Müşteri her zaman haklı değildir

Müşteri her zaman haklı değildir
Müşteri her zaman haklı değildir
Polisiyeyi katilin uşak çıktığı eski evlerden katilin Uşaklı bile çıkabileceği yerli ortamlara taşıyor Celil Oker. Beyaz eldiven ile sarı zarf arasındaki olasılıkları bir lunaparka çevirip ışıklar içinde döndürüyor okurun zihninde
Haber: HAKAN BIÇAKCI / Arşivi

Orhan Pamuk bu ay yayımlanan son kitabı ‘Saf ve Düşünceli Romancı’nın ilk bölümünde, İspanyol düşünür ve filozof Ortega y Gasset’in Don Quijote üzerine yazdığı kitaptaki iddialarından birini aktarıyor. İspanyol filozof; “macera romanlarını, şövalye romanlarını, ucuz romanları (bu listeye dedektif romanlarını, pembe aşk romanlarını, casus romanlarını ekleyebiliriz) bundan sonra ne olacak diye; modern romanı ise ( bugün bizim edebi roman dediğimiz şey) atmosferi için okuduğumuzu söyler.” (s. 21)
Celil Oker’in yeni kitabı ‘Beyaz Eldiven Sarı Zarf’ ise hem “bundan sonra ne olacak” heyecanını fazlasıyla yaşatıyor hem de yoğun ve eşsiz bir “atmosfer” sunuyor. Celil Oker gibi yazarlarımız sayesinde son on yıldır “polisiye” sözcüğünün peşine gönül rahatlığıyla “edebiyat” kelimesini ekleyebiliyoruz.
‘Beyaz Eldiven Sarı Zarf’, sekiz öyküden oluşan, okuma zevkinin bir an için bile eksilmediği şaşırtmalı, şaşırtıcı ve sürükleyici bir kitap . Benim en sevdiğim öyküler, özel dedektif Remzi Ünal’ın bakış açısından okuduklarım oldu. Bu hikâyeler video oyunlarındaki ‘first person shooter’ açısından başlıyor sanki. Gerilimli, belirsiz, tekinsiz bir giriş... Bazen yaşlı bir dulun yaşadığı malikâneye, bazen emlakçı görünümlü tefeci bürosuna, bazen kollu canavarlarla dolu kumarhaneye... Sonra kamera genişçe bir tepe açıda sabit kalıyor. Güvensiz bir güvenlik kamerası gibi... Buradan sigara paketini çıkarıp masaya koyan Remzi Ünal ile tuhaf müşterisinin diyalogunu dikizliyoruz. Gizli kapaklı bir yerden izlediğimiz, az aydınlatılmış bir tiyatro eserine dönüyor gelişme bölümü. Ve sonuçta sigarasını yakıp uzaklaşan bir kahramanı arkadan izliyoruz. Geride bakakalıyoruz. Giden adamın zekâsını sindirmek için biraz zamana ihtiyacımız oluyor. Bir süre bekledikten sonra sıradaki öyküye geçebiliyoruz. 

Genel hatlarıyla özel dedektif Remzi Ünal
Remzi Ünal “bir sürü tuhaf işle” karşılaşan, sigara içmeden düşünemeyen, düşündüğü zaman da tam düşünen, aikido bilen, nerede ne yapacağı bilinmeyen bir özel dedektif.
Remzi Ünal serinkanlı: “‘İki de susturucu bulsanız daha iyi olur’ dedim garsona, lahmacunun yanına maydanoz sipariş eder gibi.”
Remzi Ünal zevk sahibi: “Kapıya doğru yürüdüm. İnsanı insan olduğuna pişman ettiren müzik beni temiz havaya çıkana kadar izledi.”
Remzi Ünal’ın kendine güveni tam: “‘Sizi neden çağırdığımı merak ettiniz belki...’ dedi. ‘Hayır’ dedim, ‘Nasıl olsa anlatacaksınız.’”
Remzi Ünal ince alaycı: “ ‘Bu ne biçim aikido?’ dedi. ‘Adam sizi bileğinizden tutmuş kontrol ediyor bir yere kıpırdamayın diye.’ ‘Hayır,’ dedim. ‘Ben onu kontrol ediyorum.’”
Remzi Ünal hazırcevap: “‘Adımı illa bilmek istiyor musun?’ dedi. ‘Çek yazmayacaksanız hayır,’ dedim.” 

