Lawrence'ın acıları...

Lawrence'ın acıları...
Lawrence'ın acıları...
Lawrence, yüzyıl başında yazdığı romanlarında kadın cinselliğini kendi çağında yaşayan birçok yazardan çok daha iyi anlamıştı. Bugün artık başyapıtı sayılan, 'Âşık Kadınlar' ve 'Lady Chatterley'in Sevgilisi' yanında daha geri planda duran 'Bakire ile Çingene' ünlü romanlardan hiç geri durmayan bir açıksözlülükle yazarın en sevdiği konuyu ele alıyor
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@gmail.com / Arşivi

Bazı romanları okurken, aklımızın bir köşesinde yazarın yaşamöyküsü dirilir. David Herbert Lawrence’ın romanlarını, yazarın kısacık ama renkli yaşamından bağımsız olarak düşünmek çok zordur. Geçen günlerde yeniden yayımlanan Bakire ve Çingene de daha ilk satırında, yazarın hayatından izler taşıyarak başlıyor: “Rahibin karısı meteliksiz bir gençle kaçınca, görülmedik bir skandal koptu.” Lawrence, kendinden yaşça büyük, profesörünün karısı, üç çocuk annesi Frieda von Richthofen’la Almanya kaçınca, benzer bir skandal kopmuştu. Kocası ve çocuklarını terk eden ve birkaç yıl sonra da karısı olan Frieda’ya ithaf ettiği Bakire ve Çingene hem Lawrence’ın hayatını hem de diğer romanlarını düşündürüyor.
Roman, silik kişiliğe sahip olduğunu ilk satırlarından anladığımız rahibin evinde geçiyor. Rahip, on dokuz ve yirmi bir yaşlarında iki kızı, doksan yaşlarında sevimsiz annesi ve katı kız kardeşiyle birlikte oturuyor. Kızlar kendilerini çocuk yaştayken terk eden annelerine hakaret edilen bir ortamda büyümelerine rağmen, gizliden gizliye ona bir hayranlık da duymadan edemiyorlar. İçinde bulundukları kasvetli rahip evinden çok daha renkli bir hayatın sinyallerini veren annelerinden söz etme cesareti bulamıyorlar gerçi, yine de her ‘kötü’ davranış- larında ‘annelerinin kızı’ olduğu yüzlerine vuruluyor. D. H. Lawrence, yüzyıl başında yazdığı romanlarında kadın cinselliğini kendi çağında yaşayan birçok yazardan çok daha iyi anlamış ve ifade etmişti. Bugün artık başyapıtı sayılan Oğullar ve Sevgililer, Âşık Kadınlar ve Lady Chatterley’in Sevgilisi yanında daha geri planda duran Bakire ile Çingene ünlü romanlardan hiç geri durmayan bir açıksözlülükle yazarın en sevdiği konuyu ele alıyor.
Roman, Lawrence’ın diğer romanlarından tanıdığımız bir karşıtlık üzerine kurulu yine. Çingene’nin (romanın son satırından adını öğreniyoruz) temsil ettiği ‘özgür ruh’ ile toplumsal ahlakın kölesi olanları karşılaştırıyor. Kendisini “tutucu bir anarşist” diye tanımlamaktan hoşlanan rahip, tam da yazarın tiksintiyle sözünü ettiği ikiyüzlülüğü temsil ediyor. Rahibin evi kasvetli ve karanlık olduğu kadar, nefret dolu da; romanda büyük harfle Anne diye söz edilen babaanne en çok evin büyük kızından nefret ediyor, evin küçük kızı haladan ve babaanneden nefret ediyor, hâlâ ise göründüğü kadarıyla herkesten, kendisiyle aynı tarafta olan annesinden bile nefret ediyor. Romanın ilk bölümleri bedeni kokmaya başlayan doksanlık babaanne ile çirkin halanın ikiyüzlülükleri ve tüm evi saran nefretin anlatımıyla başlıyor.
Lawrence kendi yaşamında da toplumsal baskılar yüzünden çok acı çekmiş biri olduğu için, toplumun ikiyüzlü ahlakını bazen fazla katılıkla eleştirir. Örneğin, her defasında solucan ya da sıçana benzetilen rahip, yazarın anlattığı kadar kötü biri değil. Lawrence’ın Nietzsche’nin felsefesinden esinlenmesi bu romanda da göze çarpıyor. Nietzsche’nin üst-insanı, kendi ahlakını yaratan, kendine sunulan ahlaka başkaldıran bir varlıktır. Lawrence da bu başkaldırıyı yapmayanları ağır suçluyor.
Roman boyunca rahibi terk eden karısından çok söz ediliyor fakat romanda geçen bir karakter değil, bunun yerine Lawrence büyük bir ustalıkla benzer bir yan karakter koyarak olaya çok yönlü bakış sağlıyor. Yedi yaşındayken evi terk eden annesini hayal meyal hatırlayan Yvette, o günlerde gazetelerin dedikodu sayfalarında yer alan, kendinden genç bir subayla kaçıp, çocuklarını ve kocasını terk eden çok varlıklı bir Yahudi kadınla tanışıyor. Kadın ve genç sevgilisiyle yakın bir dostluk kuruyor fakat sezgileri ona bu dostluktan babasına söz etmemesi gerektiğini de hissettiriyor. Babası onaylamadığı bu insanlarla görüşmesini şiddetle reddediyor. Bunun üzerine Yvette kırılma noktalarının başladığını görüyoruz. Uymak mı, başkaldırmak mı, onun önündeki önemli soru bu oluyor. Bu dengeyi kurmak için içindeki merakı ve cinsel dürtülerini dizginlemeye çalışıyor.
Bakire ile Çingene, çok kereler başkaldırı temasına dönüyor. Gençlerin içlerinde patlamaya hazır isyan duygusuyla yaşadıklarını hissettiriyor. “Keşke ortada baş kaldıracak birkaç ‘katı kural’ olsaydı! (...) canlarının her istediğini yapmalarına izin verirdi. Ortada ne koparılacak bir pranga, ne eğlenecek bir demir parmaklık, ne de kırılacak bir asma kilit vardı. Yaşamlarının anahtarı, zaten kendi ellerindeydi. Ve anahtarlar miskince sallanıp durmaktaydı. Hapishane parmaklıklarını parçalamak, yaşamın keşfedilmemiş kapılarını açmaktan çok daha kolaydır.”
Çoğu eleştirmene göre Bakire ile Çingene tamamlanmamış sayılır çünkü yazarın titiz düzeltilerinden yoksundur. Kırk beş yaşında ölen yazarın ölümünün ardından Fransa’da bulunmuş ve daha sonra yayımlanmıştır. Yazarın başyapıtları yanında geri planda kalmıştır bu yüzden. Fakat aynı nedenden dolayı, fazla üzerinde oynanmamış olması, uğraşılmışlık hissi vermemesi sayesinde roman çok farklı bir tat verir okuruna. 

BAKİRE İLE ÇİNGENE
D. H. Lawrence
Çeviren: Püren Özgören
Turkuvaz Kitap
2008, 108 sayfa
9 YTL.