Okuru hazırlıksız yakalayan roman

Okuru hazırlıksız yakalayan roman
Okuru hazırlıksız yakalayan roman
Harvard'da öğretim üyesi olan, çoğu kişi tarafından İngiltere'nin en önemli edebiyat eleştirmeni olarak kabul edilen James Wood, 'Kurmaca Nasıl İşler?'de, roman sanatının okuru hazırlıksız yakalayan dehasını inceliyor. 'Gerçekçi edebiyat' yerine 'hakiki edebiyat'ı öneriyor
Haber: KAYA GENÇ / Arşivi

Romancının naaşını kaldırmak, eleştirmene düşer. Önünde uzanan hareketsiz gövdeye otopsi uygular; aynı zamanda cesedin tarihçisidir, yaşadığı her şeye, çevresindekilerle (şimdi onlar da birer cesettir) ilişkilerine aşinadır. Sartre’ın hatırlattığı gibi entelektüel, öncelikle bir ölü-sevicidir; çevresindeki canlı hayatı değil, ölülerin sözcüklerini tüketir. James Wood, her romancının naaşını kaldırmasını isteyeceği bir otopsi görevlisi, ne de olsa kendisi son on yılın en tartışmalı ama dikkatli edebiyat eleştirmenlerinin başında geliyor.
‘Kurmaca Nasıl İşler?’, yirmi yedi yaşında Guardian gazetesinin edebiyat başeleştirmeni olan, yirmi dokuzunda en prestijli İngiliz edebiyat ödülü Booker’ın jürisinde görev alan Oxford mezunu James Wood’un dördüncü kitabı. Wood, kendi romancılar tapınağının gözde isimleri Saul Bellow, Vladimir Nabokov, Çehov, Tolstoy, Kafka, Naipaul ve pek çok başka yazar üzerine denemelerini topladığı iki kitap dışında Book Against God romanını 2003’de yayımladı. Ancak okurları, takipçileri bilirler: Wood’un asıl yeteneği, başkalarının romanlarından, kendi romanının kahramanları ve temalarıymışçasına bahsedebilmesindedir. Bir metni konuşturmak, bir sıfata bir tutam ışık düşürmek, bir ceviz kıracağını aniden başka bir anlamıyla bize göstermek, bir romancınınkine çok benzeyen eleştiri yeteneğinin alametifarikasıdır. Sözdizimini tarif ederken ağır ağır karanlık çöken bir manzarayı anlatıyor gibidir -fiillere, karanlık gecede ışıldayan uykusuz evlermişçesine bakar. Wood, belirteç kullanımında şaşırtıcı bir ustalık sergiler; hangi romancının neyi nasıl yaptığını, yazma fiilini, tarif etme anını en kusursuz, Flaubert’in terimiyle söylersek mot juste’la (tam doğru ifadeyle) önünüze seriverir. 

‘Tam öyle değil’
Bu 123 bölümlük metin, İngilizcenin büyük üslupçusu John Ruskin’e bir selamla açılıyor. Ruskin, dilimize çevrilmemiş (artık İngilizcede dahi tamamını bulmakta zorlanacağınız) dört ciltlik Modern Ressamlar başlıklı çalışmasında, resim sanatını inceleyen bir eleştirmen gibi değil, resim yapan bir sanatçı gibi yazar. Wood’un çok temel bir soru üzerine kurulu kitabında (romanda gerçekçilik nedir?) yaptığı da, farklı değil. Roman yazmakla ilgili burada bir teknik önerilmiyor; itinayla, roman yazma ilhamı veriliyor. Aklı başında hiçbir ressam Ruskin’in tavsiyelerini ciddiye almazdı ama onu okuduktan sonra Turner’ın tablolarını görmeyi istemeyen hiçbir okur da herhalde yoktur. Wood’un romanda gerçekçilik, karakter, diyalog, ayrıntı, dil üzerine yoğunlaşan metninin arkasındaki fikir, adı ‘Kurmaca Nasıl İşler?’ olan bir kitaba yönelik beklentilerinizin asla karşılanamayacağı, öncelikle. Yani iyi romanın bir özü, ulaşılacak bir formülü, tekniği yoktur; roman, hep iyi roman olarak adlandırılan klişenin bir adım ötesindedir, yani Wood’un sevdiği bir tabirle, daima ‘not quite’/‘tam öyle değil’dir. Derrida’nın differance kavramını akla getiren bu ontoloji, roman sanatını ‘ dünya ’ denilen ve medya-siyaset tarafından kurulan soyut söylemle ‘temsil’ denilen ve ‘dünya’nın bir yansıması olduğu varsayılan ikinci katmanın ötesinde, bir üçüncü katmana yerleştirir. Wood’un argümanına göre roman, bir hayal etme, ‘öteki’nin öteki oluş biçimini deneyimleme çabasıdır. Romancının ‘öteki’ne yaklaşımı, onun yerine geçmesiyle veya onun yerine düşünmesiyle değil, onun o olma biçimini, onun ‘oluğunu’ yeniden yaratacak sempatiyi kurabilmesiyle şekillenir.
Gerçekçi romana karşı son kırk yılda getirilen eleştirilere karşı, bu yüzden James Wood savunmacı bir konumdadır. Gerçekçi edebiyatı gerçekçi olmadığı için savunanlara karşı sözünü sakınmaz; gerçekçi edebiyatı aptalca bulanlar, aptallardır yalnızca. Zekice olan, her dönemin kendi gerçekçi edebiyatını ürettiğini görebilmektir; Flaubert’in en ünlü erkek kahramanı Frederic Moreau’nun Duygusal Eğitim romanında Paris sokaklarında yaptığı yürüyüş, bu yüzden Yeni Romancıların ilham kaynağı olur. Karakterin öldüğü, insanların ruhsuz makinalara dönüştüğü Alain Robbe-Grillet romanlarında da, Wood’un beğendiği bir roman ontolojisi üzerine düşünme çabası vardır. Marifet hep klişenin bir metre ötesindeki alanı hayal etmekte, gerçekçiliğin anlamını bir metre ileri çekebilmektedir. 

