Okuduğum kitaplar

Okuduğum kitaplar
Okuduğum kitaplar
Haber: SELİM İLERİ / Arşivi

Üç pazar önce Yiğit Bener bana bir kitap armağan etti: ‘Açık Pencere’ (Kırmızı Yayınları). Erhan Bener kaleme almış. ‘Açık Pencere’, Erhan Bener’in son eseri, yazarın ölümünden sonra yayımlanmış.
Erhan Bener çok sevdiğim bir romancıydı. Yıllar önce ‘Loş Ayna’yı, ‘Kedi ve Ölüm’ü, ‘Baharla Gelen’i çok severek okumuştum. ‘Baharla Gelen’ askerlik dönemine dair edebiyatımızda ilk roman. Sonra ‘Yalnızlar’ ve ‘Ölü Bir Deniz’ de çok sevdiğim romanlar.
Hikâyeci Erhan Bener’i unutmuyorum. Bazı uzun hikâyeleri sarsar okuru. Ne var ki Erhan Bener’in hep hakkı yendi. ‘Loş Ayna’, örnekse, dönemi için hem teknik açıdan, hem üslûbuyla yetkin bir romandı. Üzerinde yeterince durulmamış bir yetkin roman...
‘Açık Pencere’ günceyle deneme arasında bir eser. Ölümcül hastalığa yakalandığını bilen yazar, yaşamak için yazıyor ya da yazmak için yaşadığını son kez söylüyor. Dünyaya bakış, dünyayı alımlayış, yılların süzgecinden geçmiş düşünce ve duyuşlar. Ölümün eşiğindeki yaşama direnciyle Erhan Bener sizi adamakıllı sarsıyor.
‘Açık Pencere’den öğrendim: ‘Loş Ayna’ ilk basılışında eksik püksük yayımlanmış. “‘Loş Ayna’ romanımın Varlık Yayınları arasında çıkan ilk baskısında, eşcinsel bir kahramanla ilgili kimi bölümlerle gizli örgüt kuran gençlerle ilgili bölümler yayınevince, bana danışılmadan, haber bile verilmeden çıkarılmıştı. Romanın bütünü daha sonra yapılan baskılarda kitaba eklendi.” (Besbelli, yeniden okumak gerekiyor ‘Loş Ayna’yı.)
Bayram sonunda sevgili Derviş Şentekin’in ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi’sini (Kırmızı Kedi Yayınları) okudum. Bir yıl kadar önce Derviş bana bir roman yazdığını söylemişti. Üç dört ay sonra sordum; “Yazmıyorum, bıraktım” dedi. Öyle anlaşılıyor ki, gizli gizli çalışıyormuş. (Alacağı olsun!)
Edebiyata gönülden bağlılığını tanıklıklarımla bildiğim Derviş Şentekin daha ilk romanında durmuş oturmuş bir yazar kimliğinde. ‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi’ bir polisiye roman. Ama anlatış ve dil açısından ayrıca edebî değer taşıyor. Bizdeki polisiye romanların çoğunda görülen özensiz anlatış, sadece gerilimle yetinme Şentekin’in eserinde karşımıza çıkmıyor. Baştan sona sürüp giden bir ‘kar yağışı’ motifi var ki, yazar, her defasında sanki yepyeni bir kar yağdırmış.
‘Beş Parasızdım ve Kadın Çok Güzeldi’, polisiye çizgisini koruyarak, psikolojiye ve Türkiye ’de yakın dönemin siyaset karanlığına açılıyor. Etkileyici tahliller ve yorumlarla bezeniyor. Derviş Şentekin’e romanımıza hoş geldin demek isterim.
Philip Mansel adını ‘Konstantiniyye’yle duymuştum. Önceki yaz hayranlık duyarak okuduğum ‘Konstantiniyye’ için çok yazmak istedim; fakat bir türlü fırsat olmadı, yazamadım. Şimdi yine Philip Mansel imzalı ‘Levant’ı (Everest Yayınları) yine hayranlık duyarak okuyorum.
‘Levant’ın bir alt başlığı var: Akdeniz’de İhtişam ve Felâketler. Eseri dilimize Nigâr Alemdar kazandırmış. Pürüzsüz bir çeviri.
Philip Mansel ayrıntıların tarihçisi. İzmir, İskenderiye, Beyrut derken ayrıntılar denizine açılıyorsunuz. Tam, denizlerde kaybolacağım kaygısına kapılmışken, Mansel rotayı çiziveriyor. Sadece İzmir (Smyrna) bölümünden öğrendiklerimi buraya aktarmaya kalksam, sayfalar sürer. Mesela, İkinci Mahmud’a “gâvur sultan” sıfatının takıldığından haberim bile yoktu.
‘Levant’ beni başka açıdan da ilgilendiriyor: Doğu ve Batı, İzmir’de, İskenderiye ve Beyrut’ta –hiç değilse bazı dönemlerde- birleşmiş mi, “birlikte yaşamak” gerçekleşmiş mi, yoksa hep bir rüya olarak mı kalmış, Mansel’den iz sürerek, acı bir macera romanı gibi okuyorum. Altı yüz küsur sayfalık ‘Levant’ı henüz bitirmedim. Bununla birlikte “birlikte yaşamak” için hangi sancıların çekildiğini, yarın da çekileceğini enikonu duyumsadım.
Çalışma masamda başka güzel kitaplar var. Galiba Kitap Fuarı’nın da etkisiyle yayınevleri ekim sonu-kasım başı hep hızlanıyor. Sayfalarını karıştırıyorum masamdaki kitapların; açgözlülük etme!, sırayla-sırayla diyorum...

Gündeş öneriler:
Kelimeler ve Kader, Esra Yalazan, Timaş Yayınları, 2011.