Ne bir eşeğim, ne de bir at. Ben bir zebrayım

Ne bir eşeğim, ne de bir at. 
Ben bir zebrayım
Ne bir eşeğim, ne de bir at. 
Ben bir zebrayım
'Zebra Zaza'nın resimlerine mi bakmalı uzun uzun, yoksa öyküyü bir çırpıda mı okumalı... Görkem Yeltan, bu güzel hikâyede Zaza'nın, kırmızı bir sığır, yeşil bir yabanöküzü ve mavi bir devekuşuyla çıktığı yolculuğu anlatıyor
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Görkem Yeltan’ı önce oyunculuğuyla tanımış şanssız şanslılardanım, oysa ne güzel, şimdi bir kuşak onun kitaplarıyla büyüyor. Sıradışı ya da değişik temalar seçmek konusunda ısrarcı, şarkılı bir dili inatla ama okuyanı bıktırmadan sürdüren ‘ çocuk ’ yazarlara ihtiyaç duyulduğunu reddetmek herhalde kolay değil! Görkem Yeltan, işte bu saydığım nitelikleri taşıyan ve yetişkinlik hayatının kendisini sıkıcılaştırmasını, hayal gücünü, renklerini öldürmesini engellemeyi başarmış ender çocuk yazarlar(ın)dan. Şaka değil; ‘sekiz’lemiş kitaplarını çoktan. Baskısı tükendiğinden bir türlü okuma fırsatını yakalayamadığım ‘Zebra Zaza’ adlı resimli öyküsü elime geçince, resimlerine mi bakayım uzun uzun, yoksa öyküyü bir çırpıda mı okuyayım, şaşırdım. 

Sürüden ayrılanı sırtlan kapar mı?
Nazlı Eda Noyan’ın tasarım ve uygulamasını yaptığı kitaptaki, o türlü türlü surat ifadesiyle Zebra Zaza’sı (ama nedense, özellikle pembe dudaklısı); sırtlanları resmederken sayfaya bulaştırdığı, sırtlanların vaat ettiği ölümü çağrıştıran o ufacık karanlık; sayfaların kenarına köşesine serpiştirdiği küçük küçük her türden hayvanın gölgesi/deseni; insanı gülümseten o kırmızı sığır, yeşil yabanöküzü ve mavi devekuşu tasvirleri, insanda renkli ve enerjik bir tabloya bakıyormuş duygusu uyandırıyor. Nazlı Eda Noyan aracılığıyla, çocuk kitaplarının olmazsa olmazı çizerlerinin hepsine birden selam edeyim bu vesileyle.
‘Zebra Zaza’ konusunu özetlemek kolay olsa da, derdini özetlemesi zor bir öykü bazı yanlarıyla. Sadece kendi türünün değil, bütün hayvanların dilinden anladığını şaşkınlık ve mutlulukla fark eden Zaza’nın, sürüden ayrılanı sırtlan kapar mı diye endişelenmeden kırmızı bir sığır, yeşil bir yabanöküzü ve mavi bir devekuşuyla çıktığı müzikli, şarkılı ve danslı yolculuğunu anlatıyor Görkem Yeltan’ın öyküsü. Şans eseri tanıştığı bu sıradışı üçlüyle kurduğu müzik grubu uğruna okuldaki derslerinden geri kalan ve en yakın arkadaşının eleştiri bombardımanına maruz kalan Zaza, sanatın ve hatta alışıldık yaşam tarzının dışına çıkmanın olumlu yanlarını eşe dosta göstermekte gecikmiyor neyse ki. Hem herkesin ayakta alkışladığı ve icra edilmesine ihtiyaç duyduğu bir işin, bir sanatın peşinde koşmak niye kötü bir şey olsun ki, değil mi!
Hatta en yakın arkadaşı Sanu’yu da bu eğlenceye dahil olmaya ikna ediyor Zaza çok geçmeden. Eğlence dediğime bakmayın, sonuçları ve bizde uyandırdığı duygular yüzünden kullanıyorum bu sıfatı, ama aslında Sanu’nun da katılımıyla beş üyeli, ciddi ciddi bir müzik grubu olarak turneye çıkacak kadar başarı kazanıyorlar yaptıkları işte. Zaza dışındakilerin dilinden anlamasa da Sanu, müzik zaten evrensel bir sanat değil mi; müzikten keyif almak için illa aynı dili konuşmak gerekir mi! Kendimizi müziğin tatlı dalgalarına bırakmamız yetmez mi! Yeter, diyor bizim küçük Zaza.
Ama yollara düşmek, sürüden coğrafi olarak ayrılmak öyle göründüğü gibi basit bir iş değil. Zaza ile Sanu’nun etrafı bir sırtlan sürüsü tarafından çevrildiğinde ve sırtlanların midesine inmelerine ramak kaldığında, sonradan sihirli yaratıklar olduğunu öğreneceğimiz Kırmızı, Yeşil ve Mavi, güçleri tükendiğinden ortadan kayboluyorlar istemeden. Küçükleri sırtlanlardan kurtarmak konusunda kahramanlık yapmak da Zaza ile Sanu’nun evlerinden bunca uzak olmalarına pek bir hayret eden karı koca fillere düşüyor; Fil Amca ile Fil Teyze’ye yani. Doğada işler nasıl yürüyor bilemem ama öykünün bu noktasından, aramızdaki farklılıklara rağmen birbirimize destek ve yardımcı olmamız gerektiğini, bunda güzel ve kıymetli bir yan olduğunu çıkarmak yanlış olmaz sanırım. 

