Maeve Binchy usulü feminizm

Maeve Binchy usulü feminizm
Maeve Binchy usulü feminizm

Maeve Binchy, eşi Gordon Snell le.

Ailemizin feministi Binchy, kapitalist etiğin liberal bireyciliğini de sahiplenerek, kadın özgürlük mücadelesinin tüm kazanımlarını buharlaştırıyor, feminizmi ehlileştirmekle kalmayıp içini tümden boşaltıyor
Haber: HANDE ÖĞÜT - handeogut@gmail.com / Arşivi

Kitapları popüler aşk romanları, pembe diziler ve melodramlarla pek çok yapısal, ideolojik, tematik benzerlik taşısa da Maeve Binchy, türün öncüleri Barbara Cartland, Danielle Steel, Jackie Collins vb. ile aynı kefeye konacak bir yazar değil. Çünkü o bir feminist; ‘İrlanda feminist hareketinin ilk kadın editörü.’ Ne var ki bu tırnakiçi malumat dışında, ‘üstlendiği aktif rollere’, harekete katkısına, çalışmalarına dair bilgi edinmek mümkün değil. Sanki çok da üstünde durulmayacak bir geçmiş gibi, evlenip, eşinin de desteğiyle yazarlığa başlamadan önce yaşanmış bir genç kızlık hevesi gibi! Birbiri ardına basılan kitaplarında feminist kahramana, doğrusu ‘ayrılıkçı feminist’ kahramana rastlamak da mümkün değil zaten. İçinden çıktığı feminist ‘geleneğe’ pek sadık Binchy. Nitekim 70’lerde Kuzey İrlanda’da hâkim olan kadın hareketinin merkezi ilgi alanı, eğitimli orta sınıf kadının meseleleriydi. 1980’lerdeyse işçi sınıfından kadınlar örgütlenerek, Protestan ve Katolik bölgelerdeki yerel kadın merkezleri etrafında birleştiler. Ancak tarihsellik, sınıfsallık, politik ve cinsel kimlik meselelerinden uzakta yerel ve gündelik olana hizmet eden bu merkezlerin kiminde erkek nefreti ve cazgırlık ya da orta sınıf küstahlığı olarak görüldüğü için feminizmden hiç hoşlanılmadı. Cynthia Cockburn’un belirttiğine göre, feminizmi istedikleri gibi yapısöküme tabi tutup bir şekilde sınırlayan, içinde rahat edecekleri bir aidiyete dönüştürerek tanımlayanlar arasında ‘ aile feministleri’ de vardı.
Ekonomik özgürlüğünü kazanan ancak, sekreter, aşçı, pansiyoncu, hemşire, kuaför, manikürcü, manken, evkadını, terzi, çocuk bakıcısı, anne olmaktan öte gidemeyen, kermeslere, hayır davetlerine gitmek, alışveriş etmek, hep güzel ve bakımlı kalmak, tapılacak kadın ve hanımefendi olmaktan kendilerini gerçekleştirmeye zaman bulamayan kadın kahramanlarıyla ailemizin feministi Binchy, kapitalist etiğin liberal bireyciliğini de sahiplenerek, kadın özgürlük mücadelesinin tüm kazanımlarını buharlaştırıyor, feminizmi araçsallaştırmak ve ehlileştirmekle kalmayıp içini tümden boşaltıyor.
Aşk acısı çekse de sonunda ‘başaran’, hayatı yeniden tozpembe kılan, ‘kafayı yemekten’ şikâyet etse de özgürce deliremeyen, tek hayali dünyanın en yakışıklı, zengin erkeğiyle, lüks bir düğünle evlenip onu elde tutmak olan kadınlar… Kendini erkeğe beğendirmesi, elde etmesi, onu belli koşullarda geçmesi gereken kadınlar! Nina Power’ın deyimiyle “liberal demokrasi ve tüketicilik taahhüt eden bir dünyanın içine boğazına kadar batmış tek boyutlu kadınlar” ve onların sürekli pazarlanan, dolaşıma sokulan, mistifike edilen imgesi... Binchy’nin ‘femme capital’ söyleminin doruk noktası olan ‘Feminist İyilik Meleği’ adlı öyküde, sekreterlik yaparak patronu kadınları rekabetçi kapitalizme adapte eden, oyunu kuralınca oynayan bir feminist var; bir Süpermen, bir Zorro! Kadınları cilt ve saç bakımı seansları, golf turnuvaları, pahalı giysiler ve kozmetiklerle donatarak, vahşi ataerkil piyasanın patronları haline getiriyor; çok alçakgönüllü, çok iyikalpli… “Bunu hak eden bazı güçlü, iyi kadınlar için biraz adalet sağlamaya çalışıyorum sadece.”
Tüm bunlara parası yetebilecek güçte ve yettiği için iyi olan kadınlara ‘adalet’ satan melek feminist! 

