Maraş: serinlik, sessizlik ve su sesi

Maraş: serinlik, sessizlik ve su sesi
Maraş: serinlik, sessizlik ve su sesi
Şehir monografileri, uygarlıklar kardeşliğinin fotoğrafını gösterir. Bunlardan biri de, nihayet, Maraş'a ait. Filiz Özdem'in hazırladığı 'Dağların Gazeli Maraş'
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Geçmişte yaşayanların ruhu, onlardan sonra gelenlerin silip yok edemedikleri, silip yok etmeye çalıştıkları halde yok edemedikleri toprakta anıtsal hale gelir. Bu, son yılların yaygın yanlış terimleştirmesiyle geleneğin gücü değil, tam tersine geçmişte yaratılmış uygarlığın, yeryüzünün barbarlarına karşı yerin altına, yer ikliminin gölgesine çekilerek devamını orada koruyabilme gücünü gösterir. Bu coğrafya faktörü. Tarih faktörü ise, değişik zaman dilimlerinde ortaya çıkmış, fakat yeraltına çekilmiş uygarlıklar benzerliğini gösterir bize. Şehir monografileri, yer iklimin gölgesine uzanmış bu uygarlıklar kardeşliğinin fotoğrafını gösterir bize. Bu şehir monografilerinden biri de, nihayet, Maraş’a ait. Filiz Özdem’in hazırladığı ‘Dağların Gazeli Maraş’. Heyecanımı ve kederimi itiraf etmem gerekir.
Maraş’ı (ve tabii ki Afşin’i) üç-dört kelimeyle anlatmam istense; ben de, serinlik, sessizlik ve su sesi derim. Bu kavramlar, Maraş söz konusu olduğunda, kardeş kavramlardır ve bu yöre coğrafyasının, insanının varlık durumuna sinen doğasını dile getirirler. Bakarak değil, dinleyerek yürürsünüz. Maraşlılık, duymaklıkla ilgili bir şeydir ve insanın, doğanın içinde, doğaya karşı edilgin durumunu dile getirir. Maraş’ın, ‘şair toprağı’ olarak anılmasının, varlıksal nedeni de burada gizlidir. Şimdi bu satırları yazarken fark ediyorum, kendi şiirlerimde bu kelimeleri, ne denli çok telaffuz etmiş olduğumun nedenini. Ve dördüncü terim, tabii ki gazel kelimesi.. Ama bu dördüncü kelimeye ilişkin keşif ve buluş Filiz Özdem’e ait: “Kesif bir sessizliğin hüküm sürdüğü doğası, kimi yerlerde bu sessizliğe eşlik eden su sesi, nedendir bilmem, sürekli dipten gelen bir gazel dinlermişim gibi hissettirdi. Bu kitap , adını bu duyguya borçlu sanırım.” İtiraf etmeliyim; kitabın adındaki tanımı ne kadar kıskanmış olduğumu. Bu tanımı benim yapmam lazımdı diye.
Gazel derken, benim aklıma gelen, şiir ve müzikten önce, kuşkusuz sonbaharda kuruyup dökülen ağaç yaprağıdır. Karacaoğlan’ın, “İzin ver ağam ben de gideyim” diye başlayan koşmasında der ya, “coşkun sular gibi akıp durulma/ kuru gazel gibi esip savrulma”... İşte buradaki gazel, Maraş gazelidir. Dünyada en çok bu mevsimi, yani yazın sonundan kışın başlangıcına olan iklimi sevmemin nedenini de şimdi anlıyorum. Bir yerli olmanın ve o yeri sevmenin ontolojisi diyeceğim buna. Bir yere, bir coğrafyaya, ideolojik, kültürel ve kimlikle ilgili nedenlerle değil, kendi ontik doğanızı bozmadığı, gerilime yol açmadığı için bağlanmak, kendinizde kendiniz olarak kalmanıza olanak sağladığı için orayı sevmek ve orada kalmayı istemek.
Maraş mutfağının doğasını da, yemeklerin, yemeğe ilişkin hammaddelerin, sanki sözünü ettiğim bu yüksekliğe, serinliğe ve gazele göre hazırlanıyormuş gibi hazırlanması esası oluşturur. Maraş yemeği, yükseklikteki serinlikte yenen bir yemektir. Kurutulmuş biber, patlıcan, kabak ve salatalık dolması gibi; tarhana gibi. Yavuz Sultan Selim, Mısır seferine giderken, tarhanayı ikmal maddesi olarak bulundurduğu söylenir. İçli köfte, dibine yakma pilavı. Bu sonuncusu, Maraş’a, yani serinliğe, sessizliğe ve gazelin iklimine (Afşin’e özgü de demek isterim) ait bir bulgur pilavıdır. Soğan, salça (varsa veya istenir ise kemikli et) iyice kavrulup, patates ve su ilave edilerek kaynatılır; su kaynayınca bulgur ilave edilir ve sanki açık havada, odun ateşinde pişiriliyor gibi harlı ateşte pişirilir.. suyu çekmeden ocaktan indirilir ve sanki yüksekliğin serinliğinde yeniyormuş gibi sıcak yenir.
