Masallar masalı, 'İncir Tarihi'

Masallar masalı, 'İncir Tarihi'
Masallar masalı, 'İncir Tarihi'
Yazınsal özellikleri sindirilmeyi gerektiren, diline bakılarak okunan, bu arada kahramanlarının serüvenlerinin nereye varacağını merak ettiren bir roman 'İncir Tarihi'
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Edebiyatımızın kendini genç kuşakların yaratıcı yazarlarının arayışıyla yenileyeceği konusundaki iyimserliğimden kuşku duymuyorum. Öte yandan, verili anlayışların çevresinde kurdukları dünyayı bugün de korumayı öne çıkaran, bu arada yazarlık tutumlarını güncel ve popüler olana yaklaştıran eski kuşakların bu yenilenme sürecine katkı yapmasını beklemenin de karşılıksız olduğunu düşünüyorum. Nedense çoğu olumsuz karşılanan yeni yazarlar, oysa bütün bütüne bağımsız kalabilme fırsatını, yeni sorunları yeni biçimlerde dile getirme çabası içinde değerlendiriyor ki, edebiyatımızın şimdi içinde bulunduğumuz döneminde aradığımız budur. Faruk Duman’ın yeni romanı İncir Tarihi ise, son zamanlarda yayımlanan ve aslında birbirine yakınlıklarıyla sıralanabilecek romanların da dışında görünüyor.
Yenilenme kavramı yazınsal yapıtın bütün öğeleriyle var olanın dışında oluşmasını ya da bazen ayrılmayı, kopmayı anlatır. Yalnızca toplumsal sorunları, geleneksel edebiyat anlayışımıza bağlanarak anlatmak ya da öbür yanda bireyin kendini var etme biçimlerini yeni buluşlar içinde yansıtmak yeni olmak için yeterli olmayabilir. Bu arada önemli ya da önemsiz, ne olurlarsa olsunlar, o sorunları içeriğin tamamıyla dışındaki öğeleri değişik biçimlerde kullanarak anlatmaya da çalışmak gerekir ki, özgünlük orada gerçek anlamını ve akacağı yolu bulabilsin. Okurun ilgisi o noktaya er geç yönelir.

‘İncir tarihi’nde yeni olan
İncir Tarihi, örnekleri edebiyatımızda az olan, bildiğimiz ve sanki hep içinde yaşamak istediğimiz hayatların dışında, gerçekliğini eski metinlerin dünyasında ve yazınsal dil içinde bulan, anlatılan hikâyeleri okurların çoğunluğu için çekici değilse, onları özel bir dil içinde merakla okunur kılabilen romanlardan. Faruk Duman’ın önceki iki romanı Pîrîya da Kırk, birbirine her bakımdan yakın, öte yandan, roman ya da öykü olarak nitelemenin onlara ayırt edici bir özellik katmadığı, öykülerle aralarına sınır koymayan anlatılardı. Sanırım her okur, baştaki niyeti ne olursa olsun, önce dillerine bakarak okumuştur bu iki romanı, sonra ne anlattıklarına gelmiştir sıra.
İncir Tarihi de aynı geçirgenliğe sahip. Okumanın farklı türler arasında alması gereken biçimleri geçersizleştiren bir roman bu. Bunun belki önemsiz nedeni, anlattığı hikâyenin, okuru canevinden yakalayacak sorunlarla ilgili olmayıp tam tersine, hemen önümüze gelen romanların konu etmediği, masallarda anlatılan küçük serüvenlere dayalı olması. Belki bunun üstünde daha çok durmalıyız. Çünkü masalların içinden çıkmış bir modern masal İncir Tarihi. Modernliği hikâyesinde değil: Genç Zeyrek’in başından geçenler hayallere bile sığmaz, hayallerin sınırları zorladığı yerde kurmaca hemen masalın dünyasına geçer. Faruk Duman uzun zamandır masallarla geleneksel anlatıların dünyasında dolaşıyor, onlardan aldığı serüven anlatma özelliğini en son Sencer ile Yusufçuk’ta sınamışken İncir Tarihi’nde bu kez kusursuz bir masal anlatıcısı olarak kendini gösteriyor. Önceleri yalnızca son kertede yalınlık arayışında görünen dili, aynı yalınlığın niteliğini yukarı çıkarırken birbirine eklenen bir dizi serüveni anlatma yetisine sahip çıkacak zenginlikte bir dile de dönüşüyor. Elbette masallar ya da ilkin Tûtînâme ve Binbir Gece Masalları da var İncir Tarihi’nin mayasında, giderek her bölümde ayrı bir olayın anlatıldığı Don Quijote de.
Zeyrek, hemen anlatıcının yerine kurulup, “Görüp geçirdiğim olayları anlatmaya başlamamın tek nedeni, bir kere, kaza eseri de olsa kalemi elime almış olmamdır,” diye başlıyor romanın 1., “Bahaneler” bölümüne ve kendisini, başından geçenleri, tanıdığı kişileri, bu arada hayvanları, bitkileri, gezip gördüğü yerleri, güzel kadınları sözün balını damlatarak anlatıyor, anlatıyor. Romanda her bölümün sonu, sonra gelen bölümün başına gönderiyor ve böylece, masalı masal içinden çıkaran bir roman yapısı, yeter ki anlatsın romancı, kendiliğinden oluşuyor.

