Mutsuzluk kitapları

'Aşk-ı Memnu' yasak aşklar üzerine kurulu. Ama Peyker, çifte ahlâkın gözlüğüyle bakacak olursak, kocası Nihat Bey'e bağlı kalıyor
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Eyüp Can’ın Radikal’deki yazılarını mutlaka okuyorum. Bu yazılarda yeni bir bakış açısı belirdikçe beliriyor.
Eyüp Can geçen cumartesi insanların kendi mutsuzlarını saklayışlarını, örtbas edişlerini yazdı. Güncel -ve acı- bir olaya göndermeli yazıda, ‘başka’larının mutsuzluğu söz konusu olunca bübül kesildiğimiz ortaya çıkıyordu. Örnek Almanya’dan verilmişti ama, dünyanın her yerinde bu galiba böyle. Zaten Eyüp Can’da Almanya örneğinden yola çıkarak toplumumuzdaki tutumları değerlendiriyordu.
Başta ‘Aşk-ı Memnu’, edebiyatımızdaki mutsuzluk kitaplarını düşündüm. Halid Ziya mutsuzluğu yazmak istemişti: Ne Adnan Bey’i hor görüyor, ne Bihter’i yargılıyor, aşağılıyor. Ama, Servet-i Fünûn’da ‘Aşk-ı Memnu’un tefrikasına başlanırken Tevfik Fikret Halid Ziya’ya telâş içinde soruyor: Yaşça kendisinden epey büyük kocasına her kadın Bihter gibi sadakatsiz midir? Halid Ziya kemküm ediyor. Mesele sanki sadakatsizlik meselesi.
Değil konuşmak, söylemek; mutsuzluğu yazmak bile endişe verici. Ferdiyeti gelişmiş Halid Ziya deniyor, ‘ilerici’ Fikret toplumun yalan ahlâkına apar topar dâvet ediyor... 

Duyguların bilmecesi
‘Aşk-ı Memnu’un o unutulmaz Göksu gezintisinde, kendisiyle flört etmek isteyen, apaçık sevda öneren Behlûl’e Peyker şu yanıtı verir: “Bakınız size söyleyeyim, dünyada benim kadar kendisini uzun uzun dinlemiş, hislerinin muammasını benim kadar açık seçik görebilmiş bir kadına ender tesadüf edebilirsiniz.”
Duyguların bilmecesi! Galatasaray Sultanî’sinde, “mektebin her unsurla karışık hayatı içinde”, “muhtelif ülfetler peyda” etmesi gibi biraz bulanık kalsa bile; insanoğlunun gizine eğilişte inanılmaz bir açılımı yedeğinde barındırıyor.
Peyker yazık ki romanın yan kişilerinden. Halid Ziya sanki, yazarlık yaşamı boyunca duygularının bilmecesini çözmüş kişileri yazmak istiyor da, işte ucun ucun geleneğe, sözümona ahlakî kaygılara yenik düşüyor. (Belki bu sebeple Tanzimat romancıları, bireyin duygularında “muamma” aramak şöyle dursun, kişilerini kartonlaştırmak için handiyse çaba harcamışlar. Harika bir mutsuzluk kitabı olacak ‘İntibah’ta Mahpeyker asla kendini söyleyemez...)
‘Aşk-ı Memnu’ yasak aşklar üzerine kurulu. Ama Peyker, çifte ahlâkın gözlüğüyle bakacak olursak, kocası Nihat Bey’e bağlı kalıyor. Öyle, ikide birde, elinde lamba, Bihter gibi yürek çarpıntılarıyla Behlûl’ün yatak odasına koşuşturmuyor. Gelgelelim aklının Belhûl’de kaldığı açık. Bütün başarı, zaafların yenilgiye uğratılmasında. İstemek, düşlemek ayıp, yasak değil; yaşamak yasak. Çifte ahlâk yasaklamış. 

Gözünü kırpmadan...
Peyker duyguların bilmecesini çözmüş falan değil. Sadece, Nihat Bey’le sahtelikler üzerine kurulu evliliğini sürdürmeye karar vermiş. Bir erdem mi? Çokça tartışılabilir.
Dünya edebiyatının en güzel mutsuzluk kitaplarından ‘Anna Karenina’da Anna başına buyruk yaşar. Aşk uğruna savrulurken, ‘bireysel’ ahlâkından ödün vermeyerek. Şu olağanüstü anlamlı yorum Lukacs’tan:
“Anna Karenina -sevmediği, alışılmış nedenlerle evlendiği bir koca ve tutkuyla sevdiği bir âşıkla- kendi çevresinden diğer kadınların yaşamının aynı bir yaşam sürer. Tek ayrım, onun bu yolu uygun bir şekilde, her sonucu gözünü kırpmadan kabullenerek ve çözülmez zıtlıkların, günlük yaşamın bayağılığı içinde sivri kenarlarını körleştirmesine izin vermeyerek sonuna kadar izlemesidir. Tolstoy, Anna’nın ayrıcalıklı bir durumu olmadığını, onun diğer kadınların yaptığı şeyi yaptığını birçok kere inatla belirtir.” (Mehmet H. Doğan’ın çevirisi.)
Anna’nın hayatını, başkalarının hayatlarını, -kendilerine yaptırımlarla öğretildiğince- ‘aykırı’ saydıkları her ilişkiyi, her şeyi yargılayanlar kim; Lukaca bonu da yanıtlamış:
“Ortalama burjuva, burjuva yaşamın zıtlıklarından doğan ve her durumdan çıkış yolu olarak alçaltıcı bir uzlaşma yolu bulacak kadar korkak ve alçak olduğu için kendisine trajik gelmeyen trajedileri anlayamaz.”

Gündeş öneriler:
‘Oda’, Emma Donoghue, Gül Çağalı Güven’in çevirisi, Doğan Kitap.
(Bir ana-oğul öyküsü.)