'Ne ben ne de bu ülke insanı değişebilir!'

'Ne ben ne de bu ülke insanı değişebilir!'
'Ne ben ne de bu ülke insanı değişebilir!'

Ayşe Kulin

Anılarını 'Hayat' ve 'Hüzün' isimli kitaplarda toplayan Ayşe Kulin: 'Yazarken yüzleşmek kaçınılmazmış! Kendim için olduğu kadar dertleri hiç bitmeyen ve bitmeyecek ülkemin sorunlarıyla da yüzleştim'
Haber: IRMAK ZİLELİ - irmakzileli@gmail.com / Arşivi

Ayşe Kulin’in iki ciltten oluşan anıları, ‘mihenk taşım’ dediği babasının hayatta olduğu yılları kapsıyor. Babasını yitirdikten sonra “artık Ayşe eski Ayşe değildi” diyen Kulin, 1983’ten sonrasını yakın zamanda yazacak gibi görünmüyor. Kulin’in anılarında ilgi çekici olan, romanlarında karşımıza çıkan karakterlerin her birine bu kez başka bir pencereden bakma olanağını yakalamamız. Ayşe Kulin, henüz bir bebekken, dede evinden baba evine getirilişini şu cümlelerle anlatıyor: “Hükmünü kaybetmiş Osmanlı’nın ince hüznünün sindiği dede evinden, cumhuriyetin coşkulu kalkınma hamlesine kendini kaptırmış genç mühendisin evine getirilişim yağmurlu bir kasım sabahına rastladı.” Aslında bu anlatım, hem Kulin’in, hem de ait olduğu kuşağın nasıl bir kaynaktan beslendiğini de söylüyor bize. Kulin’in anılarında, aile geçmişinden gelen Osmanlı’nin seçkin kültürüne ait doku ile cumhuriyetin getirdiği “yeni insan ve yeni toplum” modelinin simgeleri iç içe geçiyor. Bu yeni insanın belki de en iyi temsili Ayşe Kulin’in babası olan o genç mühendis. Rüşveti asla kabul etmeyen, birilerinin politik manevralarına ayak uydurmak adına eğilip bükülmeyi reddeden yeni insan. Kulin’in ‘mihenk taşım’ demesi boşuna değil.
Ayşa Kulin, ülkenin en civcivli zamanlarına tanıklık etmiş. Darbeler, siyasi cinayetler, idamlar, çatışmalar, gençlik eylemleri... Ancak bu tanıklık anıların içinde birer bilgi olarak aktarılıyor yalnızca. Ülkede olup biteni izleyen, gazetelerden okuyan, radyodan dinleyen biri Ayşe Kulin. Toplumsal ve siyasal gelişmelerin odağında değil. Hayatın zorlukları içinde ayakta durmaya çalışan bir genç kadın yalnızca. Bu anlamda anılarda 1941-1983 yılları arasında yaşanmış siyasi gelişmelerin içinden bir bakış yakalamak mümkün değil. Ama bu yılların aile yaşamına, kadın-erkek ilişkilerine, toplumun boşanmış bir kadına yaklaşımına ilişkin ilgi çekici anekdotlarla karşılaşabilirsiniz. 

Anılarınızı yazdığınız ‘ Hayat ’ ve ‘Hüzün’ isimli kitaplarda yer alan fotoğraf albümlerinin başında şöyle bir ifade var: “Roman karakterlerine can veren aile bireylerim.” Gerçekten de anılarınızda karşımıza çıkan pek çok kişiyi biz, romanlarınızdan da tanıyoruz. O karakterler anılarda nasıl bir özelliğe sahipler? Roman karakterine dönüşürken ne tür bir değişim geçiriyorlar?
Aslında roman karakterlerim romanların içinde kendilerinden çok uzağa düşmediler. Ben onları tanıdığım halleriyle romanlarıma konu ettim. Unutmayın ki onların her biriyle en az on yıllık bir geçmişim oldu. Romanlaşan sadece olayların akışıydı. 

Romanın gerçek hayatın kopyası olmadığı, romancının hayatın içinden bir seçme yaptığı bilinir. Her ‘an’ olduğu gibi girmez romana, edebiyatın kendine has bir dili vardır. Siz, iki yazın türünde de kalem oynatmış bir kişi olarak bu anlamda anı yazımında da aynı mantığın geçerli olduğunu düşünüyor musunuz? Anı kitaplarına girmeye hak kazanan ‘an’ların özelliği ne olmalıdır size göre?
Her yazar anılarında ne ölçüde açık olacağının ve seçeceği anların kararını kendi verir. Ben anılarımı kaleme alırken, kendi özelimi ve üçüncü kişileri sakınarak yazdım. Sadece benim yaşadıklarımı ve duygularımı hikâye etmeye özen gösterdim. Bir anı salt bana aitse, çok samimi aktarıldı. Benden başka birilerini de kapsıyorsa, o kişinin özeline dikkat edildi. 

Anılarınızda başköşeye yerleştirdiğiniz biri var: Babanız. Ayşe Kulin’in kişiliğinde ve yaşamında büyük yeri olan bir karakter. Zaten anılarınızı babanızın hayatta olduğu yıllarla sınırlamışsınız. Anlıyorum ki Ayşe Kulin’in anıları denilince babasının sözü geçmeden olmayacak. Hangi özellikleriyle, ne kattı Ayşe Kulin’e Muhittin Kulin?
Babam hiç şüphe yok ki, bana en belirgin damgayı vuran kişidir. Bunda bir babanın tek evladı olmamın rolü var ama babamı tanıyan her bir kişi, onun sükûnetinden, güzel ahlakından, sevecenliğinden ve bilgeliğinden etkilenmiştir. Hayata onun gözlükleriyle bakmaya çalıştım, bunu az çok becerdim. Onun gibi olmaya da çalıştım, tırnağı olamadım. 

