Lalede kan izleri

Lalede kan izleri
Lalede kan izleri

İskender Pala

'Katre-i Matem'in olayları, Kara Şahin adlı genç bir adamın sırılsıklam âşık olduğu Nakşigül adındaki genç kızla evlenmesiyle başlar. Kara Şahin, gerdeğe girdikleri gecenin sabahı uyandığında, yatağın içinde güzel gelinin parçalanmış cesedini bulur. Nakşigül'ün bedeni vahşice parçalanmış, gelin odası kana bulanmıştır
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE / Arşivi

İstanbul bahçelerinde ve yol kenarlarında Nisan ayını şenlendiren laleler açarken bir yandan da İskender Pala’nın yeni romanı Katre-i Matem’i okuyor olmak hoş bir rastlantıydı. Bir lalenin adı olan Katre-i Matem, Lale Devri’nde, lale bahçelerinde geçen bir aşk cinayetini anlatıyor. Lale Devri’nin son yıllarında Sultan III. Ahmet dönemini anlatan roman hem divan şiirinden hem de geleneksel aşk öykülerinden besleniyor.
Katre-i Matem’in olayları, Kara Şahin adlı genç bir adamın sırılsıklam âşık olduğu Nakşigül adındaki genç kızla evlenmesiyle başlar. Kara Şahin, gerdeğe girdikleri gecenin sabahı uyandığında, yatağın içinde güzel gelinin parçalanmış cesedini bulur. Nakşigül’ün bedeni vahşice parçalanmış, gelin odası kana bulanmıştır. Kara Şahin’e o geceden kalan tek şey, Nakşigül’ün avucunda sımsıkı tuttuğu bir lale soğanıdır. Böylesine anlaşılmaz ve karanlık cinayeti çözmek için elindeki tek umut bu lale soğanıdır.
Şahin bir yandan katil olmadığını gelinin ailesine kanıtlamaya çalışır, öte yandan da kendisi katili ya da katilleri bulmak ister. “... Nakşigül’süz bir hayatın beyhude olduğu fikri de birden ters yüz oluverdi. Üç hafta ve bir gece de olsa yaşadığı en anlamlı zaman adına, sevgili edindiği ve birlikte uyuduğu tek insan adına, onun uğrunda, onun için bir şey yaparsa hayatını yeniden anlamlı kılabilir, aksi takdirde kendini affedemezdi.” Tek derdi Nakşigül’ün katillerini bulmak sanırken, aslında kendi haberinin olmadığı başka bir nedenden dolayı padişah ve sadrazam da onun peşindedir.

Bir cinayet, altmış altı soru
Katre-i Matem roman içinde roman formunda yazılmış; “Yek Cinayet Şast u Şeş Sual” adlı romanı barındırıyor. Günümüz diliyle “Bir Cinayet, Altmış Altı Soru” adını taşıyan hikâyeyi anlatıcı bir müzayedede edindiği dergide buluyor ve çok hoşuna giden cinayet öyküsünün dilini sadeleştirip yeniden aktarıyor. Bu sayede, içinde yazılış öyküsünü barındıran, inandırıcı bir roman çıkıyor ortaya.
Roman altmış altı sorunun başlık oluşturduğu bölümlerden oluşuyor. Her sorunun yeni sorular doğurduğunu, her bir yanıtı buldukça da konunun yeni dolambaçlara daldığını görüyoruz. Kurgu bu sorularla açılım kazanıyor. Bazen basit bir gizin ortaya dökülmesi bazen da bir karakterin zekâsını sınamak için kullanılıyor sorular. Romanın merkezinde Nakşigül’ün cinayeti olsa da, başka aşk öyküleri yan temalar olarak destekliyor ana konuyu. Şahin’in cinayeti araştırma sürecinde edindiği dostu Yusuf da kendi aşk öyküsünün pürüzlerini düzeltmeye girişiyor.
Romandaki yan temalar sadece kahramanın dostlarıyla ilgili değil, romana Lale Devri’nin ruhu da çok şeyler katıyor. Kara Şahin’in saray dışında doğmuş bir şehzade olması -kendi bilmese de- bilenler gözünde onu önemli kılıyor. Saray içersindeki güç dengelerinin her yeni kişiyle yerinden oynaması, siyasi oyunların ne denli hassas ölçülerde durduğunu gösteriyor. Aslında barış dönemi olarak bilinen Lale Devri, aynı zamanda varlıklı ve soylu paşalar ile yoksullar arasındaki farkın iyice arttığı, isyanlara gebe bir dönemdir. Barış ile gelen refah, varlıklı kesimin yeni hazlar arayışında olmasına neden olmuştur; bunlar sanatta, edebiyatta ve özellikle de yaşam alanlarını güzelleştirmede ileri götürdüyse de, yoksul ve cahil halk için fazla anlam taşımıyordu.
Katre-i Matem (matem damlası) Lale Devri havasına uygun olarak, bir lalenin gizeminin çözülmesini romanın odağı olarak sunuyor. Roman boyunca Katre-i matem adını verdikleri lale, cinayetin ardındaki gizemi simgeliyor fakat romandaki lale simgeleri bununla kalmıyor, çok farklı anlamlarla karşımıza çıkıyor: Aşkı simgelediği gibi, İstanbul’u, ya da güzelliği de benliğinde var ediyor. “Ve elbette lale doğuludur, Hıristiyanlık kadar, Musevilik kadar, İslamiyet kadar doğuludur yani... Lale utangaçtır, taze bir gelin kadar, iltifat görmüş bir nazenin kadar utangaç (...) Öte yandan lale, aşkın adıdır, hatta belki bağrındaki karalarla aşıkın adıdır.” Bir döneme ve bir yaşam biçimine adını veren çiçeğin Hollanda’ya gidiş öyküsü, batıdaki adının ardında yatan hikâyeler, yetiştirilişi, önemi gibi konular da romanın kurgusu içinde anlatılıyor.

