Küçük filozofların kitapları

Küçük filozofların kitapları
Küçük filozofların kitapları
Küçük Filozoflar dizisi, felsefenin ulaşılamaz bir zihinsel seviyeyle ilgili olduğu kanısını ortadan kaldırıyor. Kitapların, felsefe eğitiminden çok filozofların ortaya koydukları bilginin öğrenilmesi için yazıldığı anlaşılıyor
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

R: G. Collingwood’un, ‘Bir Özyaşamöyküsü’de (Çev. Ayşe Nihal Akbulut), felsefeyle ilk karşılaşmasını anlattığı bir bölüm vardır. Burada Collingwood, henüz çocuk yaşta babasının kitaplığından Kant’ın kitabını alıp okumaya başladığında, bir dizi alışılmadık duyguyla sarsıldığını yazar: “İlkin, yoğun bir heyecan duydum” der. “Bana son derece ivedi konularda, son derece önemli şeyler anlatıyor gibi geldi: ne pahasına olursa olsun anlamam gereken şeyler. Derken, bir öfke dalgasıyla, baktım bunları anlayamıyorum. Açıkça söylemek utanç vericiydi belki ama kitabın anlamını çözmekte çaresiz kalıyordum. Sonra da, üçüncü, en sonuncu ve en alışılmadık duygu sardı içimi. Bu kitabın içeriğinin, anlayamadığım halde, nasıl bilmem, beni ilgilendirdiğini duyumsadım: bir bütün olarak beni, ya da yalnızca gelecekteki beni ilgilendiren bir sorundu bu.”
Collingwood’un, etkili bir şekilde betimlediği, bir filozofun kitabıyla karşılaşma hikâyesi, aslında felsefeye ilgi duyan birçok insanın, felsefe kitaplarıyla karşılaşmasının hikâyesini dile getirir. Son derece ivedi ve önemli konuları anlatan bir kitap.. Gelecekteki kendimizle ilgili sorunları anlatan bir kitap.. Fakat konuştuğumuz dilin sözcük ve tümceleriyle yazılmış olmasına rağmen anlamını çözemediğimiz bir kitap.
Bu etkili betimleme, aynı zamanda, felsefe eğitiminin başlangıcında yüz yüze gelinen problemleri de dile getirir. Bunlardan belki de en önemlisi, anlamı çözülemeyen bir kitapla karşılaşmak olsa gerek. Ve böyle bir karşılaşma da, birçok kişinin, felsefeden ürkmesine, çekinmesine yol açmakta, bu da, felsefenin ulaşılamaz bir zihinsel seviyeyle ilgili bir alan olduğu kanısını doğurmaktadır. Bu sorun, felsefe eğitiminin değil ama felsefenin yüz yüze geldiği en temel problemlerden de biridir. Yani, bir eğitim kurumunda değil ise, genç insanların felsefe okumaya nereden, hangi kitaptan, nasıl başlayacağı problemi.
İşte Metis Yayınlarının Küçük Filozoflar dizisinde yer alan kitapları, tam da bu problemin çözümüne ilişkin seçenek oluşturuyor. Bu dizide yer alan kitapların, öncelikle, felsefe eğitiminden çok filozofların ortaya koydukları bilginin öğrenilmesi için yazıldığı anlaşılıyor. Eğitim ile öğretim birbirinden farklı şeyler bilindiği gibi. “Öğretim, bir kişiyi belirli bir şey -belirli bir davranış, bir içerik v. s.-konusunda bilgi sahibi yapmak; eğitim ise bir kişiyi insansal etkinlikleri, yaşarken belirli bir tarzda gerçekleştirebilecek duruma getirmektir.”(İoanna Kuçuradi) Bu kitapların, kazandırmaya çalıştıkları temel eğitimsel amaç ise, filozofların ulaşılmaz bir zihinsel seviyeden çok, bizim gibi gündelik hayatın içinde yaşayan insanlar olduklarının gösterilmesini sağlamak olsa gerek. Bu eğitimsel amaç, özellikle, “bizde felsefe yapılamaz” gibi anlayışların oluşmasında rol oynayan, felsefenin ulaşılamaz bir zihinsel seviyeyle ilgili olduğu kanısının yıkılması bakımından, daha doğrusu genç insanların bu kanıyla boğulmadan yetişmeleri bakımından çok önemlidir.
Bir filozof, “gözü olan görür, kulağı olan duyar, diğerlerini ise örnek, model yönetir” der. Burada, “kendi olmaklık” probleminin dile getirilmesinin yanında, aynı zamanda, felsefe eğitiminin rolüne ilişkin bir belirleme de söz konusudur. Kendinize, bir başkasını örnek edinmek, ilgi duyduğunuz kişiyi model edinmek ve o örneğe baka baka yaşamak, olup biteni, o modele göre değerlendirmek kolaydır. Gözü kulağı olmak ise, sürekli ayık olmayı, olup bitenler ile daha önce bildiklerimiz arasında ilgi kurmayı gerektirir. Sorun, bu sürekli ayık halde olma ve daha önceden bildiklerimiz ile olup biten arasında ilgi kurmanın nasıl öğrenileceği sorunudur. İşte bu söz, bu eğitimin felsefe tarafından verileceğine vurgu yapar. O halde felsefe eğitiminin pedagojik niyetlerinden biri, genç insanların, başkalarını örnek ve model almaları yönünde eğitmek değil, tam tersine, gözü ve kulağı olan kişiler olarak eğitilmelerini sağlamaktır.