Maraş’ın yedi bin önceki adı Halaf imiş; Asur kaynaklarına göre, bu yöredeki Geç Hitit Devleti’nin adı Gurgum imiş ve Maraş, “Markasi” olarak anılıyor; Romalılar, Germanikeia adını koymuşlar.. Germanikeia, Roma İmparatoru Gaius Caeser Germanicus (Galigula) onuruna verilen bir isim. Kentin tarihinde bu dönem kuşkusuz çok önemli. Müslümanlar ise Mi(e)r’aj adını vermiş Maraş’a; Osmanlılar döneminde ise, Mi(e)r’aj, Maraş biçimine dönüşmüş. Terim, Arapça yükseğe çıkmak anlamındaki ‘uruc’ kelimesinden türetilmiş, merdiven anlamına gelmektedir; yükseklere çıkan merdiven.
Bu kitapta, Adnan Demir’in, Ara Altun’un, Meryem Acara’nın, Oğuz Tekin’in, Erkan Konyar’ın, Stuart Campbell’in, Cevdet Merih Erek’in, Serhan Oksay’ın, yazıları kuşkusuz çok önemli ama ben bu monografideki iki yazının özellikle altını çizmek istiyorum. Bu yazılardan ilki, Kahramanmaraş Müzesi Müdürü Ayşe Ersoy’un, ‘Mozaiklerle Adım Adım Kayıp Antik Kent Germanikeia’ya…’ başlıklı yazısı. Germanikeia’ya ait olduğu düşünülen mozaikler, ilkin bilindiği gibi 2007’de bir kazı sırasında ortaya çıkmıştı. Ayşe Ersoy, mozaikler ve kalıntıların yerinde sergilenmesi ve kentin Unesco Dünya Mirası listesine dâhil edilmesi çalışmasına sahip çıkılması gerekliliğini dile getiriyor. Diğer yazı, Osman Köker’e ait: ‘Osmanlı Dönemi’nde Maraş Sancağı Hakkında Bazı Veriler’. Köker, hem Osmanlının nüfus sayımına hem de Ermeni kaynaklarına göre, yüzyılın başında Maraş’taki Ermeni nüfusunun ne olduğunu irdeliyor. Ama daha önemli olan şu: Maraş’ın geçmişine ve bir yüzyıl öncesine ait resim ve fotoğraflar iki kaynağa ait: Germanikeia mozaiklerine ve Ermeni kaynaklarına (Les Arméniens’a).
Bu monografide benim de yazım olacaktı, bir Maraşlı olarak, ama yazamadım. Neden yazamadım, sekiz aydır kendimi yokluyorum. Şu veya bu nedenim vardı, evet; her zaman olan nedenler. Ama asıl nedeni şimdi burada ifade edebiliyorum: Sizi reddedenin sahiplendiğine sahiplenmenin pek inandırıcı olmayışı.. Beni dışlayan, yok sayan bir Maraş hakkında nasıl yazabilirdim ki? Bunun ruhani nedenini, bugünkü Maraş’ın kendi geçmişiyle barışık olmaması durumunda, geçmişine ve farklılığına takındığı düşmanca tutumunda aramak gerekir. Özellikle 1980’den beri, Maraş’ta, geçmişinin, farklılıklarının, farklı yaşama biçimlerinin üstünün örtülerek, İslami düşünce temeline dayanan bir Maraş inşa ediliyor. İnşa derken, kastettiğim ‘the new’ değil, daha çok bir biçimlendirme durumu. ‘Dağların Gazeli Maraş’ta yer alan bilim adamlarının Maraş’ın tarihi hakkındaki incelemelerinde ortaya koydukları bilgiyle valiliğin internet sitesinde yer alanlar bilgiler kıyaslandığında, durum daha ne görülecektir. “Maraş’ı artık tanıyamıyorum” diye başlamış, denemesine Rasim Özdenören. Katılmamak mümkün değil. Ben de tanıyamıyorum; fakat Maraş’ı tanınmaz hale getiren, benim içinde yer aldığım düşünce sistemi değil.

DAĞLARIN GAZELİ MARAŞ
Filiz Özdem
Yapı Kredi Yayınları
2011
416 sayfa
110 TL.