Melankolik dedektifler

Melankolik dedektifler
Melankolik dedektifler
'Buz Ay', bir suç etrafında insan davranışlarını anlamaya çalışan bir kara roman... 'Kızıl Gerdan' bir seri katil hikâyesi; olayın çözümleyici karakteri ise Nesbo'nun ünlü dedektifi Hary Hole... '21:37' müzik eşliğinde akan bir hikâye tarzında kurgulanmış. Ne var ki pastoral bir senfoni değil kulağa çalınan, Polonya'daki hayatın kaotikliğini yansıtan sert ve ürkütücü bir rock parçası
Haber: A. ÖMER TÜRKEŞ / Arşivi

Yaz mevsiminde ‘hafif’ kitaplar okunması, çocuklara çizgi roman okuma izni çıktığı, büyüklerin polisiye-maceralarla vakit geçirdiği yıllardan kalma eski bir klişedir. Aslında yazlık okuma alışkanlığı diğer mevsimlerden hiç de farklı değil; hoşça vakit geçirten ‘hafif’ kitaplar ‘ağır’ okuma mevsiminin de en çok satarları arasında yer alıyorlar ve suç kurgusu edebiyatta giderek daha geniş bir yer kaplıyor. Ancak suç üzerine kurgulanmış her romanı aynı kefeye koymayalım. Dünyanın pek çok ülkesinde yazarlar insanı ve toplumsal hayatı anlatmak için mevcut düzenin karakteristiği haline gelen suç olgusundan yararlanıyorlar. Bu yaz mevsiminde yayımlanan polisiyeler arasında da söz konusu eğilimi yansıtan, gerek edebiyat gerek içerik anlamında doyurucu olan romanlara rastlayabilirsiniz. Bu yazıda ele alacağım romanlar tam da bu tarzda yazılmışlar.

Yaz soğuğunda!
1972 Frankfurt doğumlu Jan Constantin Wagner, 2002 yılında yayımlanan Gece Yolculuğu ile eleştirmenlerin beğenisini kazanmış ve Alman dilinde yazılmış en iyi polisiyeye verilen Marlowe Ödülü’ne değer görülmüştü... 2003’te yayımlanan ikinci romanı Buz Ay’da mekân olarak Finlandiya’nın Turku kentini seçmiş. Soğuk havanın etkisini sürdürdüğü bir yaz mevsiminde kasvetli bir atmosferde gelişen hikâyede, polis müfettiği Kimmo Joentaa’nın soruşturmasına tanıklık ediyoruz. İkili bir soruşturma bu. Joentaa, bir yandan genç yaşta beklenmedik bir hastalık sonucu kaybettiği karısının yasını tutarken hayatla, ölümle, aşkla, kendisiyle ilgili bir sorgulamanın girdabına yakalanmış. Öte yanda art arda işlenen cinayetlerin arasındaki bağlantıyı ve katili bulmak için resmi bir soruşturma yürütüyor. Kısa bir zaman sonra her iki soruşturmanın kesiştiğini düşünecek, katilin sessiz ve görünmez kişiliğiyle kendi iç dünyası arasında benzerlikler bulmaya başlayacaktır. Olayın çözümüne iyice yaklaşmıştır...
Cinayetler çözüme bağlanacaktır belki, ancak Joentaa’nın karanlık iç dünyasının yeniden aydınlığa kavuşup kavuşmayacağı belirsizdir. Söz konusu belirsizlik sadece dedektifin melankolik ruh halinden kaynaklanmıyor. Wagner, melonkonin toplumsal kökenlerini de gösteriyor. En başta yalnızlık var; hemen herkesi saran yalnızlık duygusu... Aslında katili suça sevk eden temel itki de bu. Kalabalıklar içinde görünmez hale gelme, iletişimsizlik, sevgi açlığı. Nitekim hikâye boyunca hem polis hem katil birileriyle umutsuzca iletişim kurmaya, birilerinin dostluğuna, sevgisine sığınmaya çalışacak ve iç dünyalarında sürekli bir çatışma yaşayacaklardır.
Wagner, hikâyesini her ikisinin bakış açısından anlatıyor. Kasvetli atmosferin karakterlerin karanlık iç dünyalarına eşlik ettiği psikolojik ve duygusal hikâyesiyle Buz Ay, ilk romanı Gece Yolculuğu gibi, bir suç etrafında insan davranışlarını anlamaya çalışan güzel bir kara roman...

