Lanetli şehir

Lanetli şehir
Lanetli şehir

David Peace

'Tokyo Sene Sıfır' 1946 yılında işlenen gerçek bir cinayet vakasından yola çıkılarak kurgulanmıştı. 'İşgal Altındaki Şehir'de arşivcilik merakını sürdürmüş Peace. Yine bir cinayet vakasından esinlenmiş
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

David Peace’in Tokyo Üçlemesi adını verdiği roman dizisinin ilk kitabı ‘Tokyo Sene Sıfır’ bu yılın ilk aylarında Türkçeye çevrilmişti. Sel Yayıncılık ikinci kitap ‘İşgal Altındaki Şehir’i yıl bitmeden yetiştirdi. Sıra İngiltere’de 2011’de yayımlanan üçüncü ve son kitap ‘Tokyo Regained’de… İngiliz yazar David Peace 1967 doğumlu. Bir süre İstanbul ’da da yaşayan David Peace, İngilizce öğretmenliği yapmak için 1994 yılında yerleştiği Tokyo’da yazmış romanlarını. 1999 yılında başlayan yazarlık kariyerinde on roman üreten Peace, 2003’te Granta En İyi Genç İngiliz Romancı, ‘GB84’ adlı romanıyla da 2004’te James Tait ödülünü kazanmış.
Tokyo Üçlemesi’nin ilki olan ‘Tokyo Sene Sıfır’ gerek konusu gerek üslubuyla etkileyici bir romandı. İkinci Dünya Savaşı sonrasının Tokyo kentini çağdaş ‘kara’ romanların kapkaranlık atmosferine büründüren Peace kentin en diplerini ortaya çıkaran derinlemesine bir kesit sunmuştu. 

Gerçek cinayetler
David Peace, İkinci Dünya Savaşı sonrasında toplumsal yozlaşma ve çürüme kadar hastalıklarla da boğuşan ülkenin hikâyesine kaldığı yerden devam ediyor. Kitabın başında Antonin Artaud’dan yapılan alıntıyı dikkatle okuyalım. Savaşın insanlarda yarattığı değişim ve dönüşümleri, ahlak ve moral değerlerdeki çöküntüyü anlatan bu satırlar ‘İşgal Altındaki Şehir’in en kısa özeti; “İtaatkâr oğul, babasını öldürür. / İffetli adam, komşularıyla zina yapar./ Zampara, saf bir insana dönüşür./ Cimri, altınları pencereden avuç avuç atar./ Savaşçı kahraman, bir zamanlar kurtarmak için/ canını tehlikeye attığı şehri/ ateşe verir.”
‘Tokyo Sene Sıfır’ 1946 yılında işlenen gerçek bir cinayet vakasından yola çıkılarak kurgulanmıştı. ‘İşgal Altındaki Şehir’de arşivcilik merakını sürdürmüş Peace. Yine bir cinayet vakasından esinlenmiş. Esinlendiği olayı romanın sonundaki “Yazarın Notu”nda bulacaksınız; “Hirasawa Sadamichi, Teikoku Bankası cinayetlerini işlediği, cinayet girişimlerinde bulunduğu ve soygun yaptığı gerekçesiyle 24 Temmuz 1950’de idama mahkûm edildi. Dernek’in Hirasawa’yı kurtarmaya yonelik azimli çabalarına karşın Hirawasa 10 Mayıs 1987’de Hachioji Hapishanesi’nde öldüğünde doksan beş yaşındaydı. Hirasawa’yı aklama çabaları ve başvuruları ölümünden sonra, günümüzde de sürmektedir. Yeniden yargılanması icin 10 Mayıs 1989’da yapılmış olan bir başvuru, bu kitabın yazıldığı sırada Tokyo Yargıtayı’nda hâlâ incelenmektedir.”
Hirasawa Sadamichi’ye isnat edilen Teikoku Bankası cinayetlerinin tarihi 26 Ocak 1948. Hikâye de bu tarihte başlıyor. Sıradan bir iş günü, öğle saatlerinde bankaya sağlık memuru kıyafetiyle gelen meçhul bir kişi çalışanları bir odaya topluyor ve mahalledeki ölümcül dizanteri salgınına karşı onları yanında getirdiği ilacı almaları gerektiğine ikna ediyor. Hazırladığı karışımı içenlerden onu oracıkta, ikisi hastanede yitirecektir hayatını ve olayı çözmek elbette Tokyo polisine düşecektir… Bankadan bir miktar para kaybolmasına rağmen cinayetlerin para için işlendiği belirsiz. Sağlık memuru kimliği de sahte. Eldeki yegane delil ölümden dönen bir banka çalışanı ve katilin kullandığı siyanür. Detektifler siyanüre kimlerin ulaşabileceğini araştırdıklarında geçmişinde ufak tefek karanlıklar noktalar bulunan bir sanatçıya ulaşacaklar ancak görgü tanıkları katili - Hirasawa Sadamichi’yi- teşhis edemeyecektir. Buna rağmen, belki de olayı kapatmak adına Hirasawa’ya büyük bir polis baskısı uygulanır ve adam suçunu itiraf eder. Oysa gerçekler çok daha derinlerdedir… 

