O 'bahçe'de biz!

O 'bahçe'de biz!
O 'bahçe'de biz!

Mehmet Said Aydın

Aydın'ın 'Kusurlu Bahçe'si, bireyin ya da topluluğun 'başına gelenleri' mahcup bir bilinçle sunuyor
Haber: MELEK AYDOĞAN / Arşivi

Mehmet Said Aydın ’ın uzun bir bekleyişin ardından okuyucuyla buluşan, ‘O Ses’, ‘O Koku’, ‘Bahçeli Çocukluk’ ve ‘Boğaziçi Apartmanı’ başlıklı bölümlerden oluşan ilk kitabı ‘Kusurlu Bahçe’, edebiyat dünyamıza yeni katılan 160. Kilometre Yayınları tarafından; Ahmet Güntan’ın ‘şiirgeldikelimedeboğuldu’, Erhan Altan’ın ‘Ölçü Kaçarken’, Ali Özgür Özkarcı’nın ‘Yetmez Ama Hayır’ ve Mehmet Davud Özdal’ın ‘Mehmet Molla’ isimli kitaplarıyla beraber yayımlandı.
‘Kusurlu Bahçe’nin kodlarını anlayabilmek için, Mehmet Said Aydın’ın kodlarından söz etmek gerek. Şair, Türk Dili ve Edebiyatı alanında lisans ve yüksek lisans eğitimi almış ve şiirle ‘akademik’ boyutta da ilgilenmiş. Çeşitli dergi ve gazetelerde, şiir eleştirileri ve çevirileri yayımlanmış. Şaire ait verilen biyografik bilgi, ‘yazı’yla ilişkisini göstermek açısından önemli. Şüphesiz, edebiyatla/şiirle/dille bütünleşmiş bir duruşu olan Aydın’ın şiirlerinde, biyografi merkezli temsili ipuçlarını bulmak mümkün.
Mehmet Said Aydın, şiirlerinde ‘hatırlama’nın ruhunu kavramasıyla hafızaya ‘sembol’ değeri kazandırır. Dili, unutmayan bir dildir. Ve bu dil yarılır bazen: “hatırlamam. ivedi. nefret ettiğim kelimeler. nefret etmem. etme/nefret etme. unutmam gerek çünkü. insan unutur./ unutmam gerek./ insanım.” Gösterilen içerik, bir nesne gibi izlenir; eylemlerle kendini kavratır. Alışılmışın ve olağanın zincirini kıran şair, her nesneye/eyleme bir yığın makul gerekçe bulur ve sözü edilen her olayı/varlığı ‘gayrimeşru’luktan kurtarır: “ğlaklıktan utanmadan: mevsim artık sonbahar./ utanarak: pantolon giyiyoruz ve kot işçileri ölüyor.”
Aydın’ın şiirlerinin dili, ‘eksiklik’i arayan/bulan bir dildir. ‘Eksiklik’in aranması demek, ‘tereddüt’ün diri tutulması demektir. Bu yüzden şiirin adının ‘tereddüt’ olması tesadüf değil: “tereddüt: küçük çocuğun elinde sapan/ göz göze geldikleri kuş ve gerilen dünya”. Şairin tereddüt dili, karşı koyarak gerçekleştirilen bir dil olduğuna göre, zorunlu olarak bir mukavemet formu taşır. Asıl olarak, mukavemetin dolaylı olarak anlattığı, mekânla ve zamanla ‘bağlılık’ ilişkisinin sürekli dönüşerek kendini ifşa etmesidir. Şairin kendini sarmalayarak ortaya koyması, bir ‘dağılma’ riskini de üstlenir. Aydın bu riski, hayal ve hakikat olanın imgeleriyle arasına ‘hafıza’ gibi bir mesafe koyarak ortadan kaldırır: “soluklanmak için bulduğum ilk meşenin altını kazdım, oradan geliyorum”.
Kelimelerin ‘genel’ anlamını kişisel bir duyumla ‘şüphe’ye iten şair, gerçekle varlık arasına bir ‘sorgu’ koyar. Farklılıkları ‘kesin’ bir ayrım yapmaktan kaçınarak bir ‘izah’la gösterir. Bu noktada, kelimelerin simgesel değeri ‘son’unu bekleyen bir hastanın halini alır. Başka bir deyişle, izah, açığa çıkarma formunu görünmeyerek/haber vermeyerek gerçekleştirir. 

Daima aynı çerçeve: çocukluk
Şairin ‘metin içinde metin’ kullanarak söyleştiği birçok sanatçı ve yapıt, bize Aydın’ı ‘açma’ imkanı tanır. Şair, “şimdi bir taneyim işte, parmakla sayılabilirim/ adet ve miktarım, eser ve yapıtım, böcek ve haşere” dese de, şiirini ‘yalnız’ bırakmaz hiç. Uyuyan Adam’la yürürken Pavese’den söz eder, Neşet Ertaş’la notalara bürünürken Muhsin Bey’i bağrına basar. Turgut Uyar, Oğuz Atay, Hasan Ali Toptaş, Akif Kurtuluş, Birhan Keskin, Franz Kafka, John Berger, Tony Gatlif, Zeki Demirkubuz, Damien Rice, Leonard Cohen, Şivan Perwer... Hangi olayı, coğrafyayı, tarihi anlatırsa anlatsın, şiirde daima aynı çerçeveyi gösterir: Çocukluk. “O Ses”, “O Koku” ve “Boğaziçi Apartmanı”, bu sebepten “Bahçeli Çocukluk”ta görünür, şaşırmayalım.
‘Kusurlu Bahçe’, bireyin ya da topluluğun ‘başına gelenleri’ mahcup bir bilinçle sunarken taşıdığı kuvvet nedeniyle okunmayı hak ediyor:
“ben çok şeye kusur kaldım./ çok şey kusura baksın bu yüzden”.

KUSURLU BAHÇE
Mehmet Said Aydın
160. Kilometre Yayınevi
2011, 96 sayfa, 11 TL.