'Nasrettin Hoca da Karagöz de milli eğitime dahil edildi'

'Nasrettin Hoca da Karagöz de milli eğitime dahil edildi'
'Nasrettin Hoca da Karagöz de milli eğitime dahil edildi'

Levent Cantek

Levent Cantek 'Şehre Göçen Eşek'te, modernleşme sürecinin ettiklerini popüler kültür ve mizah özelinde anlatıyor. Cantek: 'Hoca, Keloğlan, Karagöz ehlileştirildi, milli eğitime dahil edildi, pedagoji malzemesi oldular'
Haber: BURCU AKTAŞ - burcu.aktas@radikal.com.tr / Arşivi

Levent Cantek ‘Şehre Göçen Eşek’e öyle hayati bir soruyla başlıyor ki, satırların peşi sıra koşmamak mümkün değil. ‘Peki ama niye?’ sorusunun izinden gidiyor. Kimi zaman sormanın cesaret istediği, kimi zaman cevap vermenin huzursuzluk getirdiği bir soru bu. Cantek’in bu soru üzerinden düşündüğü şey ise yazarın kitabında ele aldığı mevzuların temelini oluşturuyor. “Benim takıntım –bir başka deyişle ‘peki ama niye’m– tarihsel ya da ideolojik olarak, yaşanan onca sömürü, baskı ve dayatmalara karşın insanların nasıl olup da hayatlarını sürdürebildikleri, belki iddialı kaçacak ama direnebildikleri ya da basitçe nasıl olup da mutlu/huzurlu olabildikleri, insanların nasıl ve ne biçimde kendilerini rahatlatıp, yaşayıp gidebildikleri bana göre önemle üzerinde durulması gereken hayat î bir soru(n).” Böyle başladığı yazısında bastırılanın kahkaha olarak dönüşünü anlatıyor.
‘Şehre Göçen Eşek’, modernleşme sürecinin getirdiklerini/götürdüklerini popüler kültür ve mizah özelinde anlatıyor. Kültür endüstrisinin palazlamasından önceki dönemler de var bu kitapta. Bir dönemin efsane olan mizah dergilerinin (Akbaba, Gırgır, Nuh’un Gemisi vs.) politikalarını, iktidarla kurdukları ilişkileri, mizahın ne işe yaradığını inceliyor. Erken cumhuriyet döneminde mizahın politikacıları ele alış şekilleri, yerli çizgi romanda kadın, günümüz TV dizileri de Cantek’in arkelojisini yaptığı konular. Mizahın ne olduğunun tartışıldığı şu son dönemlerde ‘Şehre Göçen Eşek’ zihin açıcı bir çalışma. Sözü alt kültür, mizah ve çizgi roman araştırmacısı Levent Cantek’e bırakıyoruz... 

Kitabınızda anlattığınız eski dönemleri göz önüne alırsak, ‘gülme’nin o günlerden bugüne iktidarda yarattığı rahatsızlıkta ne gibi değişiklikler oldu?
Değişiklikleri belirleyen asıl olarak otorite. Modern devlet, hem istemediklerine gülünmesini yasaklar hem de kimlere gülüneceğini de işaret eder. Her şeye gülemezsiniz. 1946 yılına kadar başbakanlar, 1950’ye kadar cumhurbaşkanları eleştirilemiyorlar. Mizahçılar, böyle bir ayrımın içinde mağdur da olurlar mağrur da. Otoriteden yana olduğu için mağrur bir kahraman gibi kendini sunan çok mizahçı var tek parti döneminde. Menderes’in karikatür karşıtı ya da karikatürist sevmez olduğuna dair bir klişe var ben bunu çok anlayamıyorum, örneğin. Gerçekten sert ve tahkir edici yayınlar yapılmış, izin vermiş buna, bu çok açık. Şunu demek istiyorum, eleştirel olan her şeyin bekasını otorite belirliyor. 27 Mayıs olmasa Menderes karikatürcü düşmanı sayılacak mıydı çok emin değilim. Bugün belirlenen kıstasların dışına çıkarsanız sadece marjinalize edilmezsiniz popüler de olamazsanız, çünkü cumhuriyet, mizahın beslendiği çoğunluk değerlerini oluşturdu artık. 