Lezbiyenler, siyahlar, şişmanlar
Tarihsel ve politik boyutundan soyulup ‘kendini iyi hissetme’ ve dirençli olmaya indirgenerek bir kişisel gelişim retoriğine dönüştürülen, sınıfsal, cinsel, ırksal, ekonomik ve toplumsal farklılıkları yoksayan bu homojen feminizm anlayışında, tüm ‘ötekiler’ arasında en zelili, lezbiyenler ve siyah kadınlardır.
“Çok derbeder, kılığı da fahişe gibi gerçekten. Daha tatlı olmaması da garip. Ben hep siyahların daha güleryüzlü ve mutlu olduğunu düşünürdüm.” (Özel Hayatımdan Size Ne?)
“Melisa, Alice ile benim lezbiyen olduğumuzu düşünüyordu. Nasıl oluyordu da Alice ve benim için bunu düşünecek kadar dangalak olabiliyordu?” (Lezbiyen Olduğunu Nasıl Anlarsın?) “Berbat, kindar ve intikamcı lezbiyen kıskançlık gösteri”leri sergileyen, “herkesin önünde birbirlerine sataşmak gibi saldırgan davranışlarda” bulunan o ilkel ve histerik yaratıklarla bir tutulabilir miydi hiç?
Hoyrat, argo, ataerkil, muhafazakâr, cinsiyetçi, açıkçası kadın düşmanı bir dilin ürünü olan Binchy kurmacalarının heteroseksüel kadınları, kendilerinden esirgenen cinsel özgürlüğe kavuşmuş gibi gösteriliyor, ama varlıkları bağımlı oldukları erkekle anlam kazanıyor. Cinsel arzuları, erkeğin arzu ve beklentileri üzerinden/üzerine kurulu, kendilerine ait bedenleri, cinsellikleri, hazları yok. Tâbi durumdaki konumlarını ve bu durumu yaratan pratikleri, kendi bedenlerini ve özvarlıklarını hiçe sayarak fedakârca onaylıyorlar; çünkü erkekleri çok kıymetli! (Grup Seks İstemiyorum Kocacığım). Cinselliğin birleşme, bütünleşme olarak tanımlandığı cümlelere rastlamaksa imkansız; tarifi, “o iş, bu iş, düzüşmek, yatağa girmek” olan bu eylemin, kocalar için zorunluluğu, kadınların güvencesi…
Kadın, uyumluluğuna, işbirlikçiliğine, sadakatine, özdeşleşmesine karşılık, tüm romantik kaderin yüce doruğunda duran adam tarafından okşanıp arzulanır, bir kadının hayatta başına gelebilecek en iyi şeylerle -düğün, evlilik, balayı, annelik- ödüllendirilir. Aksi takdirde “aldatılan kadın” olur. Hakça olmayan bu sinsi hal, duygusal ve ruhsal şiddet, yalnızca kadın/ın “sorunu”dur hikâyelerin çoğunda. Erkeğin eylemdeki ve süreçteki payı yoksayılarak, yaptığı bu aşağılık “şey”, kadının doğasının parçası olan “şey” haline getirilir.
Erkeği elde tutmak için meleklerin meleği, dünyanın en anlayışlı, en güzel, en affedici kadını olmak gerekir. “Düzenli olarak iyi bir kuaföre gitmek kadar akıllıca bir şey” olamaz, zira “bir erkeğin en önem verdiği şeylerden biri bakımlı, uzun tırnaklardır.” Kırkına merdiven dayayanlar “feci yaşlı”, şişmanlık ve sakatlık şaşırtıcı, utanç verici, onur kırıcı bir durumdur: Kapitalist ataerkinin belirlediği güzellik kalıplarına uymayan kadın sadece erkeğin değil, ne yazık ki kadınların söyleminde de çirkin ve değersizdir.
“Ken bu kadınla yatağa giriyor olamazdı. Ken onunla balayında olamazdı. Bu kadın narin falan değil, düpedüz sakattı.” (Eski Sevgili, Yeni Dost)
Tüm bu bayağı romantizmin, pahalı tutkunun, bağımlılığın, tüketimci güzellik tapınmasının, hesap kitabın aşkla ilgisi yoktur. Kadının varlığının nedeni kılınan cilalı aşk imgesinin üstü kazındığında, mülkiyet ilişkilerine bağlı ekonomik evlilik modeli çıkar ortaya: “Şöyle ki ekonomik olarak, kızların ve oğlanların on üç, on dört yaşındayken evlenmesi budalalık olur, çünkü bir evi geçindirecek gelirleri ya da paraları yoktur, anlıyor musun?” (Ergen Kızlar)

HER DURAKTA AŞK
Maeve Binchy
Çeviren: Zeynep Seymen
Doğan Kitap
2011, 280 sayfa
17 TL.