Ölmüş anlatıcılar
Peace derinlerdeki gerçeği somut biçimde ortaya koymamış. Bunun yerine kurmacanın imkânlarından yararlanmış, gerçeküstü öğeler, ölmüş anlatıcılar kullanarak cinayetin olası nedenlerini araştırmış. Böylece soruşturmayı genişletiyor ve Japon ordusunun İkinci Dünya Savaşı’nda işlediği insanlık suçlarına uzanıyor. Mançurya’da savaş tutsaklarını yok etmek için kullanılan biyolojik silahlara, o silahların bilgisine sahip olmak için işlenen suçlara işgal kuvvetleri tarafından göz yumulmasına ve böyle bir bakış açısından hareketle genel bir insani kirliliğe açılıyor hikâye. 

‘Rashamon’
Tokyo Üçlemesi’nin kahramanı bir şehir. Hastalık, kül, barut, yağmur, ölüm, cinayet, ihanet, kuşku dolu bir şehir. İnsanlar mutsuz, ürkek, şaşkın… Şehir ve sakinleri ayakta kalmaya, yaralarını sarmaya uğraşıyor. Ama geçmişle yüzleşmek için vakit çok erken onlar için. Belki de gerçeklere sırt çevirmeleri, derinlerdeki gerçek yerine yüzeydeki yansımalara itibar etmeleri bu yüzden. İşte bu nedenle yaralar tam olarak sarılmıyor, iyilerle kötüler, suçlularla masumlar birbirine karışıyor; kan ve irin akıyor kentin ve insanların bedenlerinden.
Savaşın yıktığı, yok ettiği bir kente ve insanlarına adanmış romanını Japon anlatı geleneğinin en parlak örneklerinden birisine, Akutagawa Ryunosuke’nin ‘Rashamon’una bakarak kurgulamış Peace. On iki anlatıcısı var hikâyenin; on iki huzursuz ruh. Bankada ölenler, sağ kalanlar, detektifler, olayı takip eden bir gazeteci, katilin kendisi, Hirasawa Sadamichi, Amerikalı ve Rus bilim adamları, hatta yazarın kendisi ayrı ayrı, kendi bakış açısından ve kendi hayatına yaptığı etkilerle naklediyor hikayeyi. İlk bakışta hikâyeyi yörüngesinden çıkaran, tekrara düşen, okuyucunun algısını bulanıklaştıran ama sayfalar ilerledikçe her bir parçanın birbirine bağlandığı on iki anlatı romanın duygusal etkisini güçlendirmiş. Savaşın yarattığı yoksulluk, yozlaşma ve çözülme ile birlikte tam bir cehennem tablosu yaratan Peace dış dünyanın cehennemini kahramanın iç dünyasının cehennemine bağlayan mükemmel bir anlatım kurmuş. 

Deneysel bir roman
Anlatıcı sayısındaki çeşitlilik anlatım tekniklerine de yansımış. Kimi zaman birinci tekil şahısın doğrusal anlatısı, kimi zaman bilinç akışı, kimi zaman mektuplar, gazete haberleri ve resmi belgelerle aktarılan hikâye barındırdığı fantastik öğelere rağmen dış gerçekliğin, savaşın, çöküntünün çarpıcı görüntülerini sergiliyor. Farklı teknikleri, sesleri, türleri kaynaştıran ‘İşgal Altındaki Şehir’ için deneysel bir roman denilebilir. Biliyorum, sevimsiz bir terim. Ama Peace’in anlatısı hiç de sevimsiz değil. Özellikle şiirle düzyazı arasında gidip geldiği bilinç akışı bölümlerinde edebiyat becerisi de hayranlık verici. Arkadaki anlatıcı koronun eşliğinde tempoyu hızlandırıp yavaşlatan ritimler tutturmuş Peace. ‘Tokyo Sene Sıfır’dan daha çetrefilli ama benzer bir üslup. Önceki romanı için söylediğimi burada tekrarlamak hakkaniyet gereğidir; dilin bu denli öne çıktığı bir romandan övgüyle söz ediyorsak eğer, çevirmen Dost Körpe’nin hakkını da teslim etmeliyiz.


İşgal Altındakİ Şehİr
David Peace
Çeviren: Dost Körpe
Sel Yayıncılık
2011, 301 sayfa, 20 TL.