Madiba'nın bağışlayıcı adaleti

Madiba'nın bağışlayıcı adaleti
Madiba'nın bağışlayıcı adaleti
John Carlin sinemaya da uyarlanan 'Düşmanla Oynamak'ta, Mandela'nın hikâyesini anlatıyor. Mandela, beyazların ragbi takımının Dünya Kupası'nı kazanmasıyla, Güney Afrika'da bir ulus yaratmıştı
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Güney Afrika Cumhuriyeti, apartheid (ayrılıkçı) rejiminden sonra bugün daha çok normalleşmiş bir siyasal hayatın magazinel haberleriyle gündeme geliyor; Devlet Başkanı Jacob Zuma’nın 21 çocuklu (belki de 22) ve beş kadınla evli olması gibi... Bununla birlikte, Güney Afrika deyince aklımıza gelen ilk isim Nelson Mandela’dır. 1990’a kadar, 27 yıl hapiste yatan ve dünyanın en ünlü mahkumu olarak anılan Mandela’ya, içinde, Lenin Barış Ödülü (1962), Nehru Ödülü (1979), Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü (1981), UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü (1983), Nobel Barış Ödülü’nün de (1993) olduğu yüzden fazla ödül verilmişti. Mandela, kabile büyüklerinin kendisine verdiği unvanla ‘madiba’, G. Afrika Cumhuriyeti’nin, seçimle iktidara gelen ilk devlet başkanı. Ama bu süreçte, en çok, apartheid rejiminin ağır sonuçlarına rağmen demokratik bir G. Afrika kurulmasındaki başarısı anılıyor.
‘Düşmanla Oynamak’ adlı kitabıyla John Carlin, Mandela’nın bir başka başarısına dikkat çekiyor ve bu başarının hikâyesini anlatıyor. Carlin’e göre, Mandela, bir maçla, G. Afrikalı beyazların Springboks takımının, 1995 Ragbi Dünya Kupası final maçını kazanmasıyla ulus yaratmıştır. ‘Düşmanla Oynamak’, Mandela’nın bu başarısının hikâyesini anlatıyor. Kitap , Morgan Freeman ve Matt Damon’ın oynadığı ve Clint Eastwood’un yönettiği Invictus (Yenilmez) filmiyle sinemaya da uyarlanmıştı.
Burada göz ardı edilmemesi gereken, apartheid rejiminden, demokratik bir G. Afrika’ya ve oradan da, John Carlin’in kavramlaştırmasıyla, bir maçla yaratılan ‘ulus’a nasıl gelindiği ve Mandela’nın başarısının temelinde yatan siyasal ilkenin ne olduğudur?
20. yüzyıl siyasetinin temel özelliklerinden biri, ‘öç alma’ fikrinde ortaya çıkar. ‘Öç alma’, iktidar mücadelesinin gizli vaadidir. Kuşkusuz telaffuz edilen, ‘öç alma’ değil, ‘adaletin yerine getirilmesi’ terimidir. Ama adaletin nasıl gerçekleştirileceği sorunu, iktidarın ele geçirilmesinden daha önemli bir sorun olagelmiştir. Adaleti gerçekleştirmek, çoğu zaman öç almaya dönüşmüş ve bu da öç alma fikrinin devamlılığına yol açmıştır. Öç alma fikrinin temelinde, yine 20. yüzyıl siyasetinin bir fenomeni olan, ulus oluşturma sürecinde, bazı kesimlerin, şu veya bu nedenle ‘toplumsal sözleşme’nin dışında bırakılması, giderek ‘yerinden alınması’, ‘yerinden edilmesi’, yani söz konusu kesimlerin ‘yerlerinin değiştirilerek pasifleştirilmesi’ siyaseti vardır. Dolayısıyla öç alma siyaseti, kendilerine yapılan kötülüğün, kötülükle intikamının alınması isteğini dile getirir. Söz konusu olan G. Afrika olunca durum daha da vahimleşmektedir. Çünkü apartheid, sadece ırksal ve siyasal ayrımcılığa değil, aynı zamanda olağanüstü eşitsizliklerin yaşandığı bir ekonomik sömürüye de dayanıyordu. Yani öç alma isteğinin birçok derin kaynağı söz konusudur. 

Geçmiş ve hesaplaşma
Mandela’yı, 20. yüzyılın sonunda siyaset tarihine geçmesini sağlayan şey, onun ‘öç alma’ politikasını tercih etmemiş olmasında ortaya çıkar. Onun tercih ettiği intikam değil, bağışlama siyasetidir. Bu siyasetin temelinde, John Carlin’in ifadesiyle, insanları, onların daha iyi yönlerine hitap ederek kazanma anlayışı yer almaktadır. Ona göre, G. Afrikalı siyah çoğunluk, intikam naraları atmak yerine, Mandela’nın yolundan gidip dünyaya bilgelik dolu bir bağışlayıcılık dersi vermiştir. Mandela, Carlin’e göre, kendi halkını kazandıktan sonra, dışa açılıp düşmanı da kazanmıştır. Barışın politik yollarla sağlandığı bu G. Afrika modeline, ‘müzakereli devrim’ adı verilmektedir. Bir maçtan ulus yaratma sürecine geçmeden önce, bu müzarekeli devrim sürecine kısaca değinmek gerekir.
Müzakereli devrim sürecinin G. Afrika’daki ana unsuru, burada uygulanan ‘geçmişle hesaplaşma modeli’ olmuştur. Demokratik bir G. Afrika yaratılmasında rol oynayan fenomen, apartheid rejiminden sonra, burada hayata konan ‘geçmişle hesaplaşma modeli’dir. Mithat Sancar’a göre, G. Afrika’daki ‘geçmişle hesaplaşma modeli’ni ayırıcı kılan özellik, geçmiş ve hesaplaşma kavramlarında gizlidir. G. Afrika’daki geçmiş, sadece insan hakları ihlallerinin ağır ve sistematik oluşuyla değil, ırk ayrımcılığına dayanan ve apartheid diye bilinen sistemin kendisinin ‘insanlığa karşı suç’ oluşuyla ıralanır. Apartheid rejimi, ‘zorla yerinden etme’ ve yerleştirme uygulamaları üzerinde vücut bulurken vahşice zulüm yöntemleri uygulamaktan geri durmamıştır. Hesaplaşma ise, ırkçı rejimin sonra başlar ve siyah çoğunluğun geçmişteki insan hakları ihlallerinin ve cinayetlerin sorumlularını yargılayıp cezalandırma taleplerini ısrarla dile getirmenin sonucudur. 

