Marksist hümanizmin özgünlük politikası

Marksist hümanizmin özgünlük politikası
Marksist hümanizmin özgünlük politikası

Marshall Berman

'Özgünlüğün Politikası', modernite ve modernizm sosyolojisinin düşünürü olan Berman'ın teorik yolculuğunun başlangıcını, yani kendi problemini keşfettiği uzamın bağlamını dile getiriyor
Haber: YÜCEL KAYIRAN / Arşivi

Marshall Berman, ‘Özgünlüğün Politikası’nda, kendi olmaklığa işaret eden ‘özgünlük’ kavramını, kültürel yaşamın merkezinde bulunun bir dizi tutku ve ideali tanımlamak için kullanıyor. ‘Kimlik’, ‘özerklik’, ‘bireysellik’, ‘öz-gelişim’, ‘kendini gerçekleştirme’ kavramları da, özgünlük kavramının sığası içinde yer alıyor. Bu arada özgünlük kavramını açmakta biraz fayda var. Çünkü özgünlük terimi, Türkçede kavramsal olarak doğru yerini bulmuş değil. Terim, Türkçenin günlük kullanımında, doğal bireysellik veya kendi olmaklıktan çok, buluş ve yenilik bağlamında telaffuz edilmektedir. Özgünlükle Berman’ın kastettiği, sanırım bir sahicilik durumudur; ama bu sahicilik, insanın, eğitim ve deneyim yoluyla kendi doğasını keşfetmesinin sonucunda ortaya çıkan bir sahiciliktir. Dolayısıyla özgünlük, insanın kendisi olması, insan doğasının dünyevi hale gelmesidir. Bu yargı biraz tuhaf görülebilir. Çünkü özdeşlik ilkesi gereği, insan zaten kendisi değil midir, kendisiyle özdeş değil midir? İnsan kendisi değil ise, başka nedir? Bu durumda insan nasıl olur da kendisi olmaya çalışır? Dahası özgünlüğün, kendiliğin bir ideal olması da ne demektir? Marshall Berman’ın temel problemi nedir?
Berman’ı ‘Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’ kitabından tanıyoruz. ‘Marksizmle Maceram’ da tercüme edilmişti. ‘Özgünlüğün Politikası’, ‘Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’un önceli. Bunu özellikle belirtiyorum çünkü Berman’ın bu iki kitabı arasında problematik bir devamlılık söz konusu. ‘Özgünlüğün Politikası’, modernite ve modernizm sosyolojisinin düşünürü olan Berman’ın teorik yolculuğunun başlangıcını, yani kendi problemini keşfettiği uzamın bağlamını dile getiriyor. Sosyoloji, pozitif bir bilim olma iddia ve çabasından vazgeçeli beri, sosyologlar, gerçeklikteki toplumu değil, yazarların, sanatçıların ve filozofları metinlerindeki toplum tahayyülünü irdeleme konusu ediniyor. Bu bağlamda yapılan toplum felsefesi değil ama buna ‘toplumbilimsel felsefe’ demek mümkün olabilir mi? Norbert Elias’ı hesaba kattığımızda, sosyolojinin, pozitivizmin dışında felsefeyle bakışımlı olarak ilerlediği bir kulvar da olagelmiştir aslında. Berman’ı, Elias sonrası kuşaktan, bir 68’li. New York Üniversitesi’nde siyaset teorisi ve şehir sosyolojisi üzerine dersler veren Berman, ilk kitabında, insanın varoluşunda modernlik fenomeninin ortaya çıkışı bakımından Paris’i irdelemektedir; ikinci kitabında ise, Petersburg’u. 

