'Küçük bir katkı'dan daha fazlası

'Küçük bir katkı'dan daha fazlası
'Küçük bir katkı'dan daha fazlası
Geniş ya da çekirdek aileye dönmeyi vazeden muhafazakâr tutum ile babalığı 'ruhsal fayda'yla ekonomize eden ultra-liberalizm ve babalıktan kaçış hedonizminin dışında başka bir seçenek vardır
Haber: CENGİZ ALKAN / Arşivi

Alman gazeteci Matthias Matussek, kadınlara atfedilmiş rolleri paylaşan zamane erkeğinin, “Bacaklarının arasındaki çükünü düşünmeye cesaret edemeyecek kadar gözünün korkutulduğunu” söylüyor. Yani diyor ki erkeğe dair olan birtakım özellikler vardır (erkeğin ‘öz’ü?) ve erkekler eğer ki çocuğun bakımını ‘paylaşıyorsa’, yemek yapıyorsa falan ‘erkek olmak’tan uzaklaşmaya başlamıştır. Hele bir de spor arabalarla ve tabii ki Formula-1’le de ilgili değilse (“otomobil erkeğin çükünün uzantısıdır”) durum bayağı vahim demektir.
Matussek’in kaygısı, böyle ‘yumuşamış’ bir erkeğin geçmiş zamanlara göre gittikçe yaygınlaştığı endişesiyle bağlı ve haklı olduğu bir yer de var. Evet, böyle bir ‘erkeklik’ hali mevcut ve iyi ki mevcut. Hiçbir şey olmasa da ‘toplumsal erkeklik’ üzerine düşünmemize vesile olduğu için iyi ki mevcut. Ki daha fazlası da var. Ama heyecanlanmaya da korkmaya da pek gerek yok; çünkü bu ‘erkeklik’ ne yaygın ne de egemen bir durum. Denebilir ki hâlâ bir eğilim düzeyinde. Felsefeci Dieter Thomä, ‘Babalar: Modern Bir Kahramanlık Hikâyesi’nde değişen erkekliği, tarihsel bir perspektifin ışığında ‘babalar’ üzerinden anlamaya çalışıyor: 17. yüzyıldan günümüze babalığın değişimi.
68 başkaldırısı bütün diğer veçheleri bir yana, bir ‘gençlik isyanı’ydı. Denebilir ki gençliğin ‘babalarının düzeni’ne başkaldırısı. Babalığı tehdit eden, onu sendeleten, “iş kaçkınlığı ve eğlence gerillalığıyla” baba disiplinine isyan. Şimdiki durumsa farklı; çocukların isyanından değil erkeklerin geri çekilişinden. Babalığın yaşamaya değip değmediği sorusuyla bağlı bir geri çekiliş. ‘Erkekliğe özendiği’ için babalıktan kaçan erkekler. Fransız Devrimi çocukların babanın ‘mülkü’ sayıldığı zamanlardan, çocukların babanın soyadını kullanma zorunluluğundan muaf tutulduğu başka bir zamana geçebilmişti. Belki de o kadar keskin bir kopuş olmadığı için 68’in özgür çocuklarının çocukları (neyse ki hepsi değil) baba olduklarında, coşkuyla “çocuklar televizyondan daha heyecanlı, kaşmirden daha yumuşak” varlıklardır diyebilecek bir ‘esnek baba’ profili çizebiliyor: Çocukların anne-babalara sağladığı gayrimaddi fayda. Öyle ki ekonomik bireyciliğin ultra ‘faydacı’ mantığı ‘babalığı’, işletme sahibi gibi konumlayarak olumlayabiliyor: “…yeter ki çocuğun bakımı ve eğitimi için harcanan bedel ‘çocuğun içerdiği nitelik’le geri ödensin”. Kastedilen ‘nitelik’ ise “duygusal zenginleşme ve ‘tüketim malları’ olarak çocuklardan tahsil edilen ‘ruhsal para ’”dır. 

