Niyetimiz belliydi

Haber: Necmettİn Alkan / Arşivi

Haluk Hepkon, Radikal Kitap ’ta ‘Selanik Dönmeleri, Komplo Teorisi ve Tarihçiliğimiz’ adlı eleştirisinde, “Selanik İstanbul ’a Karşı: 31 Mart Vak’ası ve Sultan II. Abdülhamid’in Tahttan İndirilmesi” kitabımızı konu edinmiştir. Yazarın çalışmamızı belli bir “klişeye” veya “dar kalıba” sıkıştırmasından dolayı, cevap hakkımızı kullanmak bâbında, bu metni kaleme aldık. Hepkon, 1980’li yıllardan itibaren “dış kaynaklı” ve “yeni bir resmi tarih”in kurgulandığını; bizim çalışmamızın ise, bu bağlamda ele alınması gerektiğini iddia etmektedir. Bu yeni resmî tarihin malzemesini, “devrim karşıtları” ve “gericiler” olarak adlandırdığı kesimlerden “devşirdiği”ni; bunun için “komplo teorileri”nin “eşsiz” bir kaynak teşkil ettiğini yazmaktadır. Hepkon’un bu komplovari iddialarını, ayrı yazı konusu yapmak üzere çalışmamız hakkındaki eleştirilerine geçelim.
Yazar, bu kitabımızla “askerî vesayete tarihsel arka plan icat etme” gayretinde olduğumuzu belirtmektedir. Hepkon’un bundan kastı, subayların günlük siyasete ve sivil yönetime müdahale etmesi ise, bu bir icat değil; aksine tarihî bir olgudur. Askerin siyasete müdâhil olmasının yakın tarihimizde neden olduğu olumsuz gelişmeler hakkındaki örnekler 1908 Jön Türk İhtilâli’nde, 31 Mart Vak’ası öncesi, sırası ve sonrasında fazlasıyla bilinmektedir. Bunlarla alakalı misallere kitabımızda yeterince yer verilmiştir. Bütün bunların bileşkesi ise, şu anda üzerinde çalıştığımız “1912-1913 Balkan Savaşları” olmuştur. Gerek bizim ve gerekse Alman kaynakları, bu hezimetin nedenlerinin başında ilgili süreçte subayların siyasetle uğraşmasının geldiğini, sıkça dile getirmektedir. Yakın tarihimizle alakalı bu ve benzeri misalleri dile getirmek hiçbir zaman “icat” etmek değil, aksine Osmanlı’nın dağılma sürecini hızlandıran tarihî bir olguya işaret etmektir.
Çalışmamızda dile getirdiğimiz 31 Mart Vak’ası’nın sadece bir veya iki gün sürdüğü ve ardından hayatın normale döndüğü, bu süre zarfından Meclis-i Mebusân’ın açık olduğu; Hareket Ordusu’nun Selanik’te oluştuğu; bunda Yahudilerin ve Dönmelerin bulunduğu, ki bunlardan başka Bulgar, Sırp ve Grekler gibi pek unsur da yer almaktaydı; Hareket Ordusu’nun İstanbul’a gelirken temel gâyesinin Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi olduğu; subayların bu süreçte İttihâd ve Terakki’nin aracı olarak kullanıldığı gibi tespitler komplo değil; aksine kaynaklarda geçen olaylardır. 31 Mart Vak’ası’nın sadece bir “irtica” kelimesiyle “kavramsallaştırılamayacak” kadar geniş toplumsal bir tepki olduğu; isyanın patlak vermesinde farklı kesimlerden pek çok aktörün rol aldığı hakkındaki tespitlerimiz de, aynı şekilde ilgili kaynaklara istinaden yapılmıştır.
Hepkon, kaynaklarımıza da gereksiz bir eleştiri getirmektedir. Bu eleştiriye en güzel cevap; Türkçe, Osmanlıca, Almanca ve İngilizce arşiv vesikasından, onlarca kitap, dergi, gazete , ansiklopedi ve internet sayfasından oluşan zengin kaynakça listemizdir. Ulaşabildiğimiz her kesimden esere, yer vermeye çalıştık. Bunların müelliflerini, Hepkon’un iddia ettiği gibi, “İttihâdçı karşıtı”, “gerici”, İttihâdçı, Dönme vesaire olarak kesinlikle ayırmadık; ayırmayız da. Ayrıca Alman, Avusturyalı, İngiliz, Amerikan ve Hollandalı büyükelçilik veya konsolos raporlarına ve Avrupalı seyyahların hatıralarına da yeterince yer verdik. Bu şekilde 31 Mart Vak’ası hakkında geniş bir bakış açısı yakalamaya gayret ettik. Yakaladığımıza da inanıyoruz. Bu bağlamda çalışmamız, 31 Mart üzerine yapılmış en önemli ve kapsamlı kitaplardan biri olarak tarih araştırmalarında yerini almıştır.
Yazar, Atilhan’ın eserine ve İngiltere’nin Büyükelçisi Lowther’in raporlarına müracaat etmemizi de eleştirmektedir. Atilhan’ın Yahudi karşıtı olduğu için iddiası, onun bu konu hakkında yazdıklarını değersiz kılmaz. Bu döneme kendisinin şahitlik etmesi ve bu olayda yer alan bazı şahısları tanıması Atilhan’ın gündeme getirdiklerini bir iddia olarak önemli kılmaktadır. 31 Mart Vak’ası’yla ilgisi olduğu iddia edilen İngiltere gibi önemli bir devletin Büyükelçisi de, aynı şekilde konumuz açısından ehemmiyetlidir. Bunların tercih edilmesinin başka hiç bir nedeni bulunmamaktadır. Hele hele Hepkon’un ima ettiği gibi, özellikle de bu olayları Yahudilikle, Dönmelikle ve Masonlukla irtibatlandırmayla da hiçbir alakası yoktur. Kaldı ki bu yöndeki en önemli iddiaları, bizim de istifade ettiğimiz, İtalyan İacovella, “Gönye ve Hilal. İttihad-Terakki ve Masonluk” adlı eserinde gündeme getirmektedir. Hepkon, nedense İacovella’ya her hangi bir atıfta bulunmamaktadır.
Kısaca bir kez daha belirtmek gerekirse, “Selanik İstanbul’a Karşı” çalışmamız, yerli ve yabancı zengin bir kaynakçadan istifade edilmek suretiyle kaleme alınmıştır. Bu kitabımızda, 31 Mart Vak’ası hakkında ulaşabildiğimiz; sağ-sol, yerli-yabancı, olaylara katılan-katılmayan; kısaca her kesimin ve tarafın görüşlerine yer verilmiştir. Ayrıca farklı olarak da bu hadise ve Sultan II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesi, Osmanlı hukuk sistemi açısından tarafımızdan ilk defa değerlendirilmiştir. Bütün bunlar, yakın tarihimizde “komplo” aramak veya “icat” etmek için değil, önemli bazı tarihî olguları ortaya koymak endişesiyle ve amacıyla yapılmıştır. Bunun dışında başka niyetler aramaya gerek yoktur.