Olağanüstü maceralar

Olağanüstü maceralar
Olağanüstü maceralar
'Çarli'nin Çikolata Fabrikası'nın yazarı Roald Dahl iyi bir hikâye anlatıcısı, kara mizah ustası ve son fetişistiydi
Haber: SAMED KARAGÖZ / Arşivi

Gelmiş geçmiş en büyük hikâye anlatıcılarından Roald Dahl (1916-1990)’un otobiyografik iki eseri yayımlandı: ‘Küçük Adam Büyürken’ ve ‘Tek Başına’.
Roald Dahl’un (Dol olarak telaffuz ediliyor ve Norveççede vadi anlamına geliyor) eserlerini iki ana kategoride incelemek mümkün. Yetişkinler için yazdığı eserler ve çocuklar için yazdığı eserler. Bazı eserleri her iki türe de uysa da genel olarak eserlerini incelerken bu çerçeveyi göz önüne alacağım.
Yetişkinler için yazdığı eserlerin neredeyse tamamı, kaldı ki bir tanesi roman diğerleri hikâye kitabı, bir şekilde beyazperdeye aktarılmış durumda. Hatta bazılarının farklı versiyonları da mevcut. Dahl’un yetişkinlere yönelik eserlerinin en büyük özelliği hikâyelerin son cümleleri için büyük enerji harcaması ve bütün hikâyeyi sadece o son cümleler için yazmasıdır. Penguin Yayınları işte tam bu yüzden yayınevinin 70. yılı için yaptığı seride Roald Dahl’un hikâyelerinden oluşan kitaba ‘Umulmadığın Tadı’ adını vermiştir. Bu özelliğinden dolayı rahatlıkla son fetişisti olarak adlandırılabilir. Bunun dışında Dahl bir kara mizah ustasıdır.
Çocuklar için yazdığı eserlerde ise babasız büyümesinden adeta hıncını alarak çocukları mümkün olduğunca mutlu kılmaya yönelmesinin izleri rahatlıkla görülebilir. Birçok kitabındaki kahramanlar yetim ve/veya öksüz olması yaşadıklarının kitaplarına yansımasıdır. Annesi her ne kadar babasının yokluğunu ona hissettirmemeye çabalasa da tüm dünyada en fazla bilinen çocuk kitabı hiç şüphesiz ‘Çarli’nin Çikolata Fabrikası’dır. İlki 1971 yılında olmak üzere iki kez sinemaya aktarılmış olan bu eser Dahl’un dünya çapında tanınmasına yol açmıştır. Serinin devam kitabı olan ‘Çarli’nin Büyük Cam Asansörü’ onun hemen peşinden gelmektedir. 