Bir doğa ve gençlik kitabı
Bu masalsı dünya hayvanların ve bitkilerin dünyasına kendiliğinden ekleniyor, daha doğrusu, aynı zamanda doğanın içinden çıkan bir roman İncir Tarihi. Edebiyatımızın köy, kasaba ve şehir edebiyatı olduğunu, ama oralarda hep toplumsal hayatın içinden çıktığını biliyoruz da, doğaya ve hayvanlara nedense hep uzak durduğunu pek düşünmüyoruz. Yaşar Kemal adı, edebiyatın neresinden bakılırsa bakılsın bir mucize gibi görünmekle kalmaz, mucizesi içine doğayı da benzersiz biçimde almış, atları ya da cerenleri ya da yılanları ve böcekleri dünya edebiyatında benzeri az görülecek zenginik ve çeşitlilikte anlatmıştır.
Faruk Duman da yazdıklarında duyarlığını ve duyargalarını doğaya hep açık tuttu, ama İncir Tarihi  bana kalırsa onun için de apayrı bir doğa kitabıdır ki, benim için nicedir doğanın içinden çıkan roman özlemime tam bir karşılık verdiğini de belirtmek isterim.
Öte yandan, hayvanları ve bitkileri anlatmamıştır edebiyatımız, ama çocukları, giderek gençleri anlatmış mıdır? İncir Tarihi edebiyatımızda pek az konu edilmiş bir gençlik dünyasına, Zeyrek çocuğun ergenlikten ilkgençlik zamanlarına, birbirinden zor serüvenleri alt eden becerilerine, ete kemiğe bürünmüş cinsellik deneyimlerine uzanan hikâyesini anlatıyor ki, oralarda aynısını modern bir hikâye içinde canlandırmaktan farkı yoktur.
Öte yandan, edebiyatımızda cinsellikten geri durulduğundan yakınıp Anadolu kültürünün ve dilinin bu konuda çok zengin oluşundan söz ederken, “Bence çığrından çıkmış bir cinselliğin yazılabilmesi gerekiyor artık,” diyor Faruk Duman ve sonunda Zeyrek’in cinsellik serüvenlerini genç bir insanın şehvetinin dikleştiği noktaya getiriyor ki, salt cinsellik ve erotizm sınırlarında yazılmış güzel bölümlerdendir ‘Pesüs Yıkılıyor’. Romanın sonundaki ‘Kelimeye Kavuşuyorum...’ bölümünün de Zeyrek’in hikâyeyi bitirdiği doyum noktası olarak cinselliğin hem masalı, hem genç Zeyrek’i tamamlayan bir son olarak tasarlandığı belirtilebilir.
Faruk Duman’ın dilinden söz etmeden anlatılmaz yazdıkları. Onu ilk okuyan da ilkin dilindeki başkalığı fark eder. Geleneksel kaynaklardan çıkan bir dilin nasıl yazınsal dile dönüşebileceğini örnekler bu dil. İlk kitabından bu yana Faruk Duman’ın bir dil denediğini yazmıştım daha önce. Denemek hem bilinçli bir edimdir, hem de arayışın sürdüğünü belirtir. Süregelen arayışı, İncir Tarihi’nde bana kalırsa ustalıklı ve romanın başından sonuna kararlılıkla süren bir dile dönüşmüş durumda. Aynı dilin rastlantısal olmadığı gibi, romanın başından sonuna korunduğu da söylenebilir elbette ve bir romanda tersini, kendi içinde değişerek ilerleyen bir dili niçin arayalım.
Öte yandan, Faruk Duman’ın öykülerinden iki kısa romanına gelen dilinden de farklı bir dil var İncir Tarihi’nde. Gene alabildiğine arı duru bir dil bu, ilkanlamlarının ötesini düşündürüyor, anlatılanı kavrayacak olanaklara sahip, ama aynı zamanda kaynaklarının gitgide zenginleşmesinden de olsa, sözcük dağarı daha da yükselmiş durumda. Unutmayalım ki geleneksel kaynaklar, bu arada yazarların nedense atladığı bir sözcük hazineleridir. İncir Tarihi’nin okurun belki yadırgayacağı, anlatıcının kendisiyle söyleşim biçiminde dışavuran dili, masalların diliyle özdeş sayılamaz, ama o eski dilin sesi ve biçemi bir dil özgünlüğü ya da tadı olarak romanın başından sonuna koşturuyor. Üstelik bu kez dile ayrıca katkı yapan örtük ve derin anlam da yok İncir Tarihi’nde; dolayısıyla dilin yalnızca kendi olanakları ve yazınsal dil oluşundan gelen gücüne dayanılmıştır.
Zeyrek ile elbette atlanmamalı Ümmik ve onun sincabı Tas’ın serüvenleri, romanın başında yapılan girişten sonra başlarına ikide bir beklenmedik yeni bir olay gelmeye başladıkça anlatıyı da hızlandırır. Demek hem yazınsal özellikleri sindirilmeyi gerektiren, diline bakılarak okunan, bu arada kahramanlarının serüvenlerinin nereye varacağını merak ettiren bir roman İncir Tarihi.

notoskitap.blogspot.com