@bahadir_ozgr

Muhalif seslerin 'sessiz' tarihi

Muhalif seslerin 'sessiz' tarihi
Muhalif seslerin 'sessiz' tarihi
Cemil Koçak, örgütlü olmayan sıradan insanların tek parti iktidarına karşı eleştirilerini anlattığı kitabında Mihri Belli ve Kemal Tahir gibi isimlere dair bilinmeyen belgeleri de yayımlıyor
Haber: BAHADIR ÖZGÜR - bahadir.ozgur@radikal.com.tr / Arşivi

Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler öğretim üyesi Cemil Koçak, tek parti dönemi araştırmalarıyla tartışma yaratan, gündeme gelen bir isim. Cemil Koçak’ın yeni kitabı ‘Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler’ ise erken cumhuriyet dönemine dair pek fazla ilgilenilmeyen bir alana kapı açıyor. Özellikle kitabın sonuna eklenen ve tamamı ilk kez yayımlanan belgeler, cumhuriyet rejiminin iktidarını tesis ederken gösterdiği ince refleksleri anlamak bakımından son derece önemli... Cemil Koçak’la kitabını konuştuk... 

Tek parti dönemine dair kapsamlı çalışmalara imza attınız. Bu kitabınızın öncekilerden farkı nedir?
Tek parti döneminde muhalefet dediğiniz zaman genel olarak üzerinde çok çalışılmış ve hakkında epey bilgimiz olan iki tane siyasi parti var. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve Serbest Cumhuriyet Fırkası ki, ben bu parti üzerine hayli kapsamlı bir kitap yayımlamıştım. Benim kitabım bunların tamamen dışında kalan muhalefeti anlatıyor. Dolayısıyla orjinalliği, eğer varsa bir katkısı, bu alanda. Ben örgütlü olmayan daha çok günlük hayat içinde sıradan insanların iktidar ve rejim karşısındaki duygu ve düşüncelerini ortaya koyan tavırları, eylemleri anlatmaya çalıştım. 

Peki bunların dönemin örgütlü muhalefetinden farkı var mı?
Kitabı yazarken Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi ama özellikle İçişleri Bakanlığı ve polis raporlarından yararlandım. Bu raporların özelliği çok bireysel tepkileri kaydetmesi. Yani bizim genellikle ‘halk’ diye tabir ettiğimiz kesim. Bunların tek parti döneminde iktidara nasıl tepki verdiğini tam bilemiyoruz. Ancak onlara dair fikri iktidarın onlara bakışından çıkarabiliyoruz. Bu bakımdan tek kaynağımız rejimin kendisini nasıl konumlandırdığını ve neleri muhalefet olarak gördüğünü araştırmak. Burada ayrım önemli, muhalif sesler diyorum, muhalefet demiyorum. Çünkü bunlar kolay duyulmaz. O kadar zayıf, o kadar kişisel, o kadar çabuk kaybolabilir, unutulan ve bir daha da hatırlanması imkanı olmayan sesler bunlar. Bunların birbirleriyle hiç ilişkisi yok, hatta birbirleriyle taban tabana zıtlar. Onları tek ortak noktaya getiren şey iktidara ve rejime muhalif olmaları. 

Din eksenli tepkiler geniş yer tutuyor. Dönemin muhalif karakterini bu eğilim mi belirliyor?
Hayır, kitapta ayrılan bölüme bakıp bu kanıya varmamak gerekir. Yanlış izlenim edinilmesin, kitapta yer alan konuların kapsadığı alana bakıp bazı muhalefetin daha yoğun bazılarının daha az olduğu sonucunu çıkaramayız. Bu sadece ulaşılabilen bilgilerle ilgili bir hacim farkı. Ama şu var, din eksenli muhalif seslerin genişliği, yaygınlığı dikkat çekici. Mesela, rejim yurtdışında bir hilafet meselesi olduğunu, hilafetin yeniden tesis etmesi için bir takım girişimler olup olmadığını, varsa sonuca ulaşıp ulaşmayacağını çok dikkatli izliyor. İkinci mesele cumhuriyet rejiminin devrimlerine, laikliğe ve bizzat Atatürk ’e karşı muhalefet. Bunlar da benim görebildiğim kadarıyla örgütlü değil. Diyelim ki birisi, yeni harflere kızmış kendisi el yazısıyla birşeyler yazıp, biryere yapıştırmış. Hemen farketmişler zaten. El yazısından da kimin yazdığını anlamışlar. Bu kadar naif, amatör ve zayıf bir muhalefet yani. Halk arasında yaygın söylentiler de mevcut. Örneğin; camilere çan takılacakmış vb. Kahvehanelerde kağıt oynarken, çay içerken insanların birbirleriyle yüksek sesle yaptığı tartışmalar muhalefet sayılarak ihbar edilmiş. 

