'Okurlarımla bir dil yakaladık'

'Okurlarımla bir dil yakaladık'
'Okurlarımla bir dil yakaladık'

Canan Tan.

Canan Tan: 'Çeşitli üniversitelerde kitaplarımın neden bu kadar yaygın okundukları incelendi. Yaşadığımız toplumu derinden etkileyecek konular, sürükleyicilik ve arı bir dil. Sonuç olarak söylenen bu oldu. Sanırım okurlarımla büyülü bir dil yakaladık'
Haber: ELİF EKİNCİ - elif.ekinci@radikal.com.tr / Arşivi

Hem çok satan hem de çok rastlanan kitaplardan Canan Tan’ın kitapları. Her an, her yerde karşınıza çıkabiliyorlar. Küçük kuzeninizin çantasında, annenizin başucunda, anneannenizin elişi çantasında... Her yaştan insanın elinde görebiliyorsunuz onun kitaplarını. Ama en çok da, çok satan listelerinde gözümüze çarpıyor ismi. ‘Piraye’, ‘En Son Yürekler Ölür’, ‘Yüreğim Seni Çok Sevdi’ gibi çok satan kitapların yazarı Canan Tan, şimdi bir baba-kız ilişkisine odaklandığı kitabı ‘İz’le tekrar gündemde. Canan Tan’la, listelere tepeden bir giriş yapacağa benzeyen, bir baba-kız ilişkisine odaklandığı yeni kitabı ‘İz’i konuştuk... 

Yeni romanınız ‘İz’in odağında bir baba-kız ilişkisi var. Bunu yazarken ilham aldığınız birileri oldu mu?
Romanlarımda kişileri bire bir anlatmıyorum. Kahramanlarım, sizden, benden, çevremizde yaşayan insanlardan izler taşıyan birer sentez. Toplumda farklı baba-kız ilişkileri yaşanıyor. Kimi sıradan, alışılagelmiş, kimi sancılı. Tutku derecesine varan sevgi ve düşkünlükler de var, tutuk ve ifade edilemeyen, yüreklere gömülmüş, üstü örtülen duygular da var. Ya da kaçınılmaz pişmanlıklarla, keşkelerle örülü ruhsal çalkantılar da. Belki, kendi ilişkilerimin belli belirsiz izdüşümleri. Örneğin, babam da Vedat Karacan gibi kapalı bir kutuydu. Hatta tuttuğu takımı bile ömür boyu sakladı! 

Romanlarınızın başkahramanları genellikle genç kadınlar. Bunun bir sebebi var mı?
Bütün kitaplarımda başrolü kadınlar oynamıyor. Özellikle öykülerimde pek çok erkek kahramanım var. Mizah öykülerimin çoğu da erkek ağzından yazılmıştır. Feminist söylemli bir yazar değilim. Benim için önemli olan, insan faktörü, cinsiyet ikinci planda. Romanlarımın, kurguları gereği kadın kahramanlı oluşu, bundan sonrasında erkek ağırlıklı öyküler, romanlar yazmayacağım anlamına gelmiyor tabii. ‘İz’de ise durum biraz farklı. Yaşanan olaylar kişilerin önüne geçiyor. Verda karakteri, anlatılanların örgüsü içinde üzerine düşeni yapan oyunculardan biri yalnızca. Onu farklı kılan, anlatıcı konumunda olması. 

Kitaplarınızı çok satan listelerinde görmek artık sürpriz olmaktan çıktı. Çok satan, çok okunan bir yazar olmak üzerinizde bir baskı yaratıyor mu?
Ben aslında çok satan yerine çok okunan denmesinden yanayım çünkü satış rakamları fazla ilgilendirmiyor beni. O rakamlar bire bir gerçeği yansıtmıyorlar zaten. Alınıp okunmadan bir kenara bırakılan kitaplar, korsan satışların ölçüye vurulamaması ezber bozuyor. 2010’da, Türk Kütüphaneciler Derneği’nden, kütüphaneler bazında yılın en çok okunan yazarı plaketini aldım. Değerli bir ödül olmanın yanında, önemli bir göstergeydi benim için çünkü kütüphane okuru, gerçekten okumak için alır kitabı. Çok okunan, geniş kitlelere ulaşabilen bir yazar olmak, sorumluluk yüklüyor haliyle ama stres yaratmıyor. Bildiğim yolda yürüyorum. Galiba o yol, kendiliğinden daha iyiye taşıyor beni. 