Buyurun kurmaca evine
Daha önceki kitaplarında, daha çok Zadie Smith veya John Updike gibi medyanın çok sevdiği ana akım, deneysellikten kaçınan yazarlar üzerine denemeleri çoğunluktaydı; burada B.S. Johnson gibi modernizm sonrası İngiliz romancılarından Roland Barthes ve Rus formalistlerine dek, Wood’un giriştiği diyalog genişliyor. Pek çok penceresi ama ancak ‘iki veya üç’ kapısı olduğunu söylediği kurmaca evi, yani roman sanatı üzerine kabul edeceği şeylerin sayısı da artıyor. ‘Hiçbir şey üzerine bir roman’ yazma hayalleri kuran Flaubert kadar muhabirlerine sipariş edeceği yazıların vuruşlarını, onlara vereceği telifleri, sayfa planlarını ve gazetesine dair daha pek çok ayrıntıyı kafasında planlayan bir editörün diliyle sayfalarca yazan David Foster Wallace’ı da kurmaca evine buyur ediyor.
V.S. Naipaul’ün ‘Bay Biswas İçin Bir Ev’ romanında dil kullanımı üzerine yazdıklarına, bir Naipaul cümlesindeki sözcükleri tasnif ederken romancının niyetlerinden bahsetme biçimine ancak hayranlık duyabiliyorsunuz; Saul Bellow’un ‘ticari uçakların olmadığı dönemin yazarları’ Tolstoy veya Proust’un yapamadığını yapıp şehirleri gökyüzünden yazdığı bölümleri anlatışını analiz ettiği bölümün kendisi de, başdöndürücü. Henry James’e toz kondurmuyor, Muriel Spark’ı tutkuyla seviyor ama on yıl önce, adını ilk defa duyurduğu günlerde olduğu gibi tapınağının en büyük yazarı hâlâ Çehov.
Ne kadar Fransız kuramcılarla konuşarak yazılmış olsa da sonuçta İngiliz bilgiçliğinin damgasını elbette üzerine taşıyan (‘Batı edebiyatı’nın dışına hiç bakmayan) bu kısa ve çok iyi yazılmış kitap, gerçekçi roman yerine bir başka kavramı, ‘hakiki roman’ı öneriyor. Bir metafor, insancıllığıyla gözlerimizi nasıl yaşartır? Tek bir sözcük, görünüşte önemsiz bir sıfat, bir karakteri nasıl trajik biçimde unutulmaz kılar? Romancının, karakterlerin, söylemlerin sözcükleri birbirlerine nasıl karışır ve ne tür bir büyücülük sonucunda tam olarak kimseye ait olmayan bir cümle, herkesin malı olur? Hangi romancı, naaşının aklı bu sorularla meşgul bir görevli tarafından kaldırılmasını istemez ki.

KURMACA NASIL İŞLER?
James Wood
Çeviren: Ekin Bodur
Ayrıntı Yayınları
2010
160 sayfa
10 TL.


    ETİKETLER:

    Dünya

    ,

    Guardian

    ,

    Cunda

    ,

    kitap