Ne okumalı, nasıl okumalı?

Ne okumalı, nasıl okumalı?
Ne okumalı, nasıl okumalı?
Okuyan kim olursa olsun, kişisel seçimlere öncelik verilmeli
Haber: SEMİH GÜMÜŞ / Arşivi

Okumak, insanın tek başına yaptığı benzersiz bir iş. İş derken, okumaya verilmesi gereken anlama gönderme yapmış oluyor muyuz? Okumanın nasıl yapılması gerekiyorsa öyle yapılması gerektiğini, dolayısıyla bir dizgesi olduğunu belirtiyor bu. Kendi başımıza okuduğumuz zaman bile. İster asıl işi okumak olan bir yazar olsun, ister genç bir öğrenci, okuma eyleminin kendine özgü bir biçimi vardır ve ona uygun okunduğunda bambaşka sonuçlar verir.
Peki okullarda nasıl okunuyor kitaplar? Edebiyat kitapları, roman, öykü, şiir, edebiyat öğretmenlerinin seçip önerdiği kitaplar ya da “100 Temel Eser” listesindeki kitaplar?.. Yaşları 14-19 arasındaki gençlerin büyük çoğunluğunun, öteki dersler dışında kendilerini kitap okumaya vermeleri pek beklenemez. Okunan kitapların da önemli bölümü okulda zorunlu tutulanlarla sınırlanıyor. Okulda, bir zorunluluk olarak okunan edebiyat kitapları acaba öğrencilerde iz bırakıyor mu? O kitapları okuyarak ilkgençlik zamanlarını yaşayan öğrenciler edebiyat sevgisi alıyor, başka romanlara, öykülere yöneliyor mu? Pek sanmıyorum.
Yıllardır uygulanan “100 Temel Eser” listesinin en önemli sorunu hem iyi uygulanabilir olmamasıydı, hem de uygulanma biçiminin öğretim disiplini içinde hemen edebiyat dışına çıkmaya yatkınlığıydı. Yaşayan yazarların “tartışma çıkar” diye alınmadığı liste, nasıl bir edebiyat getirir ortaya? İçinde klasikler olsa bile, eski, bir bakıma yaşamayan edebiyat. Elli yıldır edebiyat ders kitaplarını değiştirmeyen anlayış, gri duvarlar arasında kendi bildiğini okur. 100 temel eseri belirleyerek bir liste oluşturmakla ortaöğretim öğrencileri için 100 temel eser belirlemek bambaşka şeyler. İkincisini göz önünde tutmak için, hem edebiyatçı, hem eğitimci olmak ya da ikisinden birinde çağdaş ve sağlam düşüncelere sahip olmak gerekiyor.
Edebiyat dünyamız MEB ’in “100 Temel Eser” listesinden belki pek hoşnut olmadı, ama yeterince de tartışmadı. Bu arada okullarda uygulanması Bakanlık’ça istenen liste birdenbire ciddi bir pazar da yarattı ve listedeki kitapları yayımlayan yayınevleri, bu fırsatı kullanmak için birbirleriyle yarıştı. Peki bir seçenek getirilmeye çalışıldı mı? Aradan geçen zaman içinde bir seçenek oluşturulmadıysa, yayıncılık dünyasının büyüklerinin “100 Temel Eser” listesini kovalama çabalarının payı epeycedir.
Notos’un Şubat-Mart sayısında bu kez farklı bir 100 Temel Eser listesi yayımlandı. Temel bir farklılığı var bu listenin. İlkin hazırlayanlar, bu kez denebilir ki, konunun uzmanı yazarlar ve eğitimciler. 192 yazar ve eğitimci, Notos’un bu sayıda sonuçlarını açıkladığı soruşturmaya verdikleri yanıtlarla bambaşka bir 100 Temel Eser listesi ortaya çıkmasını sağladı. 

Genç okura en yakın dil
Ortaöğretimdeki milyonlarca öğrenciye dönük her çalışma büyük sorumluluk ister. Bu sorumluluğu taşımadan yaptığınız okuma listelerini bir de dayatırsanız, sonunda gençleri edebiyatın dışına çıkarırsınız. Okuyan kim olursa olsun, kişisel seçimlere öncelik verilmeli. Sözgelimi doğru dürüst bir 100 Temel Eser listesinde, Yaşar Kemal’in bir romanının bulunmaması düşünülebilir mi? MEB tarafından hazırlanan listede, yaşayan yazarlar arasında bulunduğu için, Yaşar Kemal bile yer alamadı. Peki böyle bir listede Yaşar Kemal’in hangi romanı seçilmeli? Sözgelimi ‘Demirciler Çarşısı Cinayeti’ni lise öğrencilerinin önüne koymak yerine, ‘İnce Memed’i seçmek daha doğru değil mi? Peki dört kitabını birden mi? ‘İnce Memed’in 1’i mi? Hiç kuşku yok ki, ‘İnce Memed’ önerilecekse, en aklı başında olan birinci kitabı önermektir. Notos’un yeni 100 Temel Eser listesinin ilk sırasında Yaşar Kemal ve ‘İnce Memed 1’ romanı var, bir de ‘Kuşlar da Gitti’.
Listede bulunan her kitap herkese çok yerinde seçimler olarak gelmez elbette, benim için de olması zorunlu bazı kitaplar bu listede yer almıyor. Gelgelelim, Yaşar Kemal’den seçilen bu iki roman, olabilecek en doğru seçimler gibi görünüyor. Öte yandan, ortaöğretim öğrencilerinin izlemesi için hazırlanan bir kitap listesinde Latife Tekin, Füruzan, Orhan Pamuk, İhsan Oktay Anar, Ferit Edgü, Adalet Ağaoğlu, Hasan Ali Toptaş, Leyla Erbil, Ayfer Tunç, Selim İleri gibi yaşayan yazarların bulunması, o listenin edebiyat dünyasına kapılarını alabildiğine açtığını gösterir. Demek bir anlayışa göre, yaşayan yazarların hangilerinin listede bulunup hangilerinin bulunmadığının yaratacağı tartışmadan çekinerek, bu yazarları gençlere okutmayacağız! Peki, bu yazarların bulunmadığı bir Türk edebiyatı düşünülebilir mi?
Genç okur, birkaç nedenle edebiyat kitaplarıyla daha güçlü ilişki kurar. Öncelikle, kitabın dili ve anlatım biçiminin kendisinin ulaştığı okuma düzeyine doğru bir karşılık vermesi gerekir. Eski metinlerin dilinin günümüz Türkçesine uyarlanması yeterli olur mu? Sözgelimi ‘Aşk-ı Memnu’nun sadeleştirilmiş dili romanın aslındaki tadı verebilir mi? Biraz kuşkulu, değil mi. Dolambaçlı anlatmaya gerek yok. Genç okura en yakın gelecek dil, yaşadığı günün dilidir, dolayısıyla günümüz edebiyatının örnekleriyle arasındaki yol, en kestirme olandır. 