Büyüyen küçük adam
Aile köklerinden başlayıp kendi çocukluk günlerini anlattığı ‘Küçük Adam Büyürken’e Dahl şu sözlerle başlıyor: Bu kitap bir özyaşamöyküsü kitabı değil. Ben hiçbir zaman yaşamımı anlatan bir kitap yazmak istemedim. Öte yandan, okulda küçük bir çocuk olarak geçirdiğim günlerde ve okuldan hemen sonra başımdan öyle şeyler geçti ki bunları hiçbir zaman unutmadım. Bunların hiçbiri önemli sayılmaz. Öte yandan her olay bende o kadar büyük izler bıraktı ki bunları asla aklımdan çıkaramadım. Her biri, aradan elli, kimi zaman da altmış yıl geçmiş olsa bile belleğime kazınmıştır. Bazıları gülünç. Bazıları acıklı. Bazıları ise çirkin. Ayrıca hepsi de gerçekten yaşanmıştır.
Bu kitabı okurken Dahl’un çocukluğundan itibaren yazar olmak için anılar biriktirdiğini, maceralara atılmaktan hiç çekinmediğini rahatlıkla anlayabiliyor insan. Ayrıca çocukluğu boyunca çektiği sıkıntıları da gözler önüne sererken çocuk edebiyatından nasıl bu kadar başarılı olduğunun izleri de açığa çıkmış oluyor.
Artık yirmili yaşlarında olan Dahl’un Afrika maceralarının yer aldığı ‘Tek Başına’ adlı otobiyografik kitabında ise ilk başlarda çalıştığı Shell şirketindeyken neredeyse bütün Afrika’yı dolaşması ve daha sonra patlak veren İkinci Dünya Savaşı nedeniyle ilk başta gönülsüz olarak asker olması sonraları Kraliyet Hava Kuvvetleri’ne gönüllü olarak katılmasıyla birlikte yaşadıklarını anlatıyor.
1942 yılının ocak ayında Washington DC’de hava ataşesi yardımcısı olarak göreve başlamıştır. Ve bir gün, masanın başında biten bir adam, fısıltıyla” İşinize engel olduğum için özür dilerim” der. Dahl’sa “Sorun değil, buyrun” diyerek sandalyeyi gösterir. Adam “Adım Forester” der, “Cecil Scott Forester”. Dahl şaşırmıştır ve kekeleyerek sorar: “Şaka etmiyorsunuz, değil mi?” “Hayır” diye cevap verir, ufak tefek adam.
Dahl yıllardır kitaplarını hayranlıkla okuduğu ve onun romanında uyarlanan Afrika Kraliçesi ortalığı kasıp kavurmaktayken Forester’ı birdenbire karşısında görünce afallamıştır: ”Bu büyük yazarın benimle ne işi olabilir?” Ama merakı fazla sürmez. Forester artık yeni maceralar yaşamıyordur ve yazacak konu bulmakta zorlanmaktadır. Dahl’un savaşa katıldığını ve uçağının düştüğünü öğrenmiştir. Forester “Bay Dahl, sizin yardımınıza ihtiyacım var. İsterseniz yemeğe çıkalım ve orada konuşalım” der. Dahl bu teklifi memnuniyetle kabul eder. Yolda yürürlerken Britanyalı yazar konuşmaya başlar: “Artık yapabileceğim tek şey Amerikan gazete ve dergilerinde İngiltere ile ilgili yazılar yazmaktan ibaret. Saturday Evening Post dergisiyle bir anlaşma yaptım, yazdığım her şeyi basmaya hazırlar. Bana yaşadığınız en ilginç olayı anlatın ve ben de onu hikâyeleştireyim. Biliyorum ki başınızdan Hava Kuvvetleri’nde çok ilgi çekici olaylar geçti, çatışmalara girdiniz, uçağınız düşürüldü.”
Dahl hâlâ şaşkın: ”Benim konumumda olan birçok pilot var. Niye bana geldiniz?” Forester da “kişilerin bir önemi yok ki[!] önemli olan sizin şu anda burada bulunmanız. Ve Amerika’nın savaşa yeni girmiş olduğunu da hesaba katarsak, okyanusun bu yakasında ender bulunan bir malzemesiniz, siz, bir Zümrüdüankasınız.”
O esnada lokantaya gelmişlerdir. Burası Washington’ın lüks lokantalarındandır. Yemekte füme somon balığı ısmarlarlar. Ana yemek olarak da yanında sote sebze ve patates kızartması konulmuş, üzerine koyu bir sos dökülmüş olarak servis edilen kızarmış bir ördek sipariş eder Forester. Kişinin tüm dikkatini kullanarak yemesi gereken bir yemektir bu. Yemekler gelmeden önce Dahl macerasını anlatmaya başlamıştır, yazar da kurşun kalemle not tutmaktadır. Dahl, Libya çöllerinde uçağının arıza yaparak yere çakılışını filan anlatmaktadır. Bu sırada kraliyet mutfağından gelmiş izlenimi uyandıran yemekler masadaki yerlerini almıştır.
Forester bir yandan yemek yemeye ve bir yandan da Dahl’un anlattıklarını not etmeye çalışıyordur. Forester’ın acınacak derecede zor bir durumda olduğunu anlayan Dahl şöyle der: ”Şimdi not almayı bırakın da yemeğimizi yiyelim. Ben bu akşam olayla ilgili her şeyi kaydedip size gönderirim. Böylece rahatça yazarsınız. Haydi, yemeğimizi soğutmayalım.” Forester da “Sayın Dahl, gerçekten size minnettarım. Çünkü bir yandan yazıp bir yandan da bu yemeği yemeye çalışmak çok zor. Yalnız sizden bir ricam olacak lütfen bunu ayrıntılarıyla not edin. O ufak ayrıntılar çok önemlidir bizim meslekte. Ne bileyim, ayakkabılarınızdan birinin bağının çözülmüş olması, karşınızdaki insanın gözlüğüne konan sinek, konuşan adamın ön dişlerinden birinin kırık olması gibi şeylerdir bir hikâyeye havasını veren” der cevaben. “Elimden geleni yaparım” diye söz verir Dahl.
Hemen o gece, tek başına yaşadığı apartman dairesindeki masasına oturup başından geçen en acayip macerayı yazmak üzere kalemi eline alır. Başucuna, cesaret vermesi için bir kadeh portekiz konyağı koyar ama yazmaya kendini o kadar kaptırır ki, içmek aklının ucundan bile geçmez. Dahl, Forester’ın hikâyeleştirmesi için hazırladığı bu notları yazarkenki durum hakkında daha sonra şöyle diyecektir: “Hayatımda ilk defa yaptığım bu işe gerçekten konsantre olmuştum.” Not alma işini bitirince de, başlığa, matrak olsun diye “Çocuk Oyuncağı” yazar. Ertesi gün, Forester’a, yazdıklarını gönderir ve tüm bunları aklından çıkarır. Tam iki hafta sonra Forester’dan bir mektup gelir.
“Sevgili Roald Dahl; Bana yarım bir hikâye, olayın ayrıntılarını kapsayan bir müsvedde göndereceğinizi sanıyordum. Beni şaşkına çevirdiniz. “Usta” bir yazarın kaleminden çıkma bir hikâye bu. Onu, tek kelimesini bile değiştirmeden ve elbette sizin imzanızla, benim yayınevi temsilciliğimi yapan Bay Harold Matson’a gönderdim. Benim tavsiye ettiğimi bildirerek hikâyeyi Saturday Evening Post’a iletmesini rica ettim. Sanıyorum ki, şunu duymak sizi hayli sevindirecektir: dergi editörleri, hikâyenizi hemen kabul ettiler ve emeğinizin karşılığında 1000$ ödediler. Bay Matson %10 komisyonunu düştükten sonra kalan 900$’lık çek ilişiktedir. Dostum, bu para sizindir. Ayrıca Saturday Evening Post sizden yeni hikâyeler yazmanızı istiyor. Bunları okumayı ben de isterim. Bir yazar olduğunuzu biliyor muydunuz? Sizi kutlarım. C.S. Forester” Dahl hayrete gark olmuştur. “Gözlerime inanamıyorum 900$ ve hikâyemi yayımlayacaklar. İyi ama yazar olmak bu kadar basit olmamalı” diye düşünür fakat sonra şuna kanaat getirir: “Çocuk Oyuncağıydı.”