'Kuzey', 'güney'in kanına girdi

'Kuzey', 'güney'in kanına girdi
'Kuzey', 'güney'in kanına girdi
Mustafa, kadınların oryantalist fantezilerini kullanarak onlarla birlikte oluyor ve 4 kadının intiharına sebep olmak ve karısını öldürmek suçundan yargılanıyor
Haber: EMRE TÜRÜN - emreturun@gmail.com / Arşivi

Modern Arap edebiyatının sessizliğini bozan Necib Mahfuz’un eserleri gibi Arap edebiyatının tüm dünyada konuşulmasını sağlayan kısacık bir roman ‘Kuzeye Göç Mevsimi’… İlk kez 1966 yılında yayımlanan bu kitap otuzdan fazla dile çevrildi. Sudan, Beyrut, Mısır gibi ülkelerde ‘dini aşağılayıcı’ ve ‘pornografik’ olduğu gibi iddialarla yasaklandı. Tayeb Salih’in önsözünde belirttiği üzere, kitap ilk yayımlandığında ülkesinde hem komünistler, hem İslamcılar tarafından bütünüyle reddedildi. Yayımlandığı yıllarda kutuplaşmalara yol açan, hakkındaki tartışmalar ve eleştiriler bir türlü bitmek bilmeyen kitap, 2001 yılında Arap Edebiyatı Akademisi tarafından 20. yüzyılın en önemli romanı ilan edilerek tartışmalara bir nebze noktayı koymuş gibi görünüyor. 

‘Karanlığın Yüreği’ çarpmaya devam ediyor
Edward Said dahil birçok kuramcının ve eleştirmenin dikkatini çeken, makalelere ve tezlere konu olan ‘Kuzeye Göç Mevsimi’, Joseph Conrad’ın ‘Karanlığın Yüreği’ kitabıyla karşılaştırılıyor. ‘Kuzeye Göç Mevsimi’nin ‘Karanlığın Yüreği’nin devamı olduğunu söyleyen Edward Said’e hak vermemek mümkün değil. Conrad, İngiltere’nin, Kongo’da kolonileşme sürecini eleştirir ‘Karanlığın Yüreği’nde; Salih ise yine İngiliz işgaliyle tanışmış Sudan’da kurar hikâyesini. Conrad’ın Marlow’u, Salih’in isimsiz kahramanıyla birçok yönden benzer. Marlow, İngiltere’den Kongo’ya yolculuğa çıkar, Salih’in karakteri ise Sudan’dan İngiltere’ye eğitim görmeye gider. ‘Karanlığın Yüreği’nde dolaysız bir biçimde uygulanan, yerli halka karşı şiddetin koz olarak kullanıldığı bir kolonileşme süreci okuruz. ‘Kuzeye Göç Mevsimi’nde okuduğumuzu ise post-kolonizm (ileri sömürgecilik) kategorisinde incelemek daha doğru olur. Çünkü ‘Karanlığın Yüreği’ndeki beyaz adamın, üçüncü dünya ülkesinde kurduğu şiddetli baskı yerini siyah adamın İngiltere’ye kendi isteğiyle eğitim görmeye gitmesine bırakır. Artık işin içine emperyalizmin demir yumruğu değil, ‘görünmez el’i karışır. Kültürel ve politik açıdan fark ettirmeden kendisini benimseten bir kolonileşme vardır ‘Kuzeye Göç Mevsimi’nde. Bunun yanında, iki kitaptaki karakterler de yaptıkları yolculukların etkisiyle kendi içlerinde de bir yolculuğa çıkmış bulurlar kendilerini.
Kısaca romanın olay örgüsüne değinmek gerekirse; hikâye kitabın isimsiz kahramanı tarafından anlatılıyor. İngiltere’de yedi yıl İngiliz Edebiyatı eğitimi gören kahramanımız, doğduğu ve büyüdüğü yer olan Sudan’daki köyüne ailesinin yanına dönüyor ve köyün yerlisi olmayan ve köyün yerlilerinden Hasna ile evli Mustafa Said ile tanışıyor. Köy halkına kendisini uyumlu ve basit bir çiftçi olarak tanıtan Mustafa Said bir gece sarhoşken İngilizce bir şiir okuyor ve kahramanımızın gerçekte kim olduğunu sorgulaması üzerine hayat hikâyesini, yani gerçekleri, kahramanımıza anlatmak zorunda kalıyor. Mustafa’nın bıçak gibi keskin zekâsını, Kahire’ye burslu okumaya gidişini, orada kendisine bakan İngiliz Robinson çiftini ve en çarpıcı kısımlar olan İngiltere’de kadınlarla ilişkisini okuyoruz. İngiltere’de kısa zamanda ekonomi profesörü ve prestijli bir statü sahibi olan Mustafa kendisini ‘kuzeyin ve soğuğun özlemini duyan güney’ olarak tanımlıyor ve kadınlara bir avcı gibi yaklaşıyor. Kadınların oryantalist fantezilerini kullanarak ve keskin zekâsının yardımıyla söylediği yalanlar sayesinde kadınlarla birlikte oluyor ve sonunda birlikte olduğu dört kadının intiharından sorumlu olmakla ve karısını öldürmekle yargılanıyor. Hikâyesini kahramanımıza anlattıktan kısa bir süre sonra da karısını ve çocuklarını kahramanımıza emanet ettiğini yazdığı bir mektup bırakarak kayboluyor Mustafa. Cesedi bulunamasa da taşan Nil Nehri’nin sularında can verdiği sanılıyor.
1899 yılından 1956 yılına kadar İngiliz işgalinde kalan ve post kolonizm sürecine tabi tutulan Sudan’da geçen bu romanı okurken, ülkenin, hikâyenin geçtiği tarihlerdeki siyasi ve kültürel yapısı hakkında bilgi sahibi olmak, romanı eksiksiz anlayabilmek için yadsınamaz bir gereklilik. Toplumsal gerçeğin etkisini önemli bir şekilde hissettirdiği bu romanda Salih, coğrafyasındaki üzüntüleri, sevinçleri, gizemi ve kültürün bireylerin yaşamında minimalize oluş şeklini anlatıyor. Farklı iki kuşak olan Mustafa Said’in ve kahramanımızın, yaşadıkları topraklara hayat veren Nil Nehri gibi hayatlarının kuzeye akışını ve geri dönüşlerinin sonuçlarını okuyoruz. Mustafa en sonunda huzur bulmak için, bir sonraki kuşak olan kahramanımız ise yönetici statüsünde ‘büyük adam’ olarak İngiltere’den doğduğu topraklara dönüyor. Bu da bize gösteriyor ki, emperyalizmin bu Üçüncü Dünya ülkesi üzerinde yürüttüğü politikada taşlar zaman geçtikçe yerli yerine oturmaya başlamıştır. Globalleşen dünyamızın tüm Üçüncü Dünya ülkelerinde olduğu gibi…

KUZEYE GÖÇ MEVSİMİ
Tayeb Salih
Çeviren: Adnan Cihangir
Ayrıntı Yayınları
2011, 144 sayfa, 10 TL.