Okuma listelerinin işlevi
Anlatılanın ne olduğu da önemli mi? Elbette, ama sınırları daraltmadan. Evliya Çelebi’nin seyahatnameleri de çekici olabilir, Yüzüklerin Efendisi ya da Harry Potter da. Aralarında bağ kurmaya bile gerek yok, birbirinden apayrı anlatılar bunlar. Burada iki düzeyin kesişmesi gerekiyor: İlki, anlatılanın genç okurun kendi hayatına yakın olması. Demek ki kendisininkine koşut hayatlar içindeki yazarların yazdıkları, genç okura kendiliğinden yaklaşacaktır. İkincisi de, gerçek hayatın dışında, günümüzde bir genç okurun hayal ve düşlem gücünün sınırları nerelere uzanıyorsa, onları anlatan yazarlarla onun daha yakın ilişki kuracağı da söylenebilir.
Bu arada seçimlerin özgürce yapılması ve okuma biçiminin özgürce belirlenmesi de genç okur için önemli. 100 Temel Eser listesi, bir ortaöğretim öğrencisinin yolunu belirlemesine, dağınıklığı toparlamasına yardımcı olmak için birebirdir aslında. 1970’lerin hemen öncesinde ve sonrasındaki gençlik yıllarımızda en çok yaptığımız şeylerden biri okuma listeleri yapmaktı ve bir listeyle işimiz bittikten sonra yenisini yaparak okuma alışkanlığımızı sürekli ve disiplin altında tutmaya çalışırdık. Liste yapmak iyidir, yararlıdır. Bir antoloji yapmak da liste yapmaktır sözgelimi. Genç ya da yetişkin, her kitap okuru önerilere açıktır ve önerileri aldıktan sonra kendi kişisel listesini de yapar zaten.
Sözgelimi Notos’un 100 Temel Eser listesinde Dostoyevski’nin ‘Suç ve Ceza’ romanı var, ama genç okur için ‘Beyaz Geceler’ pekâlâ daha uygun bir seçim olabilir. Sabahattin Ali’nin iki romanını birden almak yerine, ‘Yeni Dünya’ adlı son ve en önemli öykü kitabını da alabilirsiniz. Bu arada Salinger’ın ‘Çavdar Tarlasında Çocuklar’ romanıyla Márquez’in romanlarının bulunduğu bir listenin ortaöğretim öğrencileri için ne denli çekici olabileceğini belirtmeye bile gerek yok.
100 Temel Eser listesinde 13 yaşayan yazarın 17 kitabı var; bunu artırmak daha yerinde olabilir. Doğrusu, ben öyle yapardım. Sonunda edebiyat dünyamızın kendisini ilgilendiren alanlarda kendi dışında ortaya çıkan oluşumlara seçenekler tasarlama, o seçenekleri öne sürme alışkanlığının olmadığını da düşünürsek, yeni 100 Temel Eser listesinin önemi daha iyi anlaşılabilir. Asıl önemi, bu listenin uygulanabilirliği. Özel okullarda çok çabuk benimsenebileceğini düşünebileceğimiz bu yeni listenin devlet okullarında MEB’in hazırladığı listenin yerini alması zor olacaktır elbette. Ama aklı başında bir tutum, eski listenin yenilenmesini düşünebilir. Kırk yıl önceki edebiyat kitaplarından temelli bir farkı olmayan kitapların bugün hâlâ edebiyat ders kitabı olarak okutulmasındaki anlamsızlığın farkına varan eğitimciler, resmi listelerin eksiklerini daha kolay görebilir.
Önyargıya gerek yok. Edebiyat bu. Kendisini sürekli yenileyen, yenilemezse etkisizleşebilecek bir alan, içinden çıkardığı önerileri de sürekli yenilemek isteyecektir. Bunun anlaşılmaması düşünülebilir mi?

notoskitap.blogspot.com