Müzik ve her şey

Meşhur Hampartzum Notası'nın gerçek hikâyesi, hanlarda oda veya dükkân kiralayarak nota dersi verenler, egemen tarih yazımı içinde görmezden gelinen konular...
Haber: NİYAZİ ZORLU / Arşivi

‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ Sessiz, sakin, buz gibi soğuk bir coğrafyada, demokrasi ve faziletlerine vurgu yapmaya yeltendiği iddia edilebilecek bu gibi laflar, bizim gibi ılıman bölgelerde henüz yola çıkmadan, o bir çırpıda arkasında bırakmaya çalıştığı dil ve milletler kalabalığının sitemkâr ve müstehzi nazarları tarafından ileri tutar yanı kalmayana erimiştir. Hele o ‘şartsız’ ile ‘milletindir’ sözcüklerinin arasındaki görünmeyen ama herkesçe bilinen o şerefli boşluğa ‘Türk’ sözcüğü tek başına kurulmaya kalkıştığında işler iyice sarpa sarmıştır. Henüz el yakıyorken, memleketin kıvrımlarında tütüyorken, geçmişin çocuksu inadının kendi haline bırakılarak kırılacağı, ‘kayıtsız şartsız’ soğuyacağı temennisiyle gözden ırak yerlere kapatılması, ebeveynce askıya alınması (burada ‘darağacına çekilmesi’ anlamında da), sürgünlere gönderilmesi, ağzının kapatılması, azarlanması hafızaları yaralamıştır, yaralar.
Fiillerinin arkalarındaki saikler nelerdir, faillerin ne gibi refleksleri, bahaneleri vardır, kendilerini bugün nasıl müdafaa ederler? Cevaplar için sıkı tarihlere ihtiyacımız var. Ders kitapları ve sınıf ‘hoca’larınca hazmedilemese de, insan bugünlerde, biz henüz varken, aklımızla birlikte yitip gitmemişken, hâlâ buradayken oluşmakta, tarih bugün yazılmaktadır.
Bu yazımlara, yayınlara mütevazı bir örnek de Aram Kerovpyan ve Altuğ Yılmaz’ın birlikte kaleme aldıkları ‘Klasik Osmanlı Müziği ve Ermeniler’ adlı kitabıdır. İtiraz, kitabın sayfaları açılmadan, kapakta başlamaktadır. Kitabın hemen ilk sayfalarında eleştiriye tutulan ‘katkı’, ‘hoşgörü’, ‘gayri Müslim’ gibi sorunlu kavramlar eşliğinde biz, kitabın konusunun Osmanlı’nın ‘derin’ hoşgörüsünün bir köşesine kıvrılmış, onun müziğine duhul etmesine ‘izin’ vermiş bir tarih, ‘Klasik Osmanlı Müziğinde Ermeniler’ olmadığını anlarız. Arada mühim bir ‘ve’ vardır.
Osmanlı’nın klasik müziğidir ayrıca… Cumhuriyet’in başlarda reddedip –anlaşılan o ki– laikleşmesi ve millileşmesi karşılığında sahiplenmeyi kabul ettiği ‘Türk Sanat Musikisi’ de değildir. ‘Türk Musikisi Kimindir?’ sorusuna geçmişte H. Sadettin Arel’in verdiği daraltıcı yanıtların benzerini, bugün de Türk Müziği Ansiklopedisi’nin verdiğine Kerovpyan ve Yılmaz işaret etmektedirler.
Altı bölümlük kitabın, ‘Değişim, Geçişlikler ve Mili Müzik’ adlı ilk bölümü etkileyici bir şekilde, bir minyatürle açılıyor. Kültürler arası geçişlerin sahnesi olarak resim, mimari ve elbette müzikten çarpıcı örnekler veren kitap, kültürel öğelerin, hele de Osmanlı’yla ilintili olanların ‘millilik’ şemsiyesi altında donup kalamayacak kadar kıpır kıpır olduğunu gösteriyor. Sonra “İslam dünyasının geniş bir bölümünde üretilen makam musıkisinden ayrışmış bir Osmanlı üslubunun” nasıl ortaya çıktığını da kısaca anlatıyor. Yeri gelmişken, bu ‘kısaca’lığın, yani anlatımların, değinilerin kısalığının kitaba damgasını vurduğunu çekinmeden söyleyelim. Çünkü Kerovpyan ve Yılmaz’ın da mütevazı bir biçimde sık sık vurguladıkları gibi bu kitap bir başlangıç. Bu alanda yapılacak daha kapsamlı araştırmalara bir davet niteliğinde.
İkinci bölümde, ‘gayri Müslim’ gibi toptancı kavramlarla –sadece bugün değil dün de– ne dendiği ve ne denilmediği anlatılırken, o müslim olmayanları müslim olanların ‘hizmet’ine koşan ‘hoşgörülü’, ‘esirgeyen’, ‘bağışlayan’ Osmanlılık mitosu da eleştiriden muaf kalamıyor. Gayri Müslimden muradın Ermeniler, Rumlar, Yahudiler olduğu ve aslında bu dini aidiyetlerin, cemaatlerin her birinin genellemelere direnen özgül tarihlere sahip oldukları hatırlatılıyor. Hemen ardından Klasik Osmanlı Müziği ortamında dini ve etnik aidiyetlerin kısıtlayıcı bir rol oynamadığı, temel kriterin müzikal bir yetenek ve birikim olduğunun altı çiziliyor. Ermenilerin, özellikle de İstanbul’da yaşayanlarının, Ermeni kiliselerinin, Ermeni kilise müziğinin kapılarını da okura açan, ona şimdiye kadar pek duymadığı bilgileri cömertçe sunan kitap, Osmanlı Müziği’nde önemli rol oynamış ‘Maftirim’ gibi Yahudi tasavvuf müziği geleneklerine ve Ali Ufki Bey gibi isimlere dipnotlarla da olsa el atmadan yapamıyor.
Meşhur Hampartzum Notası’nın gerçek hikâyesi, hanlarda oda veya dükkân kiralayarak nota dersi veren, bestekâr ve müzisyenler için eserleri notaya çeken ‘Notacılar’, siyah-beyaz resimler, renkli simalar, ilginç anekdotlar, egemen tarih yazımı içinde görmezden gelinen konular… Hepsi, Osmanlı Müziği’nin bir değil, bilakis birden fazla millet ve din tarafından üretilmiş ve geliştirilmiş olduğunun, dini müzikler tarafından beslendiğinin anlaşılmasını dileyen bu kitapta.

KLASİK OSMANLI MÜZİĞİ VE ERMENİLER
Aram Kerovpyan-Altuğ Yılmaz
Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi Vakfı
Kültür Yayınları
2010, 439 sayfa,
60 TL.


    ETİKETLER:

    Irak

    ,

    İslam

    ,

    sanat

    ,

    Beyaz

    ,

    kitap

    ,

    Demokrasi

    ,

    Müzik