Anıları bilinçli olarak babanızın hayata vedasıyla sonlandırdığınızı bilmeme rağmen sormak istiyorum. 1983’ten sonrasını da yazacak mısınız? Özellikle yazar Ayşe Kulin’in hayatını?
Şu anda kendimden ve aile fertlerimden sıkılmış durumdayım. Herhalde okur da aynı duygular içinde. Elimde tamamen kurgu bir roman var. Belki yıllar sonra, hayat bana uzun ömür ve akıl sağlığı bahşederse, 1983 yılından sonraki gazetecilik, PR, konulu film ve yazarlık yaptığım dönemlerin komik olaylarını kaleme alırım. Örneğin, Rahmetli Turgut Özal’ın başbakan olduğu dönemde, gazeteci şapkasıyla bir Çin yolculuğum var ki, anlatmaya değer. 

Anılarınız 1983’te noktalandığı için Ayşe Kulin’in romancılığa nasıl adım attığını öğrenemiyoruz. Radikal Kitap okurları için bundan söz edebilir misiniz?
Haldun Taner ve Sait Faik ödülleri gibi İki çok önemli öykü ödülü kazanmışım ama kimsenin değil yazar olduğumdan, yaşadığımdan haberi yokken, birlikte büyüdüğüm Aylin’in vefat haberi geldi. Onun hayatını yazmak beni okurla, yazdığım kitap da okumayan Türkleri romanla tanıştırdı. Bir sonraki roman, eleştirmenlerimiz ‘Aylin’i pek küçümsedikleri için, olağanüstü bir çalışmayla kotarılmış, ‘Sevdalinka’. Gerisini biliyorsunuz zaten. Arkamda hiçbir gazete , dernek, parti, grup, cemaat, tanıdık, eş, dost olmadığı halde, okurlar beni, ben yazmayı sevdim, bugünlere geldik! 

Anılarınızı anlatırken içtenliği elden bırakmamışsınız. Kendi zaaflarınıza karşı da hoşgörülü ama bir o kadar da yüzleşen bir tutum görülüyor. Bu anlamda anı yazımı bir tür hesaplaşma oldu mu sizin için?
Yola hesaplaşma niyetiyle değil, başladığımı bitirme telaşıyla çıktım. ‘Veda’da Osmanlı’nın son üç yılını, ‘Umut’ta cumhuriyetin ilk yirmi yılını anlatmıştım. Yazarların kendi zamanlarını bir sonraki kuşağa aktarmak gibi bir sorumlulukları olduğuna inandığım için, yaşadığım çok renkli yılları da yazmak istedim. Ne var ki, yazarken yüzleşmek kaçınılmazmış! Kendim için olduğu kadar dertleri hiç bitmeyen ve bitmeyecek ülkemin sorunlarıyla da yüzleştim. Netice iyi değil: Ne ben ne de bu ülke insanı değişebilir! 

Romanlarınızda gerçek hayattan esinlenmeler baskın denebilecek düzeyde. Gördüğünüz, tanık olduğunuz, dinlediğiniz ve hatta yaşadığınız hikâyeleri romanlaştırdınız çoğunlukla. Bu bir romancı için handikap mıdır size göre? Bir gün hikâye biter mi? Yeni bir şey kurgulamak gerektiğinde alışmış olduğunuz tarzın dışına çıkamama riskini görüyor musunuz?
‘Veda/ Umut/ Hayat-Hüzün’ üçlemesinin dışında, kendimi hiç tekrar etmedim oysa. Bir roman Fırat’ın üzerindeki köprünün yapımı, diğeri Saraybosna’da yaşanan etnik savaş, bir diğeri batı Anadolu’da geçen tamamen kurmaca bir roman, bir başkası burada sadece Ahmet Hakan’ın alayına mazhar olan (ona da şükür, hiç olmazsa lafını etti!!) Almancaya çevrildiğinde, beni ZDF ve Arte televizyonlarına kırk dakikalık programlara çıkaran, Almanya ’nın en önemli günlük gazetelerinde birer kocaman sayfa işgal eden, radyoda radyofonik piyes yapılan ‘Bir Gün’, bir Kürt ve bir Türk kadınının kesişen yolları, ki tamamen kurgu… Dört öykü kitabımda toplanan öyküler ise, hepsi hayatın gerçeklerine dokunan birer hayal ürünü. Bilim kurgu yazmadıkça, roman ve öyküler bize zaten içinde yaşadığımız dünyayı nakletmiyorlar mı? 

Kendi ayakları üzerinde duran kadın olmayı önemsiyorsunuz ve tüm yaşamınız boyu buna çabalıyorsunuz. Hatta Ercan Arıklı’nın o kadar zengin kocadan hiç mi nafaka koparmadın yollu takılması dikkat çekici. Kendi ayaklarınız üzerinde durma çabası neden bu denli önemliydi?
Çünkü ben babamın kızıydım. Boşanırken kocalarının eline bakan, onlardan para, kat, mal mülk koparmayı hak sayan zihniyeti hep çok küçümsedim. Kendine saygısı olan insan küçümsediği şeyleri yapmaz. Benim hem kendime hem de başkalarına saygım var. Bu yüzdendir ki, hayatı bana dar eden insanların hoyratlıklarını, haksızlıklarını dahi belli bir özenle kaleme aldım.

HAYAT
1941-1964
2011, 337 sayfa, 15 TL.

HÜZÜN
1964-1983
2011, 281 sayfa, 15 TL.

Ayşe Kulin’in kitapları Everest Yayınları’ndan çıkmaktadır.