Peki, siz çok okunmanızı neye bağlıyorsunuz?
Hiçbir yazar, çok satma kaygısıyla yola çıkmaz, çıkmamalı da. Doğru olan bu. Ancak, emek verdiği eserin çok okunmasını istemeyen yazar yoktur sanırım. Her ne kadar “birileri” aksini iddia etse de! Kendi adıma konuşursam, bu konuda hiçbir zaman iddialı olmadım. Birdenbire kitaplarımı listelerin başında görmeye başladım desem yanlış olmaz. Yani bu durumun püf noktası falan yok. “Okur istedi, böyle oldu,” diyerek basite indirgemek de istemem. Çeşitli üniversitelerin edebiyat bölümlerinde tez konusu oldu kitaplarım. Neden bu kadar yaygın okundukları incelendi. Yaşadığımız toplumu derinden etkileyecek konular, sürükleyicilik, akıcı, sade ve arı bir dil. Sonuç olarak söylenen bu oldu. Sanırım okurlarımla beraber, duygusal ve düşünsel paylaşımla anlaşabileceğimiz büyülü bir dil yakaladık. 

“Anlaşılır bir dil” önemli bir etken mi bu konuda?
Neden yazar insanlar? Okunmak için değil mi? Geçenlerde bir kitap ekinde okuduklarıma inanamadım. “Yoksa siz, anlaşılır olmak için mi yazıyorsunuz?” diye soruyorlardı bir yazara. Anlaşılır olmak bir hata, bir suçmuş gibi. Çok okunan yazarlara gönderme yapılıyordu bir bakıma. Kibarca bir göndermeydi bu. Daha beterleri de vardı geride. Yalnız bana değil, benzer konumdaki diğer (özellikle kadın!) yazarlara da hakarete varan, belden aşağı vuran, ne var ki karşısındaki hedefi küçültmeye çalışırken farkında olmadan kendisini küçülten ifadeler. Edebiyatın edeple yapılması gerektiğini unutmuş kişilerin ağzından çıkmış incitici sözler. 

Sık aralıklarla üreten birisiniz. Romanlarınızdan önce araştırmalar yapmaya vakit ayırabiliyor musunuz?
İnceleme ve araştırma yapmak, romana başlamadan önceki dönemin vazgeçilmez süreçlerinden. Ancak önce öykünün kafamda oluşması gerekiyor. Karakterler beliriyor ardından. Aylarca -bazen ‘Piraye’de olduğu gibi yıllarca- benimle beraber yaşıyor öyküler. Masa başı yazarlarından değilim. Özellikle konunun derinlemesine incelenmesi gerekiyorsa, uzunca bir süre araştırma yapmak zorunda kalıyorum. Mükemmeliyetçi bir yapım var. Özel ihtisas konularında bile en ufacık bir yanlış yapmamak için paralıyorum kendimi. Çabam, sıfıra yakın yanlışla okurlarıma ulaşabilmek. 

Roman harici türlerde de ürünler vermiştiniz. İlerisi için de yine roman haricinde bir tür projeniz var mı?
Değişik türlerde yazmayı seviyorum. Türden türe atlamak dinlendirici oluyor. Şu anda farklı bir proje var kafamda. Yalnızca erkek kahramanların öykülerinden oluşan, onların duygusal ve düşünsel dünyalarına ışık tutacak bir öykü kitabı. Ama yazmaya başlamadan önce, tüm öyküleri benliğimde canlandırmam ve yaşatmam gerekiyor.

Ne yazdıysa çok sattı
Canan Tan, Ankara ’da doğdu. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’nden mezun oldu. Farklı edebiyat türlerindeki yarışmalarda birçok derece ve ödül aldı. 1996’da, İnkılâp Kitabevi’nin Aziz Nesin Gülmece Öykü Yarışması’nda basılmaya değer görülen ‘İster Mor, İster Mavi’ adlı kitabıyla, Türkiye ’de mizah öyküleri kitabı olan ilk kadın yazar unvanını aldı. BU Yayınevi’nin çocuk öyküleri yarışmasında, Rıfat Ilgaz gülmece öykü yarışmasında derecelerinin yanı sıra, 1999’da, 10. Orhon Murat Arıburnu ödüllerinde uzun metrajlı film öyküsü dalında birincilik ödülünün sahibi oldu. İzmir Yeni Asır gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Altın Kitaplar’dan çıkan romanları; ‘Piraye’, ‘Eroinle Dans’, ‘Yüreğim Seni Çok Sevdi’ ve ‘En Son Yürekler Ölür’, çok satan listelerinde uzun süre kaldı.

İZ
Canan Tan
Altın Kitaplar
2011
400 sayfa
18 TL.