Rastlantıdan çok uzakta
‘Beyaz Eldiven Sarı Zarf’taki öykülerin olay örgüsü bilinçli olarak rastlantısallıktan uzak tutulmuş. Her ayrıntı akıl dolu bir titizlikle hesaplanmış. Öykünün sonunu çok iyi bilen yazarın okur karşısındaki iktidarını göze sokmadan hissettiren kusursuz bir polisiye yapısı var karşımızda. Zekasını arkamıza alıp olayları birlikte çözeceğimiz sağlam bir kahraman var. Klişeyse sadece dalga geçilmek için var. Hiçbir şey fazla veya eksik değil. Diyaloglar ne Tarantinovari bir ekstra bilgi ne de zorlama bir minimal anlatım içeriyor.
Öykülerin yapısı ya da Remzi Ünal’ın metodu tek boyutlu bir çözüm odaklılığa, bir tür katil kim izleğine indirgenmemiş. Yeri geliyor Remzi Ünal planı bozuyor. Ama bu en ideal çözüm oluyor. Yani planın bozulması, uygulanmasından daha çok planlama gerektirebiliyor. En basit planın en etkilisi olduğunu öğreniyoruz. Ve en zor olanın bu plana ulaşmak olduğunu...
Öykülerdeki ‘Türklük ayrıntıları’ kökleri batıda olan polisiye türünün bu topraklardaki gerçek yansımasına kavuşturuyor bizi. Bu da tam Türkleşememiş bazı tür eserlerinde olduğu gibi okurun gerçeklik duygusunu sakatlamıyor. Okuma zevkini artırıyor ve atmosferi gerçekçi kılarak güçlendiriyor. Altyazılı bir macera filmi gibi izlemiyor okur satırları. Yeni dönem Türk filmi gibi takip ediyor olayları. Hiçbir anda dublaj hissi yok. Her şey orijinal, her şey renkli, her şey Türkçe.
Sadece hard-boiled geleneğinde olduğu gibi polisiyeyi sokağa çıkarmıyor Celil Oker. Polisiyeyi katilin uşak çıktığı eski evlerden, katilin Uşaklı bile çıkabileceği yerli ortamlara taşıyor. Edebiyatın basmakalıp da olsa geçerliliğini koruyan özelliğinde olduğu gibi insan ruhunun değil, insanlar arasındaki olayın ruhunun derinliklerine iniyor. Beyaz eldiven ile sarı zarf arasındaki olasılıkları bir lunaparka çevirip ışıklar içinde döndürüyor okurun zihninde. Bu da baş döndürücü bir okuma deneyimine dönüşüyor. Beyaz eldiveni takan adamın ruh haline değil, beyaz eldivenin kendisine odaklanıyoruz.
Polisiyenin her türünü sevenlerden değilim. Mesela ‘Gülün Adı’ tarzı tarihi polisiye genellikle beni sıkar. Celil Oker’in gündelik polisiyeleri ise tam benim zevkime göre. Bu yeni kitabın yine çok sevdiğim Behzat Ç. fenomeniyle birlikte ülkemizde polisiye edebiyatın daha da çok okunması ve yazılmasına vesile olacağını düşünüyor ve umuyorum. ‘Beyaz Eldiven Sarı Zarf’ı tekrar okumak isteyecek kadar seveceğinize ve kahramanı Remzi Ünal’ı bir kibrit çakıp sigarasını yakmak isteyecek kadar kendinize yakın bulacağınıza eminim.

Badigardın Yatırımı
Ağustos gecesinde ortalık fevkalade ışıl ışıldı. Kızla parkın en stratejik yerine kurulmuş Fuzuli heykeline bakan bir bankta cilveleşiyorduk. Evime gelmeye niyetli gibiydi, biraz daha uğraşırsam. Birbiri
ardına içtiği sigaralar dudaklarına yakışıyordu. Fuzuli’nin kim olduğunu bildiğini sanmıyorum. Hani önemli olduğundan değil, kızı biraz tanımanız için not ettim. Beni de.
İşler iyi gidiyordu yani ama bozuldu. Elimi mavi askılı bluzuyla paçaları işlemeli blucininin beli arasındaki dört parmak enindeki boşluktan yukarılara doğru çıkarmaya çalışırken telefon çaldı. Telefona o elimle bakarım. Elimi çektiğimde hareketin başında yapmadığı gibi kıkırdadı. İyi haber , dedim içimden kendi pantolonumdaki kocaman yan cebe doğru hamle ettiğimde.
Gecenin ışıl ışıllığına kendi katkısını sağlayan ekrana baktım sonra. Patron.
Zamanımız az, patronu tanıtayım ve kendimi bu arada.
Patronu tanırsınız. Ya da doğrusunu söyleyeyim, on bir on iki yaşlarında bir kızınız varsa o kendisini sizden iyi tanır. Televizyonunuzun siz odada yokken çakılı kaldığı kanallarda günde sekiz kez görünmezse kendi canını acıtacak kadar şöhretli bir pop şarkıcısıdır. Gençtir, yakışıklıdır ve sürekli burnunu çeker. Sahnede, katıldığı “talk show”larda giydiği kıyafetleri sokakta, sokakta giydiklerini oralarda giyer. Giymediklerini bana önerir, bir yolunu bulur, reddederim.
Ben onun badigardıyım.
Kitaptan 
BEYAZ ELDİVEN SARI ZARF
Polisiye Öyküler
Celil Oker
Altın Kitaplar
2011, 176 sayfa
10 TL.