'Kritiğin toprağı'ndan beslenmek

'Kritiğin toprağı'ndan beslenmek
'Kritiğin toprağı'ndan beslenmek
Yücel Kayıran'ın 'Kritiğin Toprağında' adlı kitabı, 2011 Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü'ne değer görüldü. Kayıran, 'Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak' alt başlıklı kitabında, Türk şiirinin temel dönemlerine eleştirel bir gözle bakıyor
Haber: Ali Galip YENER - aligalipyener@gmail.com / Arşivi

Yücel Kayıran ilk şiir kitabını, ‘Hayaline Firar Edemeyenlerin Afsunu’nu 1997’de yayımlamış bir şair ve denemeci. Şiir üzerine eleştiri yazılarını ve poetika sorunlarına yönelik incelemelerini 1990’larda yayımlayan Kayıran, eleştiri ve denemelerini, 2007’de okura sunulan ‘Felsefi Şiir’ adlı kitapta toplamıştı. Şairin ikinci şiir kitabı, 2004 basımı ‘Beni Hiç Göremezsin’, 2005 Altın Portakal Şiir Ödülü’ne değer bulunmuş ve hazırlanan Sempozyum Kitabı’nda şairin emeği çeşitli eleştirmenlerce ayrıntılı bir biçimde değerlendirilmiştir. Şimdilik sonuncu şiir kitabı, 2006 basımı ‘Çalgın’ ise şairin felsefi şiir poetikası girişimiyle birlikte yankı uyandırmıştı... Burada kısaca eleştiri yazılarını bir araya getirdiği çalışması ‘Kritiğin Toprağında’dan söz etmek istiyorum. Bu yapıt, 2011 Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü’nü Jale Özata Dirlikyapan’ın ‘Kabuğunu Kıran Hikâye’ adlı çalışmasıyla paylaştı. Kayıran, birbirini tamamlar tarzda kaleme aldığı üç şiir kitabında, şiirlerinde insanı problemler karşısında tek başınalık halinde gösteren ve sorunsalını bunun etrafında kuran bir şair olarak karşımıza çıkar. Eleştiri yazıları da bir bütünlük oluşturur ve şairin yazılarını bir program dahilinde derlediğini, bilinçli bir yazı emeğinin sürdürücüsü olduğunu kanıtlar.
Kayıran’a göre felsefi şiir, insanın yaşadığı çağın koşulları içinde, bir çıkış yolunun yokluğu, bir çözümlenemezlik durumuyla yüz yüze gelişini, bu yüz yüze geliş durumunda hangi değerlerle hangi durumlar arasında yaşadığı çatışmayı ve bu çatışmada neyi harcadığını veya harcamak zorunda kaldığını gösterir. Felsefi şiir, epistemik değil, ontik, insanın varlıktaki durumuna odaklanan bir şiirdir. Ontik şiir arayışında ‘sıfır noktası’nı tanımlayan yazar , bu noktada şairin “sadece başka şairlerin biçemlerinden değil, aynı zamanda devletin ideolojik aygıtları yoluyla yüklenilen ideolojik verilerden de kendi[sini] sıfırlama[sı] gerek”tiğini söyler. H-G. Gadamer, felsefecileri çokça uğraştırmış olan bu konuda, felsefe dili ile şiir dilinin etkileşiminde ve kıyaslanmasında Platon’u haklı bulur. Gadamer’e göre: “Felsefi metin olarak adlandırdığımız şeyler, gerçekte bir iç sonsuzluğa doğru ilerleyen diyalog şeklinde müdahalelerdir. (…) Felsefe ve şiir arasında bir iç akrabalık yatmaktadır: Felsefe dili devamlı kendi kendini geçmektedir –şiir dili (her gerçek şiir dili) geçilmez ve tektir.”
Kayıran, ‘Türk Şiirine Felsefeyle Bakmak’ alt başlıklı kitabı ‘Kritiğin Toprağında’da, Türk şiirinin temel dönemlerine eleştirel bir gözle bakar. İlk bölümde Nâzım Hikmet’ten Enis Batur’a kendi şiirini kuranların peşindedir. Sorunsalın imgesini tartıştığı ikinci bölümde Aydınlanma kavramı, akıl/zihin halleri, erkek imgesi, yorgunluk imgesi ve Denizlerin idamının etkisi gibi kavramsal çerçevede şiirdeki devinimi araştırır. Son bölümde ise Yahya Kemal’den Haydar Ergülen’e şairin ontik problemi üzerinde durur. 