Peki, bir dönemde karikatüristlerin politikacıları kadınsılık içerisinde çizmesi yaygındı. Bunun, bugün azaldığını söyleyebiliriz herhalde...
Elbette. Feminist hareket özellikle orta sınıf gençliğini hayli etkiledi. Nasıl ırkçı, ayrımcı espriler yapamazsanız artık bunu da yapmak kolay değil. Başka bir hayat yaşanıyor. Menderes, kadın gibi çizilmesine ses etmemiş ama asıl önemlisi mesela Ratip Tahir, hiçbir biçimde vicdanen rahatsızlık hissetmemiş, cinsiyetçilik yaptığı aklına gelmemiş. Bugünün dergi çizerleri cinsiyetçilik yapmıyor değiller ama asıl mağdurun kim olduğunun farkındalar, bunu bir espri olarak dahi akıllarına getirmezler. Bir erkeğin kadın gibi çizilmesini arkaik bulacaklarını düşünüyorum. Salak ve takıntılı erkekleri en az kırk yıldır çiziyorlar ayrıca… 

Cinsiyetçi yaklaşımın mizaha zararları neler olabilir?
Mizahçı birinden yana olacaksa en azından hissiyat olarak azınlıktan yana olmalı… Herkesin güldüğüne gülen kızdığına kızan mizahçı günü kurtarabilir ama en başta kendini tüketir, çabuk yaşlanır. Cinsiyetçiliğin ne olduğunu bilmeden muhalif olunmaz. 

‘Şehre Göçen Eşek’te geleneksel mizah öğelerinin modernleşmesi üzerine de kafa yoruyorsunuz, bu süreçte temel olarak ne değişti?
Nasrettin Hoca, Keloğlan, Karagöz ehlileştirildi, milli eğitime dahil edildi, pedagoji malzemesi oldular. Tavsadılar, takım elbise kravat meselesine meze, salataya limon vesaire… Mizahçı için asıl maharet kolkola resim isteyen resmiyete nanik yapabilmekte… Uzak duracaksın otoriteden… Otorite zaten güçlü, daha güçlü yapmak kimin çıkarına… 

Bugünkü mizah dergilerinin muhalifliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eğer aktüel siyasetle ilişkilerini bakarak bir şey söyleyeceksek Türk mizah dergileri seküler ve milliyetçidir. 1950’den bu yana hep sağ partiler iktidara geldiği için aktüel siyasi eleştirileri onları sol göstermiştir. Ben genel anlamda politikayla sınırlı bir ilişkileri olduğunu düşünüyorum asıl dertleri ve eleştirellikleri hayata ve ahlaka karşı gelişiyor.

Nasreddin Hoca fıkraları, iktidar onaylı emniyet sübaplarıdır
Mizahın kargaşa ve otorite boşluğunun yaşandığı dönemlerde yükselişe geçmesi, alt sınıflar için direniş/ rahatlama olanakları sağlayıp, kolektif bilinçaltında yer ederek, sonraki kuşaklara devredilecek “örnek figürler” ve anlatılar üretmesine vesile olmaktadır. Bu yüzden memleket tarihinin tüm kargaşa dönemleri mizahımıza önemli kaynaklar temin etmiştir. Bu minvalde ilk akla gelen, memleket mizahının miladını oluşturmak gibi bir özellik de taşıyan, mevcut eğitim sisteminin cenderesinde ehlileştirilmiş, sınırlandırılmış esprileri kusturacak kadar tekrar edilerek neredeyse öldürülen, devletin tekelindeki Nasreddin Hoca’dır. (…)Peki kimdir bu hoca? (…)Hoca’nın yüzü/sureti bilinmemekle ve kendisini resmedenlerin tahayyüllerine göre değişkenlik göstermekle beraber, iki önemli göstergeye sahip: eşeği ve kavuğu. Eşek köylülüğün, kavuksa okuma-yazmanın ifadesi. (…)Hoca yaşadığı yerde halka namaz kıldırıyor, okuma-yazma öğretiyor ve anlaşmazlıklarda Kadı’nın görevini üstleniyor. Bir başka ifadeyle, din adamlığı, öğretmenlik ve yargıçlık yapıyor (Başgöz, 1997: 27). Neredeyse ahalinin yöneticisi olan Hoca’nın buna rağmen önemli bir açmazı var: Hoca, maaşını cerre denilen bir usulle devletten değil, ahaliden alıyor. Bu durumun değil hoca kim olursa olsun insanı ne derece sıkıştıracağı ortada. Uzaktaki (şehirdeki) devletin temsilcisi olarak yapılması gereken işlerle, maaşını ödeyen halkın çıkarları arasında kalma, tam anlamıyla iki arada bir derede olma hali. Herkese hesap vermek durumunda...
(…) Hoca’nın fıkraları merkeze ve onun ürettiği değerlere karşı alt sınıflar nezdinde mevcut olan husumeti, laf düzeyinde dillendirmektedir. Öte yandan hemen şu söylenebilir; dillendirilen “saldırılar”a karşın, şartlarda herhangi bir değişme yaşanmadığı gibi, iktidar mevcudiyetini daima korumaktadır. O yüzdendir ki bu fıkralar, alt sınıflara fiziksel direniş gibi daha tehlikeli safhalara geçmeden rahatlama/boşalma imkânı tanıyan, iktidar onaylı emniyet sübaplarıdır… Kitaptan 