Geçmişten gelen
Kuzey’den başladık Kuzey’den sürdürelim. Norveçin bol ödül sahibi, çok satar yazarı, şarkıcı ve besteci Jo Nesbo’nun Kızıl Gerdan’ı da bir seri katil hikâyesi. Olayın çözümleyici karakteri ise Nesbo’nun ünlü dedektifi Hary Hole. 1960 doğumlu Nesbo, 1997 yılında başladığı Hary Hole serisini 2009 yılına kadar sürdürmüş. 2000 yılında yayımlanan Kızıl Gerdan, sayısı sekize ulaşan serinin üçüncü kitabı. Meraklıları için bir not düşelim: Joe Nesbo’nun bu seriden bir kitabı (Şeytan Yıldızı) daha önce Türkçeleştirilmişti. Ancak İngiltere’de yapılan hata Türkiye’de de tekrarlanmış ve Kızıl Gerdan’ın devamı sayılabilecek serinin beşinci kitabı öne alınmıştı.
1999 yılında, ABD başkanının Norveç ziyareti arifesinde, bütün polisi teşkilatı alarm halindeyken başlıyor hikâye. Bu giriş Harry Hole’ü yakından tanımak için. Gelişen bir dizi olay, Hole’ün yeni bir göreve terfi etmesiyle son bulur, aslında kızağa çekilmiştir. Ne var ki ülkeye sokulan suikast tipi bir silah ve eski bir Nazi sempatizanın öldürülmesi dedektifi yeniden aktif hale getirecektir. Katil, ölmeden önce geçmişin hesaplarını kapatmayı düşünen intikam peşindeki yaşlı bir adamdır. Down sendromlu kız kardeşi, köşesine çekilip dünyayla ilişkisini kesmiş babası, alkol sorunları, yeni bir aşk arayışı, polis teşkilatındaki saçmalıklar arasında bunalan Hary Hole, cinayetlerin nedenini çözse de katilin kimliğine ulaşmakta zorlanacaktır...
Kızıl Gerdan çift zamanlı kurgulanmış. Şimdiki zaman 1999-2000. Ancak olayların kökeni İkinci Dünya Savaşı’nda, Rus cephesinde Nazilerle birlikte savaşan Norveç askerlerine uzanıyor. Hem savaş atmosferi hem katilin kimliği hem de Harry Hole’un soruşturmasıyla yükselen gerilimin ardında Nesbo’nun yalanlar üzerine kurulu Norveç tarihiyle hesaplaştğı söylenebilir. Bir zamanlar Nazileri desteklemiş, günümüzde ise Neo Nazileri barındıran bir zihniyeti, bu zihniyeti besleyen toplumu ve kültürünü deşifre ediyor Nesbo. Üstelik polisiyelere özgü gerilimi her sayfasında biraz daha tırmandırararak. Dedektif tiplemesinin Hary Hole gibi bir ‘looser’ olması, kazananlarla kaybedenler, kötülerle iyiler arasındaki çatışmanın simgesine dönüşmüş. Kızıl Gerdan gerçekten iyi bir polisiye...

Entelektüel dedektif
Dedektifin gözünden suçluyu ararken toplumun röntgenini çeken, sistemin ve kurumların kirli yanlarını teşhis ve teşhir eden yazarlar arasına katılan yeni bir isim var; Mariusz Czubaj... 21:37, Czubaj’ın kendi imzasıyla yayımlanan ilk polisiyesi. Czubaj da Nesbo gibi müzik tutkunu ve 21:37’ü müzik eşliğinde akan bir hikâye tarzında kurgulamış. Ne var ki pastoral bir senfoni değil kulağa çalınan; Polonya’daki hayatın kaotikliğini yansıtan sert ve ürkütücü bir rock parçası diyelim... İki ruhban okulu öğrencisinin öldürülmesi üzerine, Katowiçe teşkilatından seri cinayetler uzmanı Rudolf Heinz, Varşova’ya çağrılır. Başlarına naylon torba geçirilip dudak yerlerine pempe rujla üçgenler çizilmiş ve arkalarına 21:37 yazılmış cesetler iç işlerinde paniğe neden olmuştur. Katowiçe’de bir cinayeti takip eden ve seri cinayete dönüşebileceğinden endişelen Heinz, gönülsüzce gelir Varşova’ya. İpuçları onu fuhuş sektörüne, ruhban okulundaki rahip ve öğrencilere, iş adamlarına, uyuşturucu satışına kadar pek çok yöne sürüklerken, bir yandan da Kaytowiçe’deki katilin izini sürecektir...
İki kentte iki ayrı cinayet serisi işin kriminal yanı. Öte tarafta Heinz’ın hayat hikâyesi var. Kırklı yaşlardaki dedektif, belleğinde canlanan çocukluk, gençlik anılarıyla Polonya’nın 1970’lerden sonraki siyasi ve toplumsal tarihinde dolaşıyor, yozlaşma olarak özetlenebilecek değişimi karakteristik ayrıntılarla yakalıyor. Polis örgütünden kiliseye, siyasetçilerden iş adamlarına, gözünü diktiği her yere bulaşmış yozlaşmanın Heinz’deki yansıması ise yenilmişlik duygusu.
Dedektif karakteri üzerine yoğunlaşan polisiyelerin değişmez ‘yalnız avcı’sının bu Polonya versiyonunda, diğerleri gibi melankolik kişiliği ile öne çıkıyor Heinz. Kaybedenlerden olması bir yana, sanki kaybetmeyi seçmiş biri. Yine de, bir şeyleri tek başına düzeltemeyeceğini bilse bile, işaretleri bir araya getirmek için büyük bir çaba harcayacaktır. Yeni nesil polisiyelerdeki bu yalnız, kaybetmiş, melankolik detektif tiplemeleri polisten çok toplumun entelektüellerini, varoluşçu bir zihniyeti simgeliyor.
Romanlara, filmlere, albümlere yapılan göndermelerle bir entelektüelin elinden çıktığını belli eden 21:37, polisiye geleneği hakkında bilgi sahibi olmadığımız bir ülkeden gelen sevindirici bir sürpriz.
İyi polisiyeler kategorisinden bazı kitaplarının tanıtımını gelecek haftaya bıraktım. Şimdilik isimlerini zikretmekle yetiniyorum; Zoran Drvenkar’dan Sorry, Andrea Maria Schenkel’den Cinayet Çiftliği, Gilbert Adair’den Şenlikli Bir Cinayet ve Alan Bradley’den Şenlikli Bir Turta Davası...

BUZ AY
Jan Constantin Wagner
Çeviren: Neylan Eryar
Turkuvaz Kitap
2010, 336 sayfa, 24 TL.

KIZIL GERDAN
Jo Nesbo
Çeviren: Rabia Taş
Koridor Yayınevi
2010, 530 sayfa, 19 TL.

21:37
Mariusz Czubaj
Çeviren: Neşe Taluy Yüce
Apollon Yayınevi
2010, 235 sayfa, 12 TL.


    ETİKETLER:

    Norveç