Ne var şu dağın arkasında?

Ne var şu dağın arkasında?
Ne var şu dağın arkasında?

Resimler: Reha Barış

'Bumba Dağın Arkasını Merak Ediyor', çocuklara olduğu kadar anne babalara da yazılmış öykülerden. Şeker tadında bir dili var, kahramanının başından geçen onca şeye rağmen usul usul ilerliyor. Merak, heves iyidir, diyor sanki bir yanıyla, tabii cesaret ve kararlılıkla destekleyebilirsen
Haber: ASLI TOHUMCU - asli@aslitohumcu.com / Arşivi

Beğeni, insanın dilini kilitleyebiliyor bazen. Cem Akaş da bende okuyucu olarak bu hissiyatı yaratan bir yazar. Ürettiklerinin hatırı sayılır bir miktarını okuduğum bu adamın edebiyatı, nasıl desem, bende bazen en kırıldığım yerden güçlenmek üzere olduğum duygusunu uyandırır. Bu duyguya olabildiğince uzun bir süre tutunmaya çalışırım. Sürükleyici bir heriftir, sağlam yazar, yabana atılacak bir tip değildir yani.
Yavrulamak hep kadınların bakış açısını değiştirecek, onları önceden üzerinde durmadıkları alanlara yöneltecek değil ya! Cem Akaş’ın durumunda, ‘Bumba Dağın Arkasını Merak Ediyor’ adlı modern masal çıkmış ortaya. Çizer Reha Barış’ın, bizi kapaktan selamlayan zürafa Bumba’sı, evet, kesinlikle kapakta göründüğü kadar sevimli dökülmüş Akaş’ın kaleminden.
Bir gün saklambaç oynarken, arkasına saklandığı çalıların üstünden ilerideki dağı gören Bumba, dağın arkasında ne olduğunu merak eder. Babasının, ‘tuhaf’ diye nitelediği bu soru hiç aklına gelmemiştir, dolayısıyla önemli bir şey olduğunu sanmaz, “Olsaydı haberimiz olurdu,” yorumuyla noktalar muhabbeti. Annesiyse, dağın arkasına giden biri olduğunu hiç sanmadığını belirterek, “Herhalde burada ne varsa dağların arkasında da aynı şeyler vardır,” karşılığını verir. Yani dağın arkasında da babası, annesi ve kendisi mi vardır? Neyse ki bu yanıta çocuklar bile kanmaz!
Genelin sahip olduğunun ötesinde meraka sahip kahramanların ayaklarına bir şeyler dolanır hep; Bumba işte bu anlamda iki kere şanslıdır. Merakının gücü bir yana, ailesinin desteği de arkasındadır ve yolculuk hazırlıkları elbirliğiyle gerçekleştirilir.

Dağın arkasında, uçsuz bucaksız bir okyanus ve bir okyanus kıyısı şehri uzanmaktadır. Sözde deneyimli okuyucunun beklediği gibi zorlu bir yolculuk olmaz ama bu. Bumba’nın karşılaştığı tek engel tırmanışın zorluğudur, o zorluğu da merakının ağır basmasıyla bir çırpıda aşar.
Bumba, sabah erkenden doğrudan limana koşar. Denizci bir maymunla karşılaşır orada ve bu miçonun gemisinin Avustralya denen memlekete gideceğini öğrenir. Bu yolculuğa bir bilet alarak katılmak mümkündür, ancak parası olmayan Bumba kaptanla konuşmaya karar verir. Sonunda gözetleme işine uygun görülerek, geminin hem yolcusu hem tayfası olmaya hak kazanır ve Avustralya’ya doğru yola çıkar.
Bir gün balinaları su fışkırtan adalarla, başka bir gün göç eden çekirge sürülerini yaklaşan bir fırtınayla karıştırır bilgisizliğinden. Bu nahoş tecrübelerin çekingenleştirdiği Bumba, kara göründü işaretini vermekten de kaçınır ve iyi bir gözcü olduğunu ispatlayamadığı düşüncesiyle ayak basar karaya.
Avustralya’da önce kanguru Marko’yla, biraz hoş beşten sonra çıktıkları yüzme sefasında da Marko’nun kesesine giren balık Alba’yla tanışır. Marko, Alba’yla Bumba’yı bir konsere götürmeyi teklif eder. Konserin gerçekleştiği gösteri gemisine hayran kalan Bumba bilet gişesinde çalışarak kazandığı parayla her gece gösterileri izler, izlerken de dans eder. Geminin sahibi olan devekuşu Bumba’nın dans yeteneğini değerlendirmeye karar verince, Bumba işçilikten şov yıldızlığına terfi eder.
Gösteri gemisi rotasını Türkiye ’ye (kulağa tanıdık geliyor ama) çevirmeye karar verince, önce dönüp anne babasından izin almaya, sonra da Türkiye’deki meşhur Opera ve Dans Akademisi’ne girmeye karar verir. Dönüş yolunda daha afili gözcülük yapar ve ailesiyle arkadaşlarının yaşadığı savanda sevinçle karşılanır. Bumba yaşadığı her bir şeyi ailesine uzun uzun anlatır, onlar da çocuklarının cesaretine hayran kalırlar. Ancak yine gidecek olmasıyla suratlar asılır ve ne yazık ki Bumba’ya ailesinden vize çıkmaz.
Bumba ailesinin fikrini değiştiremeyince, kendine kendine dans çalışmayı sürdürmeye ve ailesinin yanında kalmaya karar verir. Hatta arkadaşlarına dans etmeyi öğreterek güzel bir gösteri bile hazırlar. Bumba’nın ne kadar yetenekli olduğunu gören annesiyle babası fikirlerini değiştirirler. Hikâye, Bumba’nın Türkiye’ye gitmek için yola çıkmasıyla, basbayağı bir devam hikâyesi sözüyle yani, biter.

İnsan Akaş’tan biraz daha asi bir kız çocuğu beklese de, yazar onun yerine ideal, deneyimle hatasını kabullenen ve kararlılığı/yeteneği karşısında çocuğuna gitme izni veren ebeveyni yaratmayı tercih etmiş öyküsünde. Fena da fikir değil doğrusu! Bumba’nın girişkenliği, çalışkanlığı ve kararlılığı ilham verici, macera boyunca kurduğu dostluklar da... Hikâyenin her aşamasında, her seferinde ‘macera yeni’ başlıyormuş gibi geliyor insana. Sıkıcılıktan uzak ve sürprizli yani. Zaten bir zürafanın tayfalığı, opera ve dans akademisine girmeye hevesli oluşu bile sıradışı.
Hani şu, çocuklara olduğu kadar anne babalara da yazılmış öykülerden. Şeker tadında bir dili var, kahramanının başından geçen onca şeye rağmen usul usul ilerliyor. Merak, heves iyidir, diyor sanki bir yanıyla, tabii cesaret ve kararlılıkla destekleyebilirsen, engeller karşısında umutsuzluğa ya da öfkeye kapılmadan. Böyle işte bence ‘Bumba Dağın Arkasını Merak Ediyor’!

BUMBA DAĞIN ARKASINI MERAK EDİYOR
Cem Akaş
Resimleyen: Reha Barış
Can Çocuk
2011
56 sayfa
6.5 TL.