Muhafazakâr ve ultra-liberal tutumun dışında babalık
Dieter Thomä babalığın olanaklılığını ekonomik bireyciliğin tahayyülünün dışına taşırabilecek bir perspektife sahip. İlle de ‘mülk sahibi’ baba ile ‘babalıktan kaçış’ın karşıtlığına mahkûm olmak zorunda olmadığımızı iddia ediyor: “Birlikte bir çocuk yaptığın insanla hayatın ‘sürüp sürmeyeceği’ belirsizdir fakat insan yaşamda ruhsal ve maddi değişiklikler olacağı gerçeğiyle ne kadar başa çıkabilecek durumdaysa, bunları o kadar sakin karşılayabilir ve çocuk isteğine o kadar önyargısız yaklaşabilir.” Ama bunun, erkeklerin yetişkin olup olmayacaklarına, “sonsuz gençliğin ötesinede bir yaşam”ı kabullenip kabullenmeyeceklerine bağlı olduğunu söylüyor Thoma: “Yetişkin olmakla bağlantılı görevlerin önemsiz hale geleceğini vaat eden bir çağda, çocukluk sevinçlerinden yoksun kalmak için artık ortada bariz bir sebep” olup olmadığını sorgulaması gerekiyor erkeklerin. Olgunlaşmayı olabildiğince ileriye atan bir ‘geciktirme kültürü’nü sorgulamak.
‘Çocuklarla arkadaş olmak’ da bu ‘geciktirme’nin yumuşak formüllerinden biri. Arkadaşlık şu ya da bu düzeyde bir ‘seçme’yi barındırır içinde. Oysa babalar çocuklarını seçse de çocukların böyle bir olanakları yok. İlelebet çocuk/genç kalmayı seçen babaların çocuklarıyla ilelebet arkadaşlığın ötesine geçmeme tavrı, onların olgunlaşma (gençlikten yetişkinliğe geçiş ve onun ritüelleri), ‘yetişkin hayata varma’ konusunda tereddüt etmelerinin gerekçesidir: Yetişkin hayata varmış olanların dönüş yolculuğuna koyulmaları (‘Forever Young’) gençler için maneviyat bozucudur. “Demek ki orada iyi bir şey yok” fikri cesaret kırıcıdır, gençlikten çıkıp öteki hayata geçme ideali gittikçe gözden yiten, belirsiz bir imgeye dönüşür.
Geniş ya da çekirdek aileye dönmeyi vazeden muhafazakâr tutum ile babalığı ‘ruhsal fayda’yla ekonomize eden ultra-liberalizm ve babalıktan kaçış hedonizminin dışında başka bir seçenek vardır. Ayrılmış anne-babaların çocukları ille de ayrılık travmasını hayat boyu peşlerinde sürüklemesi gerekmiyor. Hayat bunun aksinin pekâlâ da olanaklı olduğunu gösteren yeterince örnek sunuyor bize. İki anne ve iki babayla büyüyen çocuklar, babalığı/anneliği üstlenebilen sevgililer ve başka kombinasyonlar ‘üvey’ olmanın dışına çıkan pratiklerdir.
Buradaki asli unsur –‘modern kahraman babalar’ özelinde- hayat deneyimlerinin aktarılmasının sadece okula ya da dijital teknolojilerin olanaklarına (bir ‘babalık simülatörü’ vardır herhalde web ortamında) teslim edilmemesi, kâğıttan uçurtma yapmanın ya da sınıftaki kabadayıyla baş edebilmenin pratik ‘bilgisi’nin babadan öğrenilmesinin yerini tutamayacağıdır. Dieter Thomä’nın ifadesiyle “hiçbir yabancılaşma, hiçbir antiotoriter dogma, hiçbir bireysel kült babaların çocuklarına bu türden püf noktaları ve hünerleri öğretmelerini engelleyemez” ve deneyim aktarımı-paylaşımı devredilemez; çünkü babalık bir nevi ‘yaşam koçluğu’dur.

BABALAR
Modern Bir
Kahramanlık Hikâyesi
Dieter Thoma
Çeviren: Fikret Doğan
İletişim Yayınları
2011 351 sayfa, 21 TL.