Masumiyet çağından izler

'Kaderle Zar Atılmaz', dayanışmayı, dostluğu merkez alan bir samimiyet kitabı
Haber: HİLMİ HACALOĞLU / Arşivi

“Ferman kiminse kimin hayat senindir.” Aklımda yan karakter Sanchez Ramirez’in bu sözü, gözlerimden süzülen birkaç damla eşliğinde kitabı bitirdim. Eminönü Vapuru’ndayım. Pencerenin ardında süzülen martının ardından İstanbul Erkek Lisesi’ne takıldı gözüm. Kolejlere hazırlık kursuna gittiğim yer. Hafta sonları yatakhaneden inen abilerin o başına buyruk ve özgüvenli halleri beni çarpmıştı. Ben de yatılı okumak istiyordum. Ama bütün öğrenimimi İstanbul’da yapınca bu sevda hep yarım kaldı, tıpkı ‘Kaderle Zar Atılmaz’ın kavruk ama bir o kadar yürekli, vicdanlı “fırlama görünümlü çekingen Apo” nun aşkları gibi…
Gazeteci Alpaslan Akkuş’un ilk romanı ‘Kaderle Zar Atılmaz’, Samsun Anadolu Lisesi’ndeki hazırlık ve son sınıf günlerini paralel kurgu anlatan kâh kederli kâh coşkulu ama hep umutlu ve dibine kadar samimi “yatakhane öyküleri”nden oluşuyor.
Elbet konular, kişiler değişse de 11 yaşında geldikleri ‘gurbet’te el kadar çocukların hayatla mücadelesi, var olma savaşını izliyoruz aslında baştan sona. En büyük mesele ana hasreti. Ütü kokulu gömlekler, en fakir zamanları bile Halil İbrahim sofrası olarak hatırlanan mutfak masaları, o eşsiz güven duygusu ve çok daha fazlasından müteşekkil analık kavramı, Samsun Anadolu Lisesi’nin arka planında hep havada asılı duruyor. Öyle ki valizlerini sürüyerek getirdikleri okuldan artık kazık kadar adam olarak çıktıkları mezuniyet gününde “yatılılık” demek ‘ana kokusuna hasretlik’ olarak tanımlanıyor... Evet, bin bir zorlukla gurbete gönderilen çocuklar, babaları hatta dedeleri gibi erken yaşta tanışırlar hayatın zorluğuyla ama umutlarını hiç kaybetmez hep direnirler. 

Ben ailenin umuduydum
Peki nedir bu vakarın sırrı? Abilerden haksız dayak yese de öğretmeni tarafından araba farı kırmakla itham edilse de, en temiz duygularıyla oynansa da, düşmeden hep dik durabilmenin nedeni aslında bir büyük sorumluluktan kaynaklanıyor. “Ben ailenin umuduydum, derslere çok çalışmalı, okumalı, başarmalı, ama hepsinden öce efendi olmalı, yalan söylememeliydim.” Gurbette parasız yatılı işçi, memur, küçük esnaf çocuklarının sarsılmaz iradelerinin ardındaki o büyük misyon işte bu! Ne demişti Kamyoncu Sait, “kışa katlanamazsan yazı göremezsin.” Kitabın öznesi Alper nam-ı diğer SAL Sokağı Çocukları’nın Apo’su ise gizli öznesi ise Kamyoncu Sait.
Kitapta öne çıkan bir başka karakter de Apo’nun idolü konumundaki Bayburtlu dedesi. Kahramanımızın düştüğü her çıkmaz sokakta yaşanmışlıklarıyla, nasihatleriyle ona yol gösteren dedesi… “Bayburt’tan yola çıktığında daha on dördündeymiş, üstelik yaya. Yollar çetin, gecenin karanlığı zifirden öte. Tek bir an olsun kafasını çevirmemiş geriye, ağzından hiç “ama” sözü çıkmamış yol boyu. 14 gün sürmüş Ankara ’ya varması. Taş taşımaya o gün başlamış, kamyonu satana kadar da inmemiş sırtından taşlar.” Omzunda böyle taş gibi bir yük olunca, çocuk ne pahasına olursa olsun okuyacak ve Anadolu Lisesi parasını veren ahlaki borcunu ödeyecekti Apo ve benzer hikâyelere sahip SAL Sokağı Çocukları.
Bazen tek başına uzaktaki mahallelerden sızan turuncu ışıklara bakıp hayal kurmak bazen hep birlikte konuşmak dertleşmek kuvvet verir onlara. Kitapta 80’lerden 90’ların başına kadar geçen sürede Samsun içinde dolanıp duruyorsunuz.
Bazen sıfırcı hoca katılığında, bazen çalıkuşu rolünde ama her ne zaman Mahmut Hoca olmak gerekirse hiç o güveni boşa çıkarmayan eğitim emekçileri. Dali’siyle, Yazgan Hocasıyla müdürüyle kitabın önemli yardımcı karakterleri. Biz SAL Sokağı Çocukları’nın maceraları ile hemhal olurken fonda hep bizim çocukluğumuz “son masumiyet çağı”ndan izler var kitapta. Jeanny, çokomilk, atari, Michael Jackson, Madonna, Rambo, pazar sineması, Alman pastası, MFÖ! Yatakhanenin üç kafadarı Apo, Mustafa ve Ömer’in en sevdiği şarkıyla bitireyim, “Ne geçmiş tükendi ne yarınlar, hayat yeniler bizleri. Geçse de yolumuz bozkırlardan denizlere çıkar sokaklar.”

KADERLE ZAR ATILMAZ
Alpaslan Akkuş
Hayy Kitap
2012, 264 sayfa, 16 TL.