Aslolan Elyazmaları’dır...
Gerek özgünlüğün politikası fikrinin nasıl doğduğuna, gerekse ‘Özgünlüğün Politikası’ ile ‘Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’ arasındaki problematik devamlılığa ilişkin, kaynak yapıcı anekdotları ‘Marksizmle Maceram’da bulmak mümkün. Berman’ın ‘çıkış’ yolunu, ‘1844 El Yazmaları’ belirler. Berman’ın problemi açısından önemli olan, Elyazmaları’nın, ‘bildung’ ile yabancılaşmış emek arasındaki çatışkıyı dile getiriyor olmasıdır. Kendiliğinden bir süreç olan kültürden, eğitim yoluyla kültürlü kılınmak anlamına yakın olan ‘bildung’ kavramı, ‘kendini bulma’, ‘öznellik’, ‘kimlik’, ‘kendini geliştirme’, olduğun kişi olma’ gibi fikirleri de kuşatan bir kavramdır.
Berman’ı önce ‘Özgünlüğün Politikası’nı, ardından ‘Katı Olan Her Şey Buharlaşıyor’u yazmaya sürükleyecek olan bu teorik ve problematik bağlam, bugün hâlâ iki bakımdan önemli. İlkin; modernlik fenomenine ilişkin tahayyülün neliği bakımından, ki bu tahayyül sık sık kapitalizm fenomeniyle birbiri içine geçirilmekte ve birbirine karıştırılmaktadır. İkincileyin; Türkiye solunda yaşanan ve ancak unutularak rafa kaldırılan ‘bireyci-toplumcu fikir çatışmasındaki geriliminde’, eksik kalmış, yani geliştirilememiş olan Marksist bireysellik düşüncesinin olanaklılığı ve neliği bakımından. Geçmeden belirtmek isterim: Bizde de, ‘1844 El Yazmaları’nın önemine dikkat çeken fikir yazarlar oldu, fakat bu yapıtın neden önemli olduğu düşüncesinden bir bireysellik kuramı çıkarılamadı, daha önemlisi söz konusu dönemde yaşanılan ‘bireyci-toplumcu gerilimi’ni aşacak bir tahayyüle bile işaret edemedi.
Berman, kendisini ‘Özgünlüğün Politikası’nı yazmaya götüren nedenlerden birine, 1850’lerin başından 1950’lerin (Türkiye’de 2010’ların) sonuna kadar, Marksist radikallerle karşıtları arasındaki tüm tartışmalarda, her iki tarafın da, kapitalist ekonomi ile liberal devleti, ‘bireycilik’ ile ilişkilendirdiğine, radikal hedefleri, ‘bireyselliği’ yadsıyan bir ‘kolektivizm’e eşitlemiş oldukları yanlışına dikkat çekiyor. Berman’a göre, ‘Özgünlüğün Politikası’nda gösterilmesi hedeflendiği gibi, bireysellik Marksizm’in radikal hedeflerinden biridir ve kolektivizme eşitlenemez. Tam tersine, kolektivizm, kapitalist ekonomi ile liberal devletin hedefidir. Kapitalist ekonomi ve liberal devlet, bireyin çeşitliliğin göre değil, kolektifleştirilmiş tek tip bireye göre üretim yapar. Kapitalizmin doğası gereğidir bu; kolektifleştirilmiş tek tip bireye göre üretim, bireyin çeşitliliğine göre üretimden daha ucuz ve daha karlıdır. “Başarısızlık doğal güçsüzlükten değil, düşük eğitimden kaynaklanır.”
Berman, kendi teorisini, ‘Marksist hümanizm’ olarak tanımlamasının dayandığı temel nokta da bu ayrıma dayanmaktadır. Berman’ın hümanizmi, insanların büyük çoğunluğunu hepten ruhsuz olarak gören burjuva sınıfının elit ve seçkinci hümanizmi değil, insanın gerek kendi doğasıyla ve gerekse diğer insanlarla kendisi arasındaki yabancılaştırmayı ortadan kaldırmayı hedefleyen bir hümanizmdir. Berman’a göre, bu, Elyazmaları’ndaki komünizm hayalidir. Berman’ın, ‘özğünlüğün politikası’ diye adlandırdığı fikir, ‘bireyselliğin yutulmadığı ve feda edilmediği, tersine bütünüyle geliştirildiği ve açıkça ifade edildiği ideal bir topluluk rüyasıdır’. Özgünlüğün Politikası, işte, bu hayalin oluşmasına yol açan sürecin, yani Elyazmaları’nın teorik öncesini, Elyazmaları’na giden teorik süreci, yani Montesquieu ile Rousseau’yu, kendilik problemi açısından irdeleyen sürecin adıdır.
Kendilik sorunu, bilindiği gibi felsefenin, orada da ontolojinin bir temasıdır. Bir şeyin, ontolojik bir sorun olması demek, o şeyin, sorun olmasını sağlayan nedenin, o şeye içkin olması, o şeyin kendi varlığından gelmesi demektir. Dolayısıyla bu bağlamda kendi olmaklık sorunu, kişinin kendi varoluşu ve kendi yönelimi bağlamında irdelenir. Berman’ın çalışmasını ayırıcı kılan özellik, tam bu noktada ortaya çıkmaktadır. Berman, kendilik sorununu, felsefi bir problem olarak değil, tarihsel ve toplumsal bir problem olarak ele alıp irdelemektedir. Yani Berman’ın çalışması herhangi bir inceleme çalışması değil, felsefi tezi olan çalışmadır; ve Berman, kendilik veya kendini gerçekleştirme denilen şeyin, politik ve toplumsal nedenlerle kesintiye uğradığını ve kendilikin kendine yabancılaşmaya dönüştüğünü ileri sürmektedir. Dolayısıyla yabancılaşma ontolojik bir sorun değil, tarihsel bir sorundur ve siyasal ve toplumsal tahakkümün sonucudur.
Berman’a göre, insanın kendisi olmasını, yani doğal benliğini tehdit edip yutan, toplumsal benliğidir. İnsanların gerçekte oldukları kendiliğindenlikleri, oynamak zorunda bırakıldıkları toplumsal roller tarafından baskılanır ve doğanın ürettiği insan çeşitliliği toplumun talep ettiği tekdüze karakter tarafından harap edilir. Örneğin Berman’a göre, Montesquieu’nün gösterdiği gibi, ‘cinsellik, insanoğlundaki Doğa’nın ve dolayısıyla benliğin en canlı ifadesidir; cinsellik her bireyin sadece zevk aldığı değil, gerçekte kendini tanımladığı bir ortamdır.’ İnsanın kendisi olmasını engelleyen bir diğer neden politiktir. “Baskıcı bir toplum, insanların sosyal kimlikleriyle gerçek kimlikleri arasında bir uçurum oluşturur.” Benlik ile dünya arasında oluşturulan bu gerilin, yabancılaşmaya yol açar. Bu ilk defa Rousseau tarafından keşfedilecektir. Bu keşif bugün ertelenmiş gözüküyor. 

ÖZGÜNLÜĞÜN POLİTİKASI
Marshall Berman
Çeviren: Nursel Yıldız
Sel Yayıncılık
2011
292 sayfa
20 TL.