Siyasal iktidar-Akbaba ilişkisi
Akbaba, çıkışından Yusuf Ziya Ortaç’ın ölümüne kadar geçen kırk yılı aşkın dönem içinde belli alışkanlıklar kazanmış, özellikle siyasal iktidar karşısında nasıl davranması gerektiğine dair bir tecrübeye sahip olmuştur. (…)Akbaba’nın 1923-1950 arasında CHP ’yi, 1950-1960 döneminde DP’yi desteklemesi, ilgili dönemlerde doğrudan ve dolaylı maddi destek alması ister istemez bir ticari başarıdır. Mizah dergileri yayınlandıkları dönemlerin en çok satan dergileri olmuşlardır. (…)Oysa Akbaba, uzun ömrüne rağmen çoksatar bir yayın olabilmiş değildir. Bir başka deyişle uzun ömrünün payandası satış veya çoksatarlık değildir. Resmi ilanlar almakta, resmi ya da yarı-resmi kurumlardan abonelikler temin edilmekte, Başbakanlık örtülü ödeneğinden maddi destek almaktadır. Bu nedenle Akbaba’nın içeriği, söz konusu organik bağın kurulabilmesinin önkoşuludur. Bağın devamlılığı içeriğin sürekliliğini gerektirmektedir. Diğer yandan Akbaba, piyasa koşullarında varolmaya çalışan
ticari bir yayındır. Hükümetlerle olan ilişkisi eleştiri ölçüleri nedeniyle tahmin edilebilir olmakla birlikte kamuoyunca bilinen bir olgu değildir. (...) Farklı mizah dergilerinin Akbaba ile rekabet edememesi, kısa ömürlü oluşları ticari başarısızlık olarak algılanmış, yaşadıkları baskıysa spekülasyon ve siyasi iddia sayılagelmiştir. Oysa bugün anlaşılmaktadır ki farklı mizah dergilerine, örneğin 1950’li yıllarda çıkan Tef, Dolmuş, Taş-Karikatür gibi dergilere ayni ve nakdi yardım yapılmadığı gibi kâğıt tahsisatında sınırlamalar getirilmesi-zorluklar çıkarılması, sonuçları itibarıyla Akbaba’ya verilen desteğin bir parçası olmuştur (Selçuk,1998: 56).  Kitaptan

