Muhteşem mısralar

Kanuni, şiir yazmıştır, çünkü çevresindeki insanların kaç kırat söz söylediklerini anlamak istemiştir. Meclisinde zihinleri mest eden bade şiir olmuştur
Haber: Yusuf Çopur / Arşivi

Kanuni Sultan Süleyman, batı kaynaklarında Magnificent, Magnifique, Grand Turc, Der Prachtige unvanlarıyla geçer. Süleyman, on beş yaşında sancakbeyi olmuş, 1520 yılında babasının ölümü üzerine tahta geçmiştir. Kanuni’nin idareciliği, hükümdarlığı, her biri başlı başına bir büyük olay değerindeki çok sayıda seferleri ve zaferleri hakkında tarih kaynakları yeterli bilgiler vermektedir. Burada kırk altı yıllık saltanatının on yılı aşkın bir zamanının seferde geçtiğini, büyük zaferlere imza attığını, yapılan seferlerin siyasi ve askerî hazırlıkları ile fethedilen yerlerin maddi ve manevi imanının padişahın bütün hayatını kapladığını belirtmemiz yeterlidir. Yaşadığı asrın ve Osmanlı Devleti’nin son büyük padişahı olan Kanuni; ‘Muhibbî’ mahlâsıyla kaleme aldığı şiirleri, bu şiirlerde gösterdiği şairlik kudreti bakımından da ‘muhteşem’ bir şahsiyet olarak karşımıza çıkıyor. İskender Pala bu şiirleri, bu ‘muhteşem’liği bir kitapta topladı: ‘Muhteşem Şair Muhibbi’. 

Sözün üstünlüğü
Kırk altı yıl süren saltanatı döneminde; at sırtından inme fırsatı bulamayan, seferlerle, zaferlerle, bitmez tükenmez devlet işleriyle uğraşıp didinen ‘Muhteşem Süleyman’ın şiire de zaman ayırabilmesi onun gönlünün enginliğini ve hassasiyetini gösteriyor. Sayısız şiirler kaleme alan Kanuni, divanlar düzenleyip, dilden dile asırlarca dolaşacak mısralar yazmış.Tüm bunlar, onun bu alanda da ‘muhteşem’ olduğunu ortaya koyuyor. Onun sözü, şiirdir; yazdığı, şiir. Şiir yazmıştır, çünkü sözü şiir biçiminde söylemeyi üstün tutmuştur. Şiir yazmıştır, çünkü doğu medeniyetinin hükümdarları kılıç kadar sözle de birbirlerine üstün gelmek istemişlerdir. Kanuni, şiir yazmıştır, çünkü çevresindeki insanların kaç kırat söz söylediklerini anlamak istemiştir. Meclisinde zihinleri mest eden bade şiir olmuştur. Şiir yazmıştır, çünkü şairleri himaye etmeyi peygamber sünneti bilmiştir. Ve nihayet şiir yazmıştır, çünkü âşıktır. Üzülürken, severken, ağlarken şiire sığınmak istemiştir. Şiirdeki adı Muhibbî’dir. Ve Muhibbî, yirmi altı şair hükümdarın en ‘Muhteşem’ olanıdır. Devrinde İstanbul’da iki yüz kadar şair ün kazanmış ve bunların bazıları dönemlerini aşarak günümüze kadar ulaşmış. Bu kişiler arasında Ahmet Paşa, Necâti Bey, Zâtî, Bâkî, Hayâlî, ve Fuzûlî gibi üstatları söyleyebiliriz. Türk divan şiiri bunlar sayesinde en yüksek seviyeye yükselmiştir. Muhibbî mahlaslı Kanuni de bu şairler arasında çok güzel şiirler yazmış ve onlardan etkilenmiştir. Onun atasözü derecesinde vurgulu olan ve hala dillerde yaşayan bazı mısraları asırlarca daha dillerde gezinecektir. 

Sadece bir dünya kavgası
Saltanat didükleri ancak cihân gavgasıdur/ Olmaya baht ü saâdet dünyede vahdet gibi. (Saltanat dedikleri sadece bir dünyâ kavgasıdır. Bu kavga, gürültüden uzak yalnızlık gibi büyük saâdet ve baht açıklığı olamaz.)
Halk içinde mu’teber bir nesne yok devlet gibi /Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi. (Halkın gözünde iktidâr gibi, zenginlik gibi değerli bir şey yok. Halbuki şu cihânda bir nefes sıhhat gibi hiç mutluluk olamaz.)
Kanuni’nin bazı şiirlerinden İran şairlerinden ne derece etkilendiğini görmek mümkündür. Hafız, Cami, Selman, Nevâyi, Nizami, Şeyh Attar gibi şairleri sevip okuduğunu, yer yer onlardan söz ettiğini, hatta Farsça şiirler yazabilecek kadar onları benimsediğini, dillerini öğrendiğini biliyoruz. Zaman zaman onlara özenen şair, yeri gelince onlardan daha ilerde olduğunu, onların beğenisini kazandığını söylemekten kendini alamaz: Husrev ü Hafız ider şi’r-i Muhibbî’ye pesend Câmi tahsîn ide ger görse bu nazm-ı hasenüm.
Yazıyı kitabın kapağıyla ilgili bir noktaya değinerek bitirelim. Kitabın kapağını gören, hele Muhibbi’nin kim olduğunu bilmeyen bir okur, ‘Muhteşem Şair Muhibbi’yi Pala’nın yazdığı bir kitap zanneder. Pala’nın ismi kitap kapağında Muhibbi’den daha büyük. Bu, hoş bir görüntü oluşturmuyor. Diyelim ki bu, yayınevinin ‘kapak tarzı’ndan kaynaklanıyor. O zaman da şunu sormak lazım: Pala’nın hazırladığı kitapla aynı dönemde çıkan ve Mehmet Özdemir’in hazırladığı ‘Şeyhi’ kitabının kapağında neden böyle bir ‘tarz’ yok? Küçük ve gereksiz bir ayrıntı gelebilir belki ama kapak hazırlanırken bu konuda daha titiz davranılabilirdi.

MUHTEŞEM ŞAİR MUHİBBİ
Hazırlayan: İskender Pala, Kapı Yayınları
2011, 227 sayfa, 12.5 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    İran

    ,

    kitap

    ,

    Asker

    ,

    Cami

    ,

    Tarih

    ,

    Kapı

    ,

    Şiir

    ,

    Şair

    ,

    kapak

    ,

    kavga

    ,

    zaman

    ,

    batı

    ,

    siyasi

    ,

    derece

    ,

    pala

    ,

    Uzak