Mars'taki karanlık gelecek

Mars'taki karanlık gelecek
Mars'taki karanlık gelecek
Dost Körpe uzun bir aradan sonra 'Nötralizör' isimli kısa bilimkurgu romanıyla döndü. İnsanlık dünyayı mahvettikten sonra Mars'a kurduğu kolonilerde karanlık, yapay ve mekanik bir yaşamda kısılıp kalmıştır
Haber: YİĞİT DEĞER BENGİ / Arşivi

Dost Körpe yeni bir kitap yazdı! İşte bu cümle bile benim neslimden olan fantastik ve bilimkurgu okurlarını heyecanlandırıp bu kitabı aldırmaya yeter... Aslında özellikle çevirmenliğini hesaba kattığımızda ülkemiz edebiyatseverlerin çok da uzak olmadığı; Lovecraft, Poe, Howard, Frank Herbert, Burgess, Kureishi, Barker hatta King gibi yazarların eserlerini dilimize kazandırmış çok iyi ve verimli bir çevirmendir. Bunun yanı sıra 1991 yılında Yunus Nadi Yayımlanmamış Öykü Dosyası Ödülü’nü genç yaşta kazandı. Toplamda üç kitabı vardır ama 1997 yılında ‘Günah Yiyen’ isimli öykü kitabı çok seçkin bir yere sahiptir. Ülkemizde fantastik, bilimkurgu gibi türlere oldum olası tepeden bakılmıştır. O yıllara kadar Orhan Duru ve Nazlı Eray’ın dışında ana akım öykücülüğümüzde bu türlerin neredeyse hiçbir temsilcisi olmadığı gibi gençlere ‘gerçekçi şeyler’ yazmaları öğütlenir ve panellerde fantastik kurgunun edebiyat olmadığını tekrarlanır dururdu. İşte ‘Günah Yiyen’ tam da bu yüzden o döneme damgasını vurmuş bir kitaptı.
Bülent Somay’ın editörlüğünde, ‘Yüzüklerin Efendisi’yle de zirvesine çıkan ülkemizdeki düzenli fantastik ve bilimkurgu yayıncılığı o yıllarda filizlendi denebilir. Aynı şeyi türün daha klasikleşmiş eserleriyle Sönmez Güven yaptı. Sonra birçok başka yayınevi salt bu türler için kuruldu ya da var olanlarda alt dallar oluşturdu. 

Türkiye ’de bilimkurgu
Bilimkurgu kelimesini lügatimize kazandırmış olan ve bu türlerdeki belki de en eski yazarımız olan Orhan Duru dışında akla gelen belki de Müfit Özdeş olur. Aslında bilimkurgu 60’larda ve 70’lerde ülkemizde bir kesim tarafından ilgi görmüş Çağlayan ve Okat gibi yayınevleri en önemli yazarları dilimize çevirmişti. Sonra 90’lı yıllarda Atılgan ekibinin dergisi, Nostromo, Moda sahili toplantıları derken bilimkurgu yeniden parlamıştı. Türkiye’de kısaca özetlediğimiz bu bilimkurgu damarının dünya bilimkurgu göz önüne alındığında aşağı yukarı ‘sert bilimkurgu’ ve ‘sosyal bilimkurgu’ alt dalları arasında bir yerlerde gidip geldiğini söyleyebiliriz. Seçilen temalar sıklıkla distopik kurgu dünyalarında geçer. Ütopyalar nasıl fantastik edebiyatın önemli kaynaklarından biriyse bilimkurgu için de distopya oldukça önemlidir.
Dost Körpe uzun bir aradan sonra ‘Nötralizör’ isimli kısa bilimkurgu romanı ya da daha doğrusu novella’sıyla geri döndü. Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, ‘Nötralizör’ün karakter derinlikleri ve öykünün anlatış biçimi göz önüne alındığında onu romandan ziyade ‘uzun öykü’ olarak tanımlamak daha doğru olur. 