Divan şiirinden örnekler
Daha önce İskender Pala’nın eserlerini okumamış olanlar bile onun divan edebiyatı söyleşilerini, programlarını duymuş olabilirler. Yazar, Katre-i Matem’de çok iyi bildiği divan şiirinden örnekler serpiştirmiş; bu sayede dönemi okurun zihninde canlandırmaya yarıyor. Şiirler kadar romana hoşluk katan bir başka öğe de derkenar başlıkları altında eklenen aşk öyküleri. Yazarın pastiş formunda yaptığı bu metin yan-çıkmaları, satır aralarında geçen bir öykü anlatıldığında, kenara eklenmiş bir not olarak canlanıyor romanın biçeminde. Örneğin, Leyla ile Mecnun’un adı geçtiğinde, hangi bağlamda geçiyorsa ünlü destandan küçücük bir öykü yerleştirilmiş. Hem konuya netlik kazandırmak hem de roman içinde roman formuna sadık kalmak için yapılmış bu derkenarlar. Divan şiirleri ne denli saray sanatını temsil ediyorlarsa, derkenar başlıklı birkaç tümceden oluşan bu öyküler de halk destanlarını çağrıştırıyor. Yazar bunu yaparak saray dili ile halk dili arasında bir köprü oluşturmuş. Bu minik öykülerin büyük çoğunluğu umutsuz aşk hikâyeleri olsa da, aşkın ölümsüzlüğünü yineliyorlar.
Katre-i Matem’in ilk sayfaları kopuk öykülerden oluşuyor hissine kapılıyor okur. Benzer aşk içinde kıvranan erkek kahramanlar ve birden fazla kesik cesetler, romanın konusunu anlamayı güçleştiriyor. Anlatı ancak ilerleyen sayfalarda bütünlük kazanmaya başlıyor. Cesetlerin ve katillerin çokluğu cinayetlerin de çok sayıda olduğu yanılsamasına neden oluyor; fakat bu kesinlikle olumsuz bir eleştiri değil, aksine cinayet romanı olduğunu düşünürsek, cinayet etrafındaki labirentleri çoğaltıyor ve gizem katmanlarını derinleştiriyor.
Konusu lale devrinde geçiyor diye, divan edebiyatından alıntılar barındırıyor diye (lisede konudan soğuyanlar varsa), kalın bir kitap diye, vb... konuya mesafeli yaklaşan ve bu nedenle okumaktan vazgeçenler olursa çok yazık olur. Çünkü aslında zekice yazılmış bir cinayet romanı bu, hızla ve zevkle okunuyor.