Nabokov'un hafızasından geriye kalanlar...

Nabokov'un hafızasından geriye kalanlar...
Nabokov'un hafızasından geriye kalanlar...
Nabokov, kendine penceredeki bir komşu çocuğunu gözetler gibi bakmış; gayet soğukkanlı bir dil ve çağrışımlarla yalpalamayan bir kronolojiyle anlatmış her şeyi
Haber: FİGEN ŞAKACI / Arşivi

Dünya edebiyatının önde gelen yazarlarından Vladimir Nabokov’un otobiyografisi ‘Konuş, Hafıza’da okur sadece hayatını anlatan bir yazarla değil, kendine bir roman kahramanı gibi yaklaşan usta bir yazarla karşılaşıyor. Herkes gençliğinde bir kez olsun hatıra defteri tutmuş mudur bilmem ama, bıyıklar yeni terlerken yazılan notların hepsinde henüz geçmiş diyemeyeceğimiz anlar biriktirirdik. Kalbimize değip geçenlerin parmak izleri, en özlüsünden afili sözler, acı ve hazla yeni tanışmalardan ibaret büyüme sancılarıydı bunlar. Ne vakit ki zamanı eğip büker olduk, bu kez hafıza defterini açıp hatırlamaya çalıştık o anları. Oysa anlatırken kekelediğimiz, dalıp gittiğimiz o geçmiş, iş masanın başına oturup yazmaya gelince başka bir zaviyeyle bakış şart oluyor, hayalle hayat ağır ağır yer değiştiriyor.
Dünya edebiyatına ‘Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı’, ‘İnfaza Çağrı’, ‘Karanlıkta Kahkaha’, ‘Lolita’ gibi eserlerle adını yazdırmış Vladimir Nabokov, ‘yeniden ele alınmış otobiyografisi’ ‘Konuş, Hafıza’ kitabında hayallerine değilse de hayatına serinkanlılıkla bakmayı başarmış. Baştan söyleyeyim, bir otobiyografiden alıştırıldığımız anlamda özel hayatın magazinel kaymağını bekleyenler, yazma aşkıyla dopdolu bir genç adamın örnek aldığı isimleri arayanlar, okuma serüveni, idolleri, hayalleriyle karşılaşmayı umanlar boşuna heveslenmesin. Çünkü Nabokov, kendine karşı penceredeki bir komşu çocuğunu gözetler gibi bakmış; gayet soğukkanlı bir dil ve çağrışımlarla yalpalamayan bir kronolojiyle anlatmış her şeyi. Her anlatının hattını baştan belirlemiş, hatta okura da hangi hatta yolculuk yapacağını duyurmayı ihmal etmemiş. Hani zamanında, “Romanda asıl hadise, kahramanlar arasında değil, romanı yazanla okur arasında geçer” demişti ya, söz konusu otobiyografi olduğunda da bildiğinden şaşmamış: Hatta “Yaşayanları incitmemek”, “ölüleri üzmemek için” bazı isimleri değiştirmiş ve geçmişin dökümünü kişiler ve temalarına göre listelemiş. Böyle bir yöntemi yadırgayacak okura da “bu listenin varlığı kaba düşünceli insanların sinirine dokunacaktır ama anlayışlı kişileri memnun edebilir” diyerek baştan notunu düşmüş. 

Yaşamdan tat almanın koşulu
Bu uyarıyı aldıktan sonra kaba düşünceli mi (Tam Türkçesi ne acaba?) yoksa anlayışlı okur hattında mı kalacağınıza karar verip öyle okumanızda fayda var kitabı. Çünkü insan ister istemez bir yazarın ömrünün bir demini anlatırkenki üslubunda, örneğin sürgünlerden, çocukluktan, annesiz ve babasız kalmışlıktan falan bahsederken biraz ince tele dokunma, biraz edebiyatla beslenmenin getirdiği bir naiflik ya da en azından kendinden özet çıkarmanın verdiği küçük şaşkınlık halleri bekliyor. Ama dedim ya karşınızdaki kişi Nabokov olunca kapanmamış hiçbir hesapla, kafa karışıklığında mürekkep yalpalama halleriyle karşılaşmıyorsunuz. Nabokov için her şeyde haddini bilen/bilmeyene de bildiren biri çünkü; “Tabiat, yaşı kemale ermiş bir insandan, yolculuğun başını ve sonunu, tıpkı bu ikisi arasında görülen olağanüstü hayaller gibi, umursamazca kabullenmesini bekler. Hayal gücünün, ölümsüzlerin ve olgunlaşmamışların tattığı o yüce hazzın, bir hududu olmalıdır. Yaşamdan tat almanın koşulu, onun tadını haddinden fazla çıkarmamaktır.” 