Madenlerde hapis mahkûmlar
‘Nötralizör’, kendisini Mars’taki bir distopik gelecekte kurguluyor. İnsanlık dünyayı mahvettikten sonra Mars’a kurduğu kolonilerde karanlık, kapalı, yapay ve mekanik bir yaşamda kısılıp kalmıştır. Bir noktadan sonra Mars ve dünya yönetimleri birbirinden ayrılmış hatta her iki gezegen de devasa kent devletleri tarafından yönetilir hale gelmiştir. İnsanlar son derece sıkı bir demir, daha doğrusu elektronik yumrukla yönetilmektedir. ‘Nötralizör’ de kendinden önceki distopik bilim-kurgularda olduğu gibi bireylerin insani yönlerinin baskılanmasını ve insanın bu baskıyla mücadelesini anlatıyor.
Yıllarını madenlerde neredeyse ışık görmeden geçiren mahkûmlar, bir makinenin içinde oturup müşterilere fal bakan kâhinler, şarabı hayatlarında hiç tatmamış insanlarla dolu roman evreni bu yapısıyla güzel bazı ifadelere de imkân vermektedir. Örneğin, hayatlarında çiçeği hiç görmemiş kahramanımız Khan ile çiçek yetiştirmesi ve kişisel olarak çiçek tarhlarına sahip olması aslında büyük bir bencillik olan eski sevgilisinin bir diyalogunda kadın çiçekleri ‘bitkilerin cinsel organları’ olarak tanımlamaktadır. Roman kahramanları bu kızıl distopyada birden fazla kez ‘karanlıkta kalmış bir çocuğun ürkekliğinde’ betimlemesiyle karşımıza çıkarlar. Aslında Mars’ın sert koşullarında sıkışmış ve anneleri olan Dünya’dan uzakta kalmış insanoğlu ve romanın başkişisi Khan’ın kişiliğinde, bir manada asla doğamamış/büyüyememiş çocuklar gibidir bir anlamda Nöralizör denilen alet tarafından erginlenir ya da dünyaya getirilir. Nötralizör bir maden kazısında bulunan dünya teknolojisine ait olmayan ve ne işe yaradığını bulmak için gizli devlet projeleri tasarlanan gizemli bir aygıttır ve içine konuşan şeyi esrarengiz biçimde yok ettiği için bu ismi almıştır. Ancak bu biçimde yok olanlar arasında bulunan Vladimir, bu projenin çevresindeki insanların rüyalarında arzı endam etmeye başlar. Bu noktada, romanın derinlemesine kullandığı rüya metaforundan söz etmemiz gerek. Rüya dünyalarında gezen, rüyaları kontrol edebilen karakterler, gerçeğe dönüşen ya da kendisi zaten apayrı bir gerçeklik evreni olan rüyaların kullanıldığı kurgular fantastik ve bilimkurgu başta olmak üzere her türden edebiyata sık sık konu olmuştur. ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’, ‘Alice Harikalar Diyarında’ gibi klasiklerin dışında Neil Gaiman’ın Sandman’i Roger Zelazny’nin bilimkurgu başyapıtı ‘Dream Master’ı, bir anlamda Matrix ve Nolan’ın Inception filmi örnek olarak gösterilebilir. 

Gizemli bir aygıt
‘Nötralizör’de de bu gizemli aygıtın çevresindeki kimselerin rüyalarıyla oynanmaktadır. Örneğin, Dünya’yı hiç bilmeyen Khan rüyasında gördüğü doğal manzaralar karşısında büyülenmiş, Mars’ın yapaylığında daha fazla yaşamak istemediğini anlayarak romanın ‘rüya efendisi’ tiplemesi olan Vladimir’in rehberliğinde oradan kurtulmak için ölümü bile göze almaktadır. Khan’la çıktığımız Nötralizör’ün gizeminin çözülmesi yolculuğunda aynı zamanda Dost Körpe felsefi bir yapı da ortaya koyar. Sadece maddesel bir gerçeklik öngörülerek tasarlanmış dünyanın bir distopyaya dönüşmesi bir alt tema olarak romanda mevcuttur. Ama Dost Körpe’nin pürüzsüz dili felsefi bir temel üzerinde yükselirken elektrikli ve güçlü cümleler de üretmiş. Dil olanaklarını zorlaması bakımından bilim-kurgusal yaklaşımların bu etkisi İngilizce’de öteden beri gözlemlense de Türkçe edebiyatımızda bu özelliğe sahip çok az romandan biri olarak karşımıza çıkıyor ‘Nötralizör’. Roman tüm bunların yanı sıra, tasarlanmış bir bilimkurgu distopyası olmasına rağmen günümüz dünyasının Türkçesinde yaşanan ufak tefek öykü anlarıyla da zengin. Dili hem imgeleriyle hem de biçemiyle çok parlak. Aynı zamanda edebiyatımızda sık rastlamadığımız güçlü bir bilimkurgu yapısına da sahip. Evrensel anlamda bilimkurguya baktığımızda çok yaratıcı ve eşsiz bir metin olduğunu söylemek zor olsa da yabancı türdeşlerinin yanında dahi vasat durmadığı ve yeni anlatımlar keşfedebildiği söylenebilir.

‘Carlos Castaneda çevirmek isterim’
Birçok kitabı Türkçeye kazandırmış olmanıza rağmen yeni nesil çevirmenlerden olduğunuzu söyleyebiliriz. Daha uzun yıllardır bu işi yapan çevirmenlerden kimlere hayransınız?
Aklıma hayranlık duyduğum çevirmen gelmiyor, ama Kamuran Şipal’ı beğenirim. Kafka çevirilerini orijinal metinlerle karşılaştırmasam da okuduğum Türkçe metinler hoşuma gitmişti. Bunun dışında Mehmet Harmancı, 80’lerde okuduğum Stephen King’lerin çevirmeni olarak aklımda kalmış. Aslında tam gün çevirmenliğe başladığımdan beri, özellikle son yıllarda Türkçe çeviri kitap neredeyse hiç okumuyorum, dolayısıyla yeni çevirmenler kimlerdir, eski çevirmenlerin çevirileri nasıldır, pek fikrim yok. Bir çevirmenin ürünü hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olabilmem için o çevirinin tamamını orijinaliyle karşılaştırmam gerek ve henüz sadece keyif için okuduğum hiçbir kitapta bunu yapmadım.
Hangi yazarın bütün kitaplarını çevirmek isterdiniz?
Carlos Castaneda’nın.

(TimOut’tan alınmıştır.)

NÖTRALİZOR
Dost Körpe
İş Bankası Kültür Yayınları
2010, 128 sayfa
9 TL.