Mizah sayfalarındaki kadınsı Menderes
Adnan Menderes, siyasi tarihimizde kadınsı niteliklerle en fazla tanımlanan, mizah sayfalarında kadın veya kadınsı olarak en fazla boy gösteren siyasetçidir. Bugün toplumsal hafızada yer tutmasa bile, özellikle DP iktidar olduktan sonra CHP yanlısı gazete ve dergiler, alışıldık siyasetçi portresinden farklı bir görünüm arz eden Menderes’i tahkir etmek ve o dönem için bilinen bir tabir olmasa da, onunla ilgili olumsuz imaj oluşturmak için, kâğıt üzerinde cinsiyetini değiştirme yoluna gitmişlerdir. (…)1954’te DP yanlısı Akbaba’da Menderes, “atlet yapılı, Amerikan gülüşlü ve kruvaze ceketi içinde Londralı bir diplomat kadar zarif” olarak tanımlanmaktadır örneğin (5.8.1954).
İşte sözü geçen bu posture (duruş, bedenin sergilenişi), bu kılık-kıyafet, bu beşuş çehre ve bir salon erkeğine yakışır zarafet, DP’nin politikalarına yönelik hoşnutsuzlukla ve erk kaybının yarattığı panikle birleşince, Menderes’e siyaset sahnesinde kadın rolü biçilmiştir. Bora ve Tol’un isabetle vurguladıkları gibi, Türkiye siyasetinin ispatlama, meydan okuma ve “efelenme” üzerine kurulu düzeninde (Bora, Tol, 2009: 826), kadınsı yaftasıyla yer almak mücadeleye baştan yenik başlamakla eşanlamlıdır. Ataerkil bir toplumda seçmen (kadın ya da erkek olsun) kendisi üzerinde hüküm sürecek ve kendi adına karar verecek kişilerin iktidar (eril iktidar) sahibi olmalarını, “vurdukları yerden ses getirmelerini”, “sözlerinin eri ve mert olmalarını” bekler. (...) Dolayısıyla, bir siyasetçiyi (hele de yürütme gücünü elinde tutuyorsa), erkeği tamam kılan niteliklerden yoksun olarak sunmak, kadınsılıkla “ithametmek”, onun iktidarını kamuoyu nezdinde eritmek anlamına gelecektir. İşte, özellikle 1950’den itibaren mizah basınında ve gazetelerde Menderes ve başka siyasetçilerin sunuluş biçimleri,halkı bu eksik iktidara, hatta iktidarsızlığa ve bundan doğduğuna inanılan kaypaklığa, dirayetsizliğe karşı uyarmak niyeti taşımaktadır... 
Kitaptan

TKP bir mizah dergisine el verdi
(...) Nuh’un Gemisi, Türkiye Komünist Partisi’nin çıkardığı ya da desteklediği yayınlardan biridir. Genellikle edebiyat-kültür temalı dergileri çıkartan (ya da destekleyen) TKP’nin bir mizah yayınına “el vermesinde” 1946-1950 yılları arasında çıkan Markopaşa mizah gazetesinin kazandığı popülerlik etkili olmuştur. (…)Nuh’un Gemisi ise Markopaşa izleyicilerinden olmakla birlikte daha ciddi ve popülerliğini ket vuracak ölçüde siyaset ağırlıklıdır. Yine de gazeteyi popülerleştirmek için uğraşıldığı söylenebilir, en azından o günlerin çoksatar gazetesi Hürriyet’e ilk iki sayı için reklâm verilmiştir (Hürriyet, 2.11.1949; 9.11.1949). Gazetenin çıkış dönemi, CHP iktidarının sonuna (görece ılımlı bir) zaman dilimine denk düştüğü için Markopaşa’nın yaşadığı zorluklarla karşılaşılmış değildir. Markopaşa, CHP’nin nahoş müdahalesiyle sonuçlanan 46’ seçimlerinin ardından çıkmış, toplumdaki yaygın muhalefetten faydalanarak çok satmıştır. Başarısında gündelik dili kullanma becerisi, isabetli eleştiri yapma mahareti ve iyi yazarlarının katkısı büyüktür ama öncelikle bir dönem yayını olduğu muhakkaktır. Anti-komünist insiyaklarla kapatılması, yazarlarının hapis ve sürgün cezaları alması, başyazarının Bulgaristan sınırında (faili meçhul veya adi) bir cinayete kurban gitmesi Markopaşa’nın popülerliğini yitirmesine (marjinalleştirilerek yayınının sonlanmasına) neden olmuştur. (…)Sonuçta, Nuh’un Gemisi, benzer tarzdaki mizah yayınlarının düşük satışlarla var olabildiği bir dönemde yayına başlamıştır. DP’nin iktidarı devraldığı 1950 Mayıs’ında yayınına son vermesi ise yeni başlayan bir dönemin değişen şartlarıyla ilgilidir. Sadece Nuh’un Gemisi değil, Markopaşa ve onu izleyen mizah biçimi 1950 yılındaki iktidar değişimiyle birlikte piyasadan kalkmıştır. Bunun nedeni, bu yayınlardaki mizahı besleyen başat öğenin CHP karşıtlığında temellenen bir muhalefet olmasıdır.CHP’nin iktidardan düşmesi bu tür bir mizahı anlamsızlaştırmıştır. 

ŞEHRE GÖÇEN EŞEK
Popüler Kültür, Mizah ve Tarih
Levent Cantek
İletişim Yayınları
2011
339 sayfa
22.5 TL.