Küçük Filozoflar dizisinin editörleri Savaş Kılıç ve Semih Sökmen, “düşünmenin asıl olarak kişinin kendi sorularıyla başladığına”, “filozofların ve çocukların soruları arasında büyük bir benzerlik görüyoruz. Her ikisi de sorularına hazır cevaplar vermeyi reddediyorlar, hazır cevaplara kuşkuyla bakıyorlar. Dolayısıyla bu dizinin kitaplarıyla, çocuklara filozof örnekleri vererek onları yaşamları boyunca kendi sorularına sahip çıkmaya, sorularını bastırmamaya, cevap aramayı sürdürmeye teşvik etmek istiyoruz, bunu umuyoruz” diyorlar.
Kuşkusuz çocuklar ile filozofları bir arada düşünülmesini sağlayan benzerlik, bu arada ben bu ikiliye dedektifi de eklemek isterim, onların sadece soru sormalarından değil, sorularına olan bağlılıkları, sorularının talep ettiği yanıtı şaşmaz bir kararlılıkla istemeleri ve istenilen bu yanıtın ikna edici doğrulukta ve dolulukta olmasının peşini bırakmamalarından kaynaklanır.
Dizide, şimdiye kadar yayımlanmış dört kitap yer alıyor: ‘Bilge Sokrates’in Ölümü’, ‘Descartes Amca’nın Kötü Cini’, ‘Profesör Kant’ın En Çılgın Günü’, ‘Karl Marx’ın Hayaleti’. Kitapların çok güzel resimlendiğini ve kuşe kâğıda basıldığını özellikle belirtmek isterim. İlk üç kitap Jean Paul Mongin tarafından kaleme alınmış, dördüncüsü ise, Ronan de Calan tarafından. Kitapların yazarları, kendi uzman olanlarında profesör olduklarını da eklemek gerekir.
Aristoteles’e felsefenin ne yararını gördüğü sorulduğunda, “kimilerinin yasa korkusuyla yaptığı şeyleri bana buyrulmadan, kendiliğimden yapmayı öğrendim” demiş. ‘Bilge Sokrates’in Ölümü’de dile getirilen temel felsefi bilgilerden biri, adalet ve hukukun ne olduğu ve yasaya bağlılık kavramlarıdır. Kitabın bir yerinde Sokrates, arkadaşları onu hapishaneden kaçırmaya geldiklerinde, onlara şöyle söyler: “Şimdiye kadar inandığım yasalara göre, benim aleyhime bir karar verdiğinde, o yasalara başkaldıramam.”
‘Descartes Amca’nın Kötü Cini’, Descartes’ın ortaya koyduğu felsefi yöntem ile görüşlerinin öğrenilmesinin yanında, özellikle “harekât noktası” veya “dayanak noktası” kavramının ayırt edilmesinin öğrenilmesi bakımından önemli. Bilindiği gibi, Descartes’ın ilk dayanak noktası, kesin ve güvenilir bilginin, kendisinden kuşku duyulmayan bilgi olduğu yönündeki kriteridir. Descartes, bu kriterden hareketle, felsefesinin temel dayanak noktası olan “düşünüyorum öyleyse varım” önermesine ulaşacaktır.
Güzel konuşabilmenin, sadece sesin eğitilmesiyle ilgili olduğu düşünülür. Oysa güzel konuşabilmenin temel şartlarından biri, duygu ve düşüncelerinizi, onları tam karşılayan terim ve kavramlarla ifade etmenize de bağlıdır. ‘Profesör Kant’ın En Çılgın Günü’nün bir yerinde Immanuel Kant, “her konuşma doğruyu vaat eder” der.
‘Karl Marx’ın Hayaleti’nin tanıtımını ise, genç felsefe okurlarına bırakıyorum.
‘Paul Ricoeur’ün Baykuşu’, ‘Leibniz: Mümkün Dünyaların En iyisi’ ve ‘Lao-Tzu: Ejderhanın Yolu’ ise, yayınevinin programında. Dizinin devamında var mı, bilmiyorum ama Herakleitos, Platon, Aristoteles, Spinoza, Rousseau, Nietzsche, Heidegger, Sartre, Camus gibi filozofların da bu dizide olmasını isterim..
Yukarıda adını vermediğim filozof kim acaba?

DESCARTES AMCA’NIN KÖTÜ CİNİ
Jean Paul Mongin
Çeviri: Savaş Kılıç
Metis Yayınları
2011, 64 sayfa, 12 TL.

KARL MARX’IN HAYALETİ
Donatien Mary, Ronan de Calan
Çeviri: Cemal Yardımcı
Metis Yayınları
2011, 64 sayfa, 12 TL.

BİLGE SOKRATES’İN ÖLÜMÜ
Yann Le Bras, Jean Paul Mongin
Çeviri: Necmiye Alpay
Metis Yayınları
2011, 80 sayfa, 12 TL.

PROFESÖR KANT’IN EN ÇILGIN GÜNÜ
Jean Paul Mongin
Çeviri: E. Burak Şaman
Metis Yayınları
2011, 64 sayfa, 12 TL.