Modernliğin semptomları

Modernliğin semptomları
Modernliğin semptomları
'Sanat Manifestoları', sanat ile hayat arasındaki ilişkinin baş aşağı duran soyut ve amaçsız imgelerden oluşmadığını gösteren bir eser
Haber: MURAT ARPACI - muratarpaci06@gmail.com / Arşivi

Anlam olarak kökeni Antik Yunan filozoflarının kullandığı ‘tekhne’ye dek uzanan ve bu anlamda bir ‘yaratma eylemi’ne gönderme yapan; genel olarak güzellik, tasarım ve estetik kavramlarıyla birlikte düşünülen sanat kavramı ile bir toplumsal-siyasal hareketin kendini ifade etmesinin en açık ve anlaşılır biçimi olan manifesto kavramını yan yana kullanmak ilk bakışta çelişkili gibi görünebilir. Zira sanatın siyasal ve toplumsal olandan en uzak alanda yer aldığını savunan güçlü bir eğilim vardır.
Ancak geçen günlerde sanat tarihçisi ve küratör Ali Artun tarafından derlenerek yayımlanan ‘Sanat Manifestoları: Avangard Sanat ve Direniş’ başlıklı çalışma bu alandaki algıları tersyüz eden bir nitelik taşıyor. ‘Sanat Manifestoları’, Ludwig Tieck’in 1801 tarihli Kaiser Oktavianus’undan başlayarak Alain Badiou’nun 2004’te yayımladığı Çağdaş Sanat Üzerine On Beş Tez’ine dek uzanan sürecin alternatif bir sanat tarihini okumamızı sağlıyor. 

Kırk bir manifesto bir arada
Manifesto gibi kaleme alınmış ve manifesto etkileri yaratmış edebi metinlerle birlikte kırk bir sanat manifestosunu bir araya getiren kitap , tam anlamıyla arşivlik bir çalışma ortaya koyuyor. Fütürizm Manifestosu, Mutlak Ekspresyonizm Manifestosu, Dada Manifestosu, Sürrealizm Manifestosu ve Sitüasyonist Manifestolar gibi sadece sanat tarihine değil toplumsal-siyasal tarihe damgasını vurmuş önemli metinlerin ve isimlerin (Paul Verlaine, Oscar Wilde, Filippo Marinetti, Tristan Tzara, Francis Picabia, Andre Breton, Guy Debord, John Cage, Jenny Holzer, Alain Baiou gibi) yer aldığı eser, modernliğin semptomlarını sanatçıların gözüyle görmemize ve anlamamıza olanak tanıyor. Ali Artun’un tek başına bir kitap olabilecek değerdeki sunuş yazısı ise bu manifestoların amaçlarını, ortaya çıkış koşullarını, birbirleriyle ilişkilerini, yarattığı etkilerini ve sanat tarihindeki yerleri anlamak açısından okuru adeta bu manifestoları okuma girişimine hazırlıklı hale getiriyor. 

Sanatın yıkıcı gücü
Ali Artun, avangard manifestoların başlıca ortak temalarının ütopya, devrim, şiddet, intihar, nihilizm, arzu, erotizm ve kamu karşıtlığı olduğunu ifade eder. Şüphesiz bu terimler geçen yüzyılı anlamak açısından da önemli bir kavramsal harita sunarlar. Dünya savaşları, faşizm, kapitalist sömürü mekanizmalarının gelişmesi, silah sanayinin çığırından çıkması, toplama kampları, toplu katliamlar vs. 20. yüzyıl insanlarının ve sanatçılarının direnme odaklarını toptan yok edecek denli şiddetli sonuçları olan durumlar olarak çıplak hayatı kuşatmışlardır.
‘Sanat Manifestoları’nın bu süreçlere karşı direnişinin altında, ütopyayı, devrimi ve şiddeti yeniden tanımlayarak yaratma çabası yatar çünkü bu devrin sanatçıları Constant Nieuwenhuys’un Manifesto’sunda yazdığı gibi “hem batmakta olan bir dünyanın hem de yeni bir çağın müjdecisi” (s. 266) olma sorumluluğunu üstlenmişlerdir. Diğer yandan bedeni, arzuyu ve hayal gücünü bilimin nesnesi haline getirerek hapseden modernliğin sonuçlarına karşı bu manifestolar, bedeni ve arzuyu bir direniş alanı olarak yeniden harekete geçirirler.
Bu anlamda Sanat Manifestoları’nı okumak aynı zamanda egemen olanın yıkıcı, dışlayıcı ve hapsedici pratiklerine karşı yeni direnme biçimlerini ve yeni varoluş tarzlarını yaratan sanatın yıkıcı gücünün tarihini okumaktır.
‘Sanat Manifestoları’, bir yandan sanat ile hayat arasındaki ilişkinin baş aşağı duran soyut ve amaçsız imgelerden oluşmadığını gösteren bir eser, diğer yandan kültür endüstrisi çağının homojenleştirici bombardımanları karşısında sanatçının pozisyonun ne olduğu sorusunu tekrar tartışmaya davet eden çarpıcı metinlere ulaşmamızı sağlayan tam bir şok etkisi.

SANAT MANİFESTOLARI
Avangard Sanat ve Direniş
Ali Artun
İletişim Yayınları
2010