Dostluğun doğası
Aynı şekilde Zaza’nın, Sanu’nun yabancılarla arkadaşlık etme ve alıştığı çevrenin dışına çıkma konusundaki inadını kırması, onun önünde alternatif bir yaşantı açması da övgüye değer. Sanu’nun Kırmızı, Yeşil ve Mavi’yle fazla zaman geçirdiği için Zaza’ya bozuk atması da çoğu çocuğa ve yetişkine uzak gelmeyecektir. Dostluğun doğasında dostunu başkasına yar etmeyecek denli sahiplenmek varmış gibi değerlendirilse de çok zaman, aslında olması gereken, farklı deneyimler yaşayıp bunları bizimle paylaşmaları için sevdiklerimizi özgür bırakmamız bence. Bir dostun başka yerde bizim yanımızda olduğundan daha mutlu olması bir üzüntü kaynağı olmayabilir pekâlâ. Olmak zorunda değil! 

Bir kılıf meselesi
Görkem Yeltan’ın öyküsünün daha ilk cümlelerinde Zebralar hakkında özetle bilinmesi gerekenleri, bilgiçlikten uzak bir dille, pek bir güzel ifade etmesini de çok hoş buldum ben. Hele, her şeyi bilen yazar rolüne soyunmaması ve bir zebranın ağzından, “Bir gün, Kırmızı bir sığır, Yeşil bir yaban öküzü ve Masmavi bir devekuşu gördüm. Onları o kadar çok sevdim ki... Keşke ben de renkli olsaydım. Ben siyah beyazım. Niye böyle olduğunu bilmiyorum. Acaba, toprak rengi ve yeşil çizgilerimiz olsaydı; düşmanlarımızdan saklanamaz mıydık?” diye sorması.
İnsan merak ediyor; acaba Zebra Zaza da yaşadığı bu hareketli günlerin sonunda, aslında hayli renkli bir kişiliğe sahip olduğunu, siyah beyaz görünmesinin sadece bir kılıf meselesi olduğunun farkına varmış mıdır? Akıllı bir zebra olduğuna bakılırsa herhalde anlamıştır.
Görkem Yeltan’ın ‘Zebra Zaza’sını, çocuklarına başucu kitabı arayan ebeveynlere ısrarla tavsiye ederim. Keyifli ve kelimenin gerçek anlamıyla renkli bir okuma bekliyor çünkü kitabın kapağını açanları. 

ZEBRA ZAZA
Görkem Yeltan
Resimleyen:
Nazlı Eda Noyan
Marsık Yayıncılık
2011, 32 sayfa, 14 TL.