Balzac’tan hiç hazzetmese de...
Onun için durum bu kadar net yani! İnsanın giderayak hafızasından beklediği torpil onda geçmemiş. ‘Konuş, hafıza” diye diye geçtiği aynanın karşısında çoğunlukla emirlerinde çalıştırdıkları ‘uşaklar’, şaşalı şatolar, biriktirdikleri kelebekler ve de satrançta yaptığı ustalıklarla karşılaşmış.Yine de haksızlık edemem Nabokov’a! O ilk aşkını anlatırkenki ballı dilini, her gün mutlaka -en az bir saat- doğada kayboluşlarındaki ayrıntı zenginliğinin tadını es geçemem. İnsan yine de hiç mi bir şeyden pişman olmadın ey yazar, hiç mi ayağına dolananlar olmadı ya da onca sürgünü; ailecek tatile çıkar gibi mi yaşadın diye sormadan edemiyor ama dedim ya, sakın özel hayata dair mahrem hikayeler dinleme iştahıyla yanaş mayın bu kitaba! Neyi ne kadar önümüze sererse o kadar, bitti. Elbette yazıyla yazarı ayırmak gerekliliğinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, bu böyle. Yani; sizin de yazarın çektiği ‘kırmızı çizgide’ durup, anlatıcıyla hemen samimi olma telaşına kapılmadan okuma sabrı göstermeniz gerekiyor. Nitekim hayatının her dönemini bölümlerken, okura da hangi gözle bakacağını önceden bildiriyor: “Bu bölüm okuyucuların geneli için değil, bir talihsizlik sonucu servetini kaybetmişliğinden dolayı, beni anladığını düşünen budala içindir.” Ezcümle; ne Bolşevik devrimiyle birlikte yerle yeksan olan şatolu-uşaklı hayat umurunda ne de ordan oraya göç edişler. Boşuna el oğuşturma yani ey okur! Sen onun dilindeki hayran olunası o ince tınıyı, ambalajı fazladan parlatılmamış ahenkli anlatıyı takip et, yeter. Onun için her harfin, örneğin ‘q’nun, ‘c’nin bir rengi bir kumaşı var çünkü ve kelimeleri kimsenin üzerinde prova yapmadan, tam üzerinize oturtmayı başarıyor.
Arada bir Flabeurt’e sövse, Balzac’tan hiç hazzetmese de yazarlık dünyasında bildiğini okumakta, sevmediğine ise asla yüz vermemekte hep inat etmiş Nabokov. Her ne kadar Lolita’nın yakaladığı popülariteyle anılmasına sinir olsam, o küçük kızın Holywood’un elinde çarçur oluşuna içerlesem de Nabokov’dan aldığım edebi lezzetin tadı, onun yakasında bir karanfil gibi taşıdığı kibirinden geliyor; bir de tabii kendine, kendinden yarattığı ötekiler gibi tek tek, hep aynı mesafeyle bakışındaki derin bilgelikten... ‘Konuş, Hafıza’ya bu anlamda, bir yazarın öznesi alenen kendi olan bir kurmaca gözüyle de bakılabilinir: Şu cümlede az da olsa böyle bir ipucu yok mu zaten?
“Ne zaman romanlarımdaki karakterlere geçmişimin kıymetli nesnelerinden birini bağışlasam, yarattığım dünyaya öylece yerleştiriverdiğim nesnenin, orada eriyip kaybolduğunu fark ettim. Nesne zihnimden kolay kolay ayrılmasa da, kişisel sıcaklığı, geçmişe dönük cazibesi gidiyor ve artık eski zamandaki Ben’den ziyade, romanımla özdeş hale geliyordu; sanatçının ona müdahale etmesi mümkün görünmüyordu artık.”

Türkçede Nabokov
Saydam Şeyler, Çev. Şükrü Alpagut
İnfaza Çağrı, Çev. Seniha Akar
Göz, Çev. Ece Şetvan
Sebastian Knight’ın Gerçek Yaşamı, Çev. Fatih Özgüven
Cinnet, Çev. Nazım Dikbaş
Ada ya da Arzu, Çev. Fatih Özgüven
Lujin Savunması, Çev. Rana Tekcan
Bir Günbatımının Ayrıntıları, Çev. Seniha Akar , Fatih Özgüven, Pınar Kür, Dürrin Tınç
Rua, Dam, Vale, Çev. Sinan Fişek
Pnin, Çev. Tomris Uyar
Lolita, Çev. Fatih Özgüven
Karanlıkta Kahkaha, Çev. Pınar Kür
Nabokov’un tüm kitapları İletişim Yayınları tarafından yayımlanmaktadır.

KONUŞ, HAFIZA
Vladimir Nabokov
Çeviren: Yiğit Yavuz
İletişim Yayınları
2011
310 sayfa
21.5 TL.