Şairin felsefi duruşu
Kayıran, ‘Felsefi Şiir’de yeni bir poetikanın paradigmasını oluştururken kendi şiirine bakmış ve şiirin açığa çıkma sürecini tinsel olan’dan ayırt etmemişti. Şiirin kendisinin tinsel ve ruhani olduğunu, felsefi şiirin insanın tinselliğini var olanda ne ise öyle alması gerektiğini ve modernist şiirin bu bağlamda başarısız olduğunu ileri sürmüştü. Yeni kitabında ise başka şairlerin şiirini, konu nesnesi edindiği şiirin ‘ne’liğini, temel niteliklerini, ilklerini, buluş ve keşiflerini tanımlamayı amaçlayarak başarıyla çözümler. Ele aldığı şairin şiirine o şiirin ontik yapısı içinde bakar. Bu bakış, “...bir şairin bütün şiirlerindeki birliği, devam eden, süreklilik gösteren niteliklere ilişkin şiir ve dizeleri ortaya çıkarmak, değişen şey içindeki değişmeden ilerleyenin ne olduğunu tanımlamak” demektir. Yazar, bakışının hareket noktasını, Aristoteles’in Metafizik’te, felsefenin konusunun, “varlık olma bakımından varlığı ve ona özü gereği ait olan ana nitelikleri incelemek” olduğu yönündeki saptamasında bulur. Kayıran kitabın Eşik-Söz’ünde okuruna Eleştirinin Ontolojisi adlı ileride yayımlanacak kitabında şairin ontik problemini belirleme konusunda derinleşeceğinin müjdesini de verir.
Kendisini bir söyleşide sol-Heideggerci olarak tanımlayan şair, yine kitabın Eşik-Söz’ünde yoğun metafor kullanımıyla poetik/felsefi duruşunu açıklar. Şairin, “sırrı ateşten, sırtı kederden olma bir kaftan”la yaşadığını, ancak kendindeki eminlik hissi ateşte yanma haliyle kuşatıldığında yanılsama durumundan varlık alanına geçebileceğini söyler. Herakleitos’un “Ateş, varlığın logos yasasıdır” sözünü anımsatan Kayıran’a göre, kritiğin şair ve şiir için işlevi, ateşin varlığını sağlamak için ateşe atılan odunun işlevi ne ise odur. Ateş, bir bakıma, odunu yaktığı, onu hiçliğe dönüştürdüğü sürece varlığını sürdürür.
Kayıran’ın yöntemi, şiire felsefeyle bakmaya, yani eleştiri nesnesi edinilen şiiri o şiir yapan sınırları belirlemeye dayanır. Felsefeyle bakarken, ele aldığı şair ile şiiri olduğundan büyük gösteren hurafe ve ideolojik örtüyü alaşağı etmeye çalışır. Louis Althusser’in tanımladığı dekabaj kavramından, özetle söylersek: “gerçeğin üzerindeki basmakalıp hazır fikirlerden oluşan ideolojik katmanın eleştirel yoldan indirgenmesi” yönteminden yararlanır. Bu kavramın temelinde antik felsefedeki elenkhos yönteminin olduğunu ve çapraz sorgulama ya da sağlam görülen argüman ve kavramları çürütme anlamını taşıyan bu yöntemle hakikatin üstünü örten, onunla özsel bakımdan ilgisiz sanıları alaşağı etmenin amaçlandığını belirtir. Eleştiri ile kritik kelimeleri arasındaki ayrıma gelince: Kayıran, eleştiri kelimesinin olumsuzlamayı ve memnuniyetsizliği dile getirdiğini, oysa kritiğin bir ne’lik araştırması olduğunu, olumsuzlamayla ilgisinin olmadığını söyler. Destanı trajedinin takip etmesi, ideolojiler döneminden felsefenin evine dönülmesi gibi, eleştirinin krize girdiği günümüzde bulunulması gerekli yerin kritiğin zemini olduğunu ileri sürer. 

Yeni önermeler
Kayıran, ilk eleştiri kitabında, Foucault’dan ödünç aldığı ‘parrhesia’ (hakikat) kavramını eleştiri literatürüne kazandırmıştı. Burada, şiir ortamında sağda ve/ya da solda “duran” cemaatlerin, cemaat içi ilişkilerin bireyselliği nasıl asimile ettiğini ve teorik sefaletin şairler üzerindeki kötücül etkisini örnekler üzerinden polemikler yaratarak vurgulamış, böylece yoğun tepki almıştı. Yeni kitabında ise, şiir kritiğini yeni kavram ve önermelerle beslemeyi başarır. O, cesur ve hakikati söylemeye gönüllü, eleştirinin mesafesini ayarlamaya gayret eden eleştirileriyle öne sürdüğü felsefi şiir poetikasını güçlendirir. Kayıran’ın şimdiye kadar yayımladığı şiir ve eleştiri kitaplarıyla Georges Bataille’ın ‘İç Deney ’de başka bir bağlamda ifade ettiği bir ruh halini temsil ettiğini iddia etmek mümkündür: “Eğer kırılmak zorunda değilsen, parçalayıcı bir hakikatin aynası haline gelemezsin.” Kitabı şiir eleştirisine meraklı okurlara önerirken bir dileğe de yer vereyim. Şairlerin darılmadan, gücenmeden, yazdıkları şiirin ‘ne’liğini ve Türk şiirinin birikimini sorgulama bakımından ‘Kritiğin Toprağı ’ndan beslenmeyi ihmal etmeyeceklerini ve Kayıran’ın analizlerine, elbette eleştirel bir yaklaşımla hak ettikleri önemi vereceklerini ümit etmek istiyorum.

KRİTİĞİN TOPRAĞINDA
Yücel Kayıran
Yapı Kredi Yayınları
2010, 351 sayfa, 22 TL.