O karanlıkta solcular...

O karanlıkta solcular...
O karanlıkta solcular...

Rıfat Ilgaz ve torunu Anıl.

Dönem hakkında önemli bilgilerle dolu bir metin. Sadece belgesel değeri için değil, güzel bir roman olduğu için de okunmalı Rıfat Ilfaz'ın 'Karartma Geceleri'
Haber: ASUMAN KAFAOĞLU-BÜKE - akafaoglu@yahoo.com / Arşivi

Bu ülkenin insanları Rıfat Ilgaz’ı ilk başta ‘Hababam Sınıfı’nın yazarı olarak bilirler, üretken yazarın diğer tüm eserleri adeta bunun gölgesinde kalmıştır. Edebiyat çevreleri ise Ilgaz’ı daha çok şiirlerinden tanırdı, nedense romanları oyunlarından sonra geldi hep. 1911 doğumlu şair, romancı, öykücü ve oyun yazarı Rıfat Ilgaz’ın yüzüncü doğumyılı sayesinde, eserleri bu yıl içinde yeniden yayımlanacak ve böylece romanları gündeme gelecek ve belki yeni nesiller ‘Hababam Sınıfı’ dışında yazarı tanıma fırsatı bulacaklar.
Rıfat Ilgaz’ın 1974’de yayımlanan ve yazarın hayat hikâyesiyle örtüşen ‘Karartma Geceleri’ onun önemli eserleri arasında yer alır. Roman, 1944 yılında yaşanan birkaç ayı anlatır. Roman kahramanı Mustafa Ural, yazarın kendisi gibi bir öğretmendir ve yeni yayımlanan şiir kitabı yüzünden başı derde girmiştir. Şiir kitabı yasaklanmış, toplatılmış ve şimdi de şair tutuklanmak üzere her yerde aranıyordur. Romanın giriş bölümünde Mustafa hapiste sorgulanmayı beklerken, bilinmezlerin içinde tanırız onu. Burada oluş nedenini bilir elbette, şiirleri sakıncalı bulunmuştur ama suçunun ne olduğunu bilmez. Birinci bölüm sonrasında kurgu geri dönüşle birkaç ay öncesine gider. Romanın geri kalan bölümlerinde kahramanın hapse girene kadar geçen süre içersinde, 9 Mart ile 24 Mayıs tarihleri arasında, İstanbul semtlerinin karanlık gecelerinde polisle girişilen kovalamaca düellosu anlatılır.
Polisle kovalamaca şöyle başlar: Karlı ve soğuk bir mart günü Mustafa eve dönerken, komşudaki genç kızın pencereden kendisine işaret ettiğini görür ve evin kapısında polislerin onu beklediğini anlar. Evine giremez, onu tanıyanların yanında görünmemesi gerektiğini bilir. Üzerinde fazla parası olmadan, hazırlıksız bir biçimde sokakta kalmıştır. Ayrıca sağlık sorunları yüzünden okuldaki görevinden raporludur. Hasta ciğerlerinin hapishane koşullarına dayanamayacağını bildiği için özellikle iyileşmeden yakalanmak istemez. Hayatlarına minimum zarar verecek şekilde aklına gelen dostlarını arar. Gazetelerde çıkan haberlerden, arandığı bilinir; artık herkesin gözünde kanun kaçağıdır. Bazı yakınlarını polis zaten ziyaret etmiş ve yerini bildirmelerini istemiştir. Bu durumda kendisine yardım edecek insan sayısı fazla değildir.
İlk kapısını çaldığı dostları tarafından sıcak karşılanmaz. Mustafa’yı bencil davranmakla suçlarlar, öğretmen bir arkadaşı “(h)iç hakkın yok, yakınların için tehlikeli olmaya. Sen solcu olabilirsin, bundan gelecek zararları da kişi olarak göze alabilirsin ama... senin gibi düşünmeyenlerin tehlikeyi göze almalarını istemezsin gül hatırın için!” diye çıkışır. Bir diğeri onu çıkarcılıkla suçlar: “Sanatta toplumcu... Öğretmenlikte günün adamı... Nasıl uzlaştırıyorsun ikisini?” Yine aynı kişi, “suçunun karşılığı ne ise yasalara göre, bu cezayı tek başına çekmen gerekir... Buna ne çocuğunu, ne karını, hatta ne arkadaşlarını ortak etmeye hakkın var!” diye azarlar Mustafa’yı. Bazıları onu yakalatmayı vatandaşlık görevi olarak düşünürler, bazıları da polise şeref sözü verdikleri için yardım edemeyeceğini söyler.