Siyasal arka plana sahip fiiler
1994 yılında kabul edilen ‘Geçici Anayasa ’, ırkçı rejimin son hükümeti ile ANC (Afrika Ulusal Kongresi) arasında ‘tarihi bir uzlaşmaya’ dayanır. Bu uzlaşma, geçmişle hesaplaşmaya sınırlar getiren bir uzlaşmadır ve idare, polis, yargı ve ordu gibi kurumların devamını öngörür. Bu da, eski sistemin cinayetleriyle genel ve tavizsiz bir hesaplaşmayı imkansız kılar. Geçmişle hesaplaşmada, yani tavizsiz hesaplaşmanın imkansızlığı ile müzakereli devrimin başarılı olması arasındaki sürecin belkemiğini ise, geçmişin cinayetlerini ve insan hakları ihlallerini araştıran Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu oluşturur. Bu komisyonun amaçlarının sınırları, yasayla şöyle belirlenir: 1- Mağdurların insan haklarını ve vatandaşlık haklarını iade etmek; 2- ahlaki düzeni yeniden kurmak; 3- hakikati kayda geçirmek; 4- istenen koşulları taşıyanlara af çıkarmak; 5- bir insan hakları kültürü yaratmak ve hukukun üstünlüğüne saygıyı yerleştirmek; 6- geçmişte yaşanan insan hakları ihlallerinin bir daha yaşanmasını önlemek. (Geçmişle Hesaplaşma) Komisyonun af yetkisi de bulunmaktadır. Ancak komisyon, bu af yetkisini, genel affa dönüştürmekten kaçınmış, af talebini, sadece ‘siyasal arka plana sahip fiillerde’ geçerli kabul etmiştir. Başka bir deyişle, insan hakları ihlallerini yapan failler, sadece siyasal arka plana sahip fiillerde, komisyon tarafından affedilmiştir. 

Yeni bayraklar
Bu türden bir yüzleşmeye dayalı geçmişle hesaplaşma, mağdurlar için bir adalet vaat etse de, birbirinden bu denli nefret eden iki kesim için bu aynı zamanda bir iç savaş gerilimi anlamına da gelir. Ama müzakereli devrim Afrikaner Springboks takımının, 1995’deki Ragbi Dünya Kupası final maçını kazanmasıyla yaşanan toplumsal coşkuyla tamamlanır. Maçın başında, statta, eski G. Afrika bayrakları yer alırken, maçın sonunda, yeni G. Afrika bayrakları dalgalanmaktadır. Herkes tek bir ulus halinde ağlamakta, dans etmektedir. Başpiskopos Tutu, bunu bir ‘devrim’ olarak adlandırır; düşmanın bertaraf edilmek yerine saflara katıldığı, insanların bölünmek yerine birleştiği bir devrim. ‘Düşmanla oynamak’ ifadesindeki düşman, bir karşılaşmada rakip takımı değil, rakip takıma karşı içinde yer alınan takımı dile getirir. Düşmana karşı oynamak değil, rakibe karşı ülke adına, Güney Afrika için, o ana kadar düşman olarak görülenle birlikte oynamak anlamına gelir. Ve o ana kadar düşman olarak görülen, beyazlar için siyahlar Güney Afrikalılar, siyahlar için de beyaz Güney Afrikalılardır. Dolayısıyla Corlin, ulus yaratan maç derken, bir maçın, yani 1995 Ragbi Dünya Kupası final maçının finalinde yaşanılan ulusal ruhun coşkusundaki kaynaşmayı kastediyor. Ancak bu kaynaşma haline kuşkusuz bir maç sürecinde gelinmemiştir. İşte, John Carlin, ‘Düşmanla Oynamak’ta, Mandela’nın kişiliğinde, bu maç sürecinde ortaya çıkan ortak ulusal coşkunun gerisindeki tarihsel müzakereli devrim sürecinin hikâyesini anlatmaktadır. Ama yine de bir soruyu sormaktan geri duramayacağım; Güney Afrika’nın kaynaklarının veya ürettiği malların uluslararası alıcıları, ‘müzakereli devrimden’ sonra değişmiş midir, devam mı etmektedir yoksa?

DÜŞMANLA OYNAMAK
John Carlin
Çeviren: Elif Ersavcı
Ayrıntı Yayınları
2010
235 sayfa
20 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Nobel

    ,

    Afrika

    ,

    Anayasa

    ,

    İntikam

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Nefret

    ,

    Bugün