Diyanet İşleri’ne ilişkin belgeler dikkat çekici. Genelkurmay ile birlikte laik rejimin temeli olarak görülen bu kurum sanki o dönem rejimle tam bütünleşememiş gibi duruyor.
O dönemde Diyanet İşleri’nin denetiminin bir sorun olduğu anlaşılıyor. Diyanet İşleri laik uygulamanın önemli bir aktörü. Zaten Diyanet İşleri de dinsel muhalif çıkışları dikkatle izliyor. Ama öbür yandan Diyanet de şiddetli bir gözetim altında. Onun da kendine göre problemleri var. Mesele kadro talep ediyor. Vaizlerin maaşları düşük, mekanları yetersiz. Daha çok örgütlenmek istiyorlar. Tüm bunlara karşı merkezi iktidarın Diyanet’i nasıl denetlemeye çalıştığı ve onun genişleme ihtiyaçlarına karşı nasıl set vurduğunu görüyoruz. Kuran kurslarının denetimi her zaman olduğu gibi o dönemde de söz konusu. Din adamlarını rejimin önemli kurumları tarafından veya tiyatro vb. gibi faaliyetlerde aşağılanmasından Diyanet çok rahatsız. Diğer yandan aynı kurum uygun olmayan dini yayınların toplatılması işlevini de üstleniyor. Dini yayınların hangisinin uygun hangisinin uygun olmadığına karar veren yetkili organ Diyanet. Yani Diyanet’in bu konumu ilginç bir durum. 

Mihri Belli, Nazım Hikmet, Hikmet Kıvılcımlı ve Kemal Tahir’le ilgili ilk kez gün ışığına çıkan belgelere yer veriyorsunuz...
Kesinlikle ilk el olduğu için bu belgeler önemli. Komünist muhalefetten hapse düşmüş olanların hapisten çıkmak için yapmış oldukları başvurular var. Hikmet Kıvılcımlı’nın ve Kemal Tahir af dilekçeleri yazdı. Bizim literatürden bildiğimiz meşhur Mihri Belli’nin Süleymaniye’ye afiş asma hikayesinin polis tutanağını ilk defa yayımladım. Bir de o dönem legal olarak yayımlanmaya çalışılan solcu ve sosyalist yayınlara karşı CHP ’nin nasıl mücadele ettiğini anlatan raporlar var. 

Bu belgeleri, Kemalizm ile sol arasında aslında hiçbir bağın olmadığı şeklinde mi yorumlamak gerekir?
Sol bir geçmişim olduğu için anlatmak istediğim şey CHP ve Kemalizm’in solla bir ilgisi olmadığı, solculuğun bambaşka bir mesele Kemalizm’in başka bir mesele olduğudur. Arasında bir geçişkenlik olmadığını ve olamayacağını, olduğunu düşünenlerin iddia edenlerin ise sol adına vahim bir hata yaptıklarını ve solun bu nedenden dolayı içinde bulunduğumuz şartlara mahkûm olduğunu düşünüyorum. İkisi doğarken birlikte değillerdi. Bunların arasında çok büyük uzlaşmaz dağlar vardır. Uzlaştırmaya kalkanlar hayal kırıklığına uğrar. Türkiye’de gerçekte sosyalist hareketin ve ideolojinin tarihini de tam olarak yazmadan, Türkiye’de sosyalist hareketin neden başarısız olduğunu söylemek de zordur. Mümkün olduğu kadar herkese ipucu niteliğinde metinler sunuyorum. Kendimce yorumluyorum. Herkes böyle yorumlamak zorunda değil elbette. İsteyen istediği gibi yorumlasın ama bence başka şekilde yorumlanması mümkün değildir.

‘O gaz bir yerden patlar’
Bugün de bir tek parti iktidarına doğru ilerlediğimiz söyleniyor. Kitabınızın bugünkü siyasal iklime dair de bir gönderme olarak okunabileceğini söylemek mümkün mü?
Biz zannediyoruz ki, yasal planda bir muhalefet olmadığı zaman toplumdaki muhalefet duygu ve düşüncesi olmuyor. Bu yanıltıcı bir şey. Birazcık derine inmeye başladığınızda toplumda her zaman muhalefet vardır. Bazen daha yumuşak bazen de sert olur. Ama muhakkak vardır. Muhalefet yoktur diye düşünenler varsa bu kitabı okuduktan sonra muhtemelen fikirleri değişecektir. Zaten bugün yaşadığımız sorunları anlamlandırmak ve analiz etmek, benim yaptığım araştırmalarda ortaya çıkan tabloyu görmezden gelerek mümkün değil. Çünkü bu muhalif sesler, siyasi elitler düzeyindeki çatışmaları içermiyor. Toplumda belirli birikimlerin sonuçlarıdır. O gazın biriktiğinin farkında olmazsınız genellikle. Hiçbir şey yokmuş gibi zannedersiniz ama o gaz bir yerden patlar.

TEK PARTİ DÖNEMİNDE MUHALİF SESLER
Cemil Koçak
İletişim Yayınları
2011
304 sayfa
21.5 TL.