Neyse ki kahramanın güvenebileceği dostları da çıkar; veresiye vermeye hazır tanıdık esnaf ve güleryüzle karşılayan kıraathane sahibi bunlar arasındadır. Asıl sorun, güvenilir dostları da parasız günler yaşamaktadır. Romanın geri planında İkinci Dünya Savaşı’nın en kanlı günleri sürmekte, tüm dünya ile birlikte Türkiye ’de de büyük yoksulluk ve yokluk çekilmektedir. Bir yandan özgürlük kısıtlamaları, diğer yandan yokluk hayatı zorlaştırır. Avrupa’da artan faşist baskı Türkiye’de kendini hissettirmeye başlar; Hitler’e özenen ırkçı ve Turancı gruplar gün geçtikçe güçlenirler. Rıfat Ilgaz insan ilişkilerindeki gariplikleri hissettirir: güvensiz ortam muhbir yaratır, muhbirler de sonunda paranoyaklar yaratır. Mustafa haklı olarak şüphe duyar çünkü aile fertleri bile takip ediliyordur.
Geri planda sadece dünya savaşının seyri ve çökmekte olan faşist diktatörlükler değil, o dönemin Türkiye’sindeki olaylar da yer alır. Tam o günlerde (Nisan 1944) Nihal Atsız başbakan Şükrü Saraçoğlu’na açık iki mektup yazmış, Sabahattin Ali, Pertev Naili Boratav gibi yazarları komünistlik yapmakla suçlamıştı. Ayrıca dönemin Milli Eğitim bakanı Hasan Âli Yücel’in de onları koruduğunu ve bu yüzden istifa etmesi gerektiğini söylüyordu. Ilgaz, mektupların içeriğini, yarattıkları tepkiyle ele alıyor. Yazar ve aydınların kolayca hedef gösterildiği ortamı çok gerçekçi bir bakışla aktarıyor romanında.
‘Karartma Geceleri’ bir yönüyle siyasi karmaşayı belgeleyen bir metin fakat diğer yönüyle başarılı bir kurgu. İlk başta gerçeklikle bağlantılar, kurgusal değerini arka plana itiyor ancak romanın son bölümlerinde, gerek giriş bölümüne dönüş, gerek bazı karakterlerin yeni anlam kazanması farklı boyut kazandırıyor anlatıya. Toplumsal gerçekçi akımın önemli eserlerinden biri sayılan romanda, kahraman Mustafa asla didaktik olmaz. Bir dünya görüşü sunar okura fakat “Henüz solcu olup olmadığımı bilmiyorum” der. Tek istediği halkın daha eğitimli olması ve çektiklerinin ayrımına varmasıdır. “Halk kendi gücünün farkına varırsa, kaderine öylesine razı olmaz” fikrini savunur.
Romanın belgesel yanının önemli olduğunu söyledikten sonra hemen kurgusal bazı özelliklerinden de bahsetmek gerekir. Yazarın bazı simgeleri roman boyunca belli aralıklarla kullanması kahramanın derin arzularının bir göstergesi haline gelir. Roman boyunca kullanılan simgelerden biri çaydır. Ülkede çay ve kahvenin bulunmadığı bir dönem olduğu için, çay yerine ıhlamur, kahve yerine de nohut kahvesi içilir. Arada sırada sıcak koyu demlenmiş bir çay Mustafa’nın adeta evi olur. Bunu hep en yakın dostların yanında, sıcak ortamda bulması rastlantı değildir. Agop ne zamandır sakladığı demlik çayı o gelince demler. Bir başka gün, hapisten yeni çıkmış arkadaşı şöyle anlatır: “Düşün Mustafacığım, böyle bir yerde bir bardak çayın ne demek olduğunu bir düşün! Güzel demlenmiş bir çayın anlamını yani...” Buz gibi soğuk, ıslak İstanbul sokaklarında en çok özlem duyduğu şey, sıcaklıktır. Çay hem sıcaklığı hem de dostlarla çay eşliğinde sohbeti simgeler.
Rıfat Ilgaz, ‘Karartma Geceleri’ni 1974’de yayımlamış, yani yaşadığı benzer olayların üzerinden otuz yıl geçtikten sonra. Ancak romanda bazı bölümler öylesine detaylı anlatılıyor ki, bunların o günlerde not edildiğini düşündürüyor. Hatta belki bu romanı yazacağını bilerek, yıllar boyunca zihninde yeniden yaşatıyordu her sahneyi. Romanın anlattığı dönemi bilmeyen ama yazıldığı dönemi bilen bir okur olarak, siyasi ortamın pek farklı olmadığını kolayca söyleyebilirim. Çay değilse bile kahve bulunmazdı, başka bir çok gereç eksikliği ile birlikte özgürlük kısıtlamaları konusunda gelişme fazla değildi. Yine de anlatılan 1944 yılından farklı bir ortam vardı. Örgütlenme içinde birey kendini muhtemelen roman kahramanı Mustafa kadar yalnız hissetmiyordu. Elbette bir dönem hakkında önemli bilgilerle dolu bir metin fakat sadece belgesel değeri için değil, güzel bir roman olduğu için de okunmalı ‘Karartma Geceleri’.

KARARTMA GECELERİ
Rıfat Ilgaz
Çınar Yayınları, İş Bankası Kültür Yayınları
2011, 269 sayfa, 12 TL.