkemesine nasıl çıkarılmıştır?
1781 yılında, Immanuel Kant, Saf Aklın Eleştirisi’ne yazdığı özsözün bir yerinde şöyle bir paragraf yer alır: “Bizim çağımız, özellikle bir kritisizm çağıdır ve her şey kritisizme tabi tutulmalıdır. Din kutsallığı ve yasa koyuculuk yüce makamı sayesinde kendisini bundan muaf tutmaya çalışabilir. Ama böylece şüphe uyandırmaktan başka bir şey yapmış olmazlar ve aklın sadece özgür ve açık bir incelemenin sınamasından geçmeyi başarabilenlere bahşettiği gerçek saygınlığı asla talep edemezler.”
Filozof ya da kritikçi, Kral’a, yani yasa koyucuya karşı bu cümleleri söyleyebilir konumuna nasıl gelmiştir? Başka bir deyişle politik kritisizm, mutlakiyetçi devlete karşı nasıl ortaya çıkmıştır?
Koselleck, işte, bu bakımdan kritisizmin tarihini irdelemektedir. Politik kritisizm, politik kritisizm olarak ortaya çıkmamıştır. “Kritisizmin yüksek otoritesinin sessiz ve gizli rolü, özgürce ve açıkça dile getirilen bir role” dönüşmüştür. Koselleck’e göre, kritisizmin, politik kritisizme dönüşmesi Schiller, Simon, Bayle, Voltaire, Diderot ve Kant’la belirlenen aşamalarda gerçekleşmiştir. Kritisizm, başlangıçta, dini iç savaş krizinin aşılmasını sağlaması bakımından, ahlak ile politika alanının birbirinden ayrılması sürecinde, “politik olmayan kritisizm” olarak ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla “ahlak ile politika alanlarının bölünmesi, kritisizmin temelini” oluşturur. Bu temel başlangıçta Schiller tarafından atılır. Ona göre, “kritisizm bir yargılama sanatıdır. (..) kritisizm sürecinde doğru yanlıştan, gerçek sahteden, güzel çirkinden, haklı haksızdan ayrılır.” Başlangıçta bu yaklaşım edebiyat cumhuriyetinde olana, sahnede olana yöneliktir. Ancak kritisizmin ayrımındaki keskinlik, edebi olan içindeki veya ahlak alanı içindeki politik olana da yönelecektir: Kritisizm, şeytani olanın maskesini düşürmeyi de kendisine hedef edinir; ama bununla yetinmez eylem çağrısında da bulunur: şeytani olanın maskesinin düşürülmesi yetmez aynı zamanda “ya onları yıkmalı ya da onlara yenilmeliyiz” niyetini de amaç edinir. 

Dürüst insan
Kritisizmin kavramsal tarihindeki bir diğer başarılı adım Pierre Bayle tarafından atılır: Bayle, kritisizm kavramını akıl kavramıyla bağlar ve kritisizm aklın asli işlevi haline getirilir. Bayle’nin ikinci önemli katkısı ise, kritik ile “satir” ve “yergi yazıları”nı birbirinden ayırt etmesinde ortaya çıkar. Ona göre, satir veya yergi yazılarının amacı, genellikle insanın onurunu elinden almaya yöneliktir. “Satir, sadece Egemen tarafından cezalandırılması gereken, bir tür sivil cinayettir; oysa bir kitabın kritiği sadece yazarının bu ya da şu kadar aydınlanmış olmadığını göstermelidir.” Kritisizm, burada, kendisini insan bilgisinin alanı ile sınırlamıştır: “dürüst insan, kritisizmin hükmüne tabi değildir.”
Fransız aydınlanmacı filozofları, kritisizmin kavramsal tarihinde bir dönüm noktasını oluşturur. Bu kavramsal aşamada kritisizm, sadece ayrımlar yapmakla yetinmez, bütün insanları hedef alır: “kritik yargı, her şeyin ve Kral dahil herkesin eşitlenmesini, yani kısacası insanın, kim olursa olsun, yurttaşlık durumuna indirgenmesini içerir.” Dolayısıyla XVI. Louis, devrim mahkemesinin önünde artık bir Kral olarak değil, bir yurttaş olarak durmaktadır. XVI. Louis’in, bir Kral olarak değil bir insan (insanlığın düşmanı olan bir insan) olarak devrim mahkemesi önüne çıkarılması, kritisizmin tarihsel rolünü ve ‘başarı’sını ortaya koymaktadır. Kant’ın yukarıda alıntıladığımız Kral’a yönelik sözleri de bu bağlamda yer alır, Koselleck’e göre. Ama kritisizmin bu başarıyla geldiği nokta ise bir kriz durmundan başka bir şey değildir. Çünkü kriz, “çözüm için feryat eden sorunların çözülmeden devam etmesi” durumudur.

Gerilim devam ediyor
Koselleck’in ‘Kritik ve Kriz’i, Carl Schmitt’in politik teorisine bir hazırlık kitabıdır. Koselleck’in 1954 yılındaki doktora tezine dayanan bu çalışma 1959 yılında kitap olarak yayımlanmış. Dolayısıyla kitabın, felsefi bir kitap olmasının ötesindeki ‘güncelliği’ o yıllardaki ABD ile SSCB arasındaki gerilime denk geliyor. Ama günümüz açısından da bir güncelliği söz konusu bu kitabın; sanki kendisine mutlakıyetçi devleti model edinmiş olan günümüzün reel devleti ile küreselleşme arasında ortaya çıkan mevcut gerilim bakımından.


KRİTİK VE KRİZ
Reinhart Koselleck
Çeviren: Mustafa Özdemir
Otonom Yayıncılık
2